İlk İtikat Sınavımızı Hatırlayın!

Ağustos 1096, Kudüs’ün kaderi el değiştiriyor… Müslüman (!) Fatımiler, Haçlı belası ve bölgesel sorunlarla uğraşan, Müslüman Büyük Selçuklu İmparatorluğu yönetimindeki Kudüs’ü beklenmedik bir sefer düzenleyerek ele geçirdi. Bundan üç yıl sonra Haçlılar Kudüs’e ulaştı, böylece yeni dünya düzenin ilk adımları atıldı.



Fatımiler’in karşılık vermeden, direnmeden Haçlılara Kudüs’ü verdiği 15 Temmuz öğleni 1099’da Vakanüvis Raymond Kudüs fethi sırasında yaşananları şöyle kayda almış:

Görülmeye değer harika sahneler gerçekleşti. Adamlarımızın bazıları -ki bunlar en merhametlileriydi – düşmanların kafalarını kesiyorlardı. Diğerleri onları oklarla vurup düşürdüler, bazıları ise onları canlı canlı ateşe atarak daha uzun sürede öldürüp işkence yaptılar. Şehrin sokakları, kesilmiş kafalar, eller ve ayaklarla doluydu. Öyle ki yolda bunlara takılıp düşmeden yürümek zor hale gelmişti. Ama bütün bunlar, Süleyman Tapınağı’nda yapılanların yanında hafif kalıyordu. Orada ne mi oldu? Eğer size gerçekleri söylersem, buna inanmakta zorlanabilirsiniz. En azından şunu söyleyeyim ki, Süleyman Tapınağı’nda akan kanların yüksekliği, adamlarımızın bileklerinin boyunu aşıyordu.

Kutsal Topraklar o ana dek benzerine rastlanmamış bir vahşet ile kana bulandı. Kudüs’ün düşmesinden 88 yıl sonra bölge halkı Selahaddin Eyyubi ile tekrar nefes aldı. Batılıları şok içerisine düşüren Kudüs fethi üzerine bir Haçlı Seferi daha düzenlendi.

Üç kralın ve bolca soylu savaşçının yer aldığı üçüncü sefer aynı zamanda bir itikadın gürleşmesi ile aynı zamana denk gelir. Bizim hikayemiz (alternatif tarih) ise tam burada başlıyor. Akka’yı zapt eden İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard ve Salahaddin Eyyubi savaş alanında at koştururken geride başıboş bıraktıkları şehirlerde haberdar olmadıkları olaylar vuku bulmaktaydı. Tapınakçılar savaşlardan oluşan bu boşluklar sayesinde kralların arkasından gizli işler çevirmeye başladılar. Biz ise bu işlere çomak sokan kişiyiz. Hasan Sabbah’ın Suriye kolunun yöneticilerinden Raşit Sinan nam-ı diğer Al Muallim’in suikastçı müridi Altair ile kaderimiz kesişiyor ve kendisine gerçeğe (!) giden yolda yardım ediyorduk. Haçlı Seferi esnasında savaşlardan dolayı mazlumlaşan halka zulüm eden tapınakçı ve onlara hizmet eden, amaçlarından sapmış soylu kişilerin cezalandırılmasını bizzat biz üstleniyorduk…

…Şimdi Daha İyi Anladınız

Türkler’in ilk olarak Avrupa Hun İmparatorluğu’nun rüzgar gibi estiği dönemlerde Kutsal Topraklar’a geldiğini biliyoruz. Lakin ciddi anlamda toprak edinme, yurt edinme dönemi Selçuklu Sultanların’dan Tuğrul Bey’in 1070′lerin başında Kudüs’ü fethi ile başlar. Anadolu fetihleri ile paralel giden savaşlardan dolayı herkes Türkler’in bu bölgelerin yeni hakimi olacağını anlamıştı. Haliyle bölgeye gelen Türkler ve durumun idrak edilmesinden dolayı bu alanlarda Arapça kadar Türkçe de yaygın bir hal almaya başladı.

Dünya bundan sonra hilal ve yıldızı İslam ile eş saydı. Ubisoft’un bölgede kullandığı iki adet Türk bayrağı var.



Gördüğünüz bayrağın nadir de olsa bir de mavisi mevcuttur. Gök mavisi Türk bayrağı da Türkmenleri temsil etmektedir. Zira o dönemler müslüman Türklere Türkmen denmekteydi.

Ubisoft’un üzerinde Allah yazan bir sancağı taşıyan askeri oyunda öldürmek yerine İslam’ı ve bölgenin değerlerini simgeleyen bir şey bulması gerekiyordu ve tarihsel açıdan yapabileceği en doğru şeyi yaparak şu anki Türk bayrağına çok benzeyen bir sancakla oyunu bizlere sundu.

Hem Hristiyan, Hem Müslüman Hem Ateist Öldürdünüz

Oyun içerisinde büründüğünüz rol (!) gereği birçok renkten insan öldürmek zoruda kaldınız. Kimi cidden mazlumları eziyordu kimi ise düzenin bir parçası olmuş birçok şeyden habersiz efendisini koruyordu. Burada emin olun işlediğini bir hata yok. Oyun oynuyorsunuz, tarihi yaşıyorsunuz. Sadece açınız değişik.

Ben şahsi olarak oyundaki suikastçı yapılanmasını sevmeyen birisiyim. Bunun üzerine de konuşulabilir ama ayrı bir yazıda. Felsefe yaparız, fikir atarız ortaya; gizli bir örgüt mü lazım hak yiyene ders vermek için yoksa halkı örgütlemek mi? Dediğim gibi başka bir yazının içeriği bu.

Umarız akıllardaki sorulara az da olsa bir cevap verebilmişizdir. Sürç-i lisan ettiysek affola.