Galatasaray'dan İspanya'nın Valencia kulübüne transfer olan Mehmet Topal, Galatasaray'ı üzülerek bıraktığını ifade ederken, İspanya'da Türkiye'yi en iyi şekilde temsil etmek istediğini söyledi.
Mehmet Topal'ın, Türkiye Futbol Federasyonu'nun TamSaha Dergisi'ne verdiği röportaj şöyle:

Avrupa'da oynama hayalini daha önce de dile getirmiştin ama hedefinin İngiltere olduğunu söylemiştin. Şimdi rotayı İspanya'ya, Valencia'ya çevirdin. Bu sapmanın nedeni neydi? Valencia tercihinin altında hangi sebepler var?

Avrupa'nın önde gelen 10-15 takımını sırala deseniz, içlerinde Valencia mutlaka yer alır. Kararımda bu etken büyük rol oynadı. Premier Lig'in daha sert ve mücadeleli bir lig olduğu açık ancak İspanya Ligi'ni sevdiğimi de dönem dönem dile getirmiştim. İngiltere ve İspanya Ligi şu an dünyanın en kaliteli ligleri. Şimdilik İngiltere'de oynamak kısmet olmadı ama ileride bu fırsatı yakalayabileceğime inanıyorum.

Valencia'nın seninle ilgilenmesi ve teklif süreci nasıl gelişti? Bize anlatır mısın?

2008 Avrupa Şampiyonası'nda iyi bir performans gösterdikten sonra, büyük takımların bana ilgisi olacağını tahmin ediyordum. O zamanlar Premier Lig'den talibim daha çoktu. Valencia'nın da beni iki senedir takip ettiğini biliyorum. Benim İspanyol ekibine transferim belki de geçen sene bitebilirdi ama yaşadığım şanssız sakatlıktan dolayı geçici bir süre için askıya alındı diyebilirim. Yani Valencia'nın iki senedir beni transfer etmesi söz konusuydu ama bunu ancak geçtiğimiz sezon bitince yapabildiler.

Bildiğimiz kadarıyla Malatya'daki annen senin İstanbul'da bulunmana bile dayanamıyordu. Şimdi İspanya'ya gitmen konusunda ne söylüyor?

Aslında bunu sadece Malatya-İstanbul olarak değerlendirmemek gerekir. Ben çok küçük yaşta evden ayrılıp Çanakkale'ye gittim. Dardanelspor'a geçtiğimde 13-14 yaşlarındaydım. Her annenin evladını sevdiği gibi annem de beni çok seviyor. Diğer kardeşlerimi de öyle. Dardanelspor beni istediğinde, annem bir hayli zorluk çıkarmıştı ve evden ayrılmamı istememişti. Hiçbir evlâdından kopmak istemediğini söylemişti bana. Ben de yalvardım, yakardım, yeri geldi gönlünü aldım ve onu ikna ettim. O zaten her zaman beni özlediğini söylüyor ama ben de ekmek paramı futboldan kazanıyorum. Kendi hayatımı kurmam gerektiğinin o da farkında. Ancak her anne gibi o da özlüyor. İspanya'da bulunmama da alışacağını düşünüyorum. Zaten Malatya'da olan anne ve babamın yanına sık sık gidiyordum. Şimdi onları İspanya'ya sıkça getirip götürmeyi planlıyorum.

İspanya'daki başarını, futbol yeteneklerinden önce yurtdışında yaşayabilme dayanıklılığın belirleyecek. Geçmişte İspanya'ya giden oyuncularımızı hatırlarsak, Oktay Derelioğlu, Arif Erdem, Fatih Akyel, İbrahim Kaş çok çabuk geri dönüşler yaşadı. Çünkü uyum sağlayamadılar. Senin bu konuda bir ön çalışman var mı?

Ben bir işe atılmadan önce onun zor taraflarını her zaman düşünürüm. Düşünmeye hiçbir zaman olumsuz taraflarından da başlamam. Hayatımda kaldıramayacağım yükün altına hiçbir zaman girmedim. Belki daha önce başarısız olan ağabeylerimizin durumları o zaman dönmelerini gerektiriyordu. İspanya'ya adapte olamayacağımı düşünsem bu transferi kesinlikle onaylamaz ve Valencia'ya gitmezdim. Hiçbir şeyden çekincem ya da korkum yok. Çocukluğumdan beri ailemden ayrıyım. Hayata karşı çok güçlü mücadeleler verdiğimi düşünüyorum. Amacım Valencia'da iyi maçlar çıkartıp, ülkemi en iyi şekilde İspanya'da temsil edebilmek. Tabii baktığınız zaman bir dil problemi var. Ancak futbolun ortak dili olduğuna inanıyorum. Yine de hedefim kısa süre içerisinde İspanyolca öğrenmek. Böylece ülkedeki insanlarla iletişiminiz ve kültürel adaptasyonunuz kolaylaşıyor. Bunun yanı sıra derdimi anlatabilecek kadar da İngilizce biliyorum. Onu da geliştireceğim.

Bir futbolcunun İspanya'daki yaşamı hakkında en bilgili insan Nihat Kahveci olmalı. Milli Takım kampında da Nihat'la beraberdiniz. İspanya hakkında onunla bir görüşmen oldu mu? Olduysa sana neler anlattı, ne gibi tavsiyelerde bulundu?

Nihat, kendini İspanya Ligi'nde kanıtlamış, Türkiye'nin büyük futbolcularından bir tanesi. Kendisiyle ABD kampında İspanyolca kelimeleri pratik yapmaya başladık bile. Her zaman kendisinin tecrübelerinden kendime dersler çıkarmaya çalışıyorum. Bana çabuk bir şekilde İspanyolca öğrenmem gerektiğini, böylece orada çok daha rahat edebileceğimi ve kendimi kanıtlamamın çok zaman almayacağını söyledi.

Valencia'da başlangıçta yaşayacağın zorluklar olabilir. Yeni insanların arasına girmek ya da yedek kalmak gibi. Bunlarla başa çıkmak için neler yapmayı planlıyorsun?

Bir profesyonel futbolcu her an her şeye hazırlıklı olmak zorunda. Dardanelspor'dayken de oynayamadığım zamanlar oldu. Galatasaray'daki ilk dönemlerimde de bazı sıkıntılar çektim. Ama zorluklarla mücadele etmeyi seven bir karakterde olduğum için tüm bunların üstesinden geldim. Muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklıyım. Hiçbir zaman olumsuzluk olacak diye kendimi strese sokacak da değilim. İdmanlarda ve maçlarda elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.

İspanya'ya gitmek güzel ama Türkiye'den ve Galatasaray'dan ayrılacak olmanın da hissettirdiği bir şeyler olmalı değil mi?

Galatasaray'daki dört sezonum boyunca takıma katkı yaptığımı düşünüyorum. Gerek saha içinde gerekse saha dışında kulübümü, ailemi ve kendimi en iyi şekilde temsil ettiğime inanıyorum. Galatasaray'la birlikte Turkcell Süper Lig şampiyonluğunu ve TFF Süper Kupa'yı kazandım. Çok iyi arkadaşlar edindim. Ağabey-kardeş ilişkisinde bulunduğum birçok kişi oldu. Galatasaray'ı üzülerek bırakıyorum. Ama büyük tecrübeler edinmem, futbolumu ve yabancı dilimi geliştirmem açısından tercihimi Valencia'dan yana kullanmak zorundaydım.

Valencia'ya giden Mehmet Topal, Dardanelspor'dan Galatasaray'a gelen Mehmet Topal değil. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde elde ettiğin tecrübeler var mutlaka. Galatasaray'da geçirdiğin dönemde Mehmet Topal'ın üzerine neler eklediğini düşünüyorsun?

Galatasaray'a geldiğim ilk dönemde aradan çok süre geçmeden forma giymeye başladım. Daha sonra belirli bir zaman yedek kaldım. Çünkü şartlar ve ortam onu gerektiriyordu. Sonuçta, alt ligden gelmiş bir futbolcuydum ve bana olan bakış farklıydı. Bazen futbolda, sadece futbolunuzla bir yere gelmeniz mümkün olmayabiliyor. Bu kesinlikle doğru bir anlayış değil. Artık bu tür şeyleri aşmamız gerekiyor. Formayı tekrar giydikten sonra, kötü sonuç alınan bazı maçların ardından fatura bana kesildi. Çok sıkıntılı günler geçirdim. Yine de Galatasaray'da gerek Türkiye içi gerekse Avrupa kupası maçlarında büyük tecrübeler edindim. Bu sayede kendimi geliştirdim. Bu anlamda, belli bir süre yedek kaldıktan sonra tekrar formayı alabilmek benim için en büyük atılımdı. Bu durum, bence bir futbolcu için verilmesi gereken en zorlu mücadelelerden bir tanesidir. Ben de bu mücadelelerden galip çıktığım için her zaman şükrediyorum.

Söz Galatasaray'a gelmişken, sezon başladığında Galatasaray kâğıt üzerinde şampiyonluğun en büyük adayıydı. Hem sahip olduğu geniş ve kariyerli kadro hem de Rijkaard gibi önemli bir teknik adamla başlangıçta her şey yolunda gitti. Sonrasında ne oldu da Galatasaray bu derece geride kaldı?

Hayatta bazen işler düşündüğünüz gibi gitmeyebiliyor. Öncelikle şunu söyleyeyim, biz sezonu bütün rakiplerimizden önce açtık. Herkesten fazla maç oynadık. Sezona iyi başlangıç yapan takımlar arasında başı çektiğimizi düşünüyorum. Ancak ligin başında rakiplerimizden fazla maç yapmış olmak, sezonun ortasına doğru bizi düşüşe geçirdi. Tüm bunlara rağmen, profesyonel bir futbolcu olarak bunların arkasına saklanmak istemiyorum. Bunları bahane olarak öne sürmeyeceğim. Eğer bir yerde başarı kazanmak istiyorsak, bu tür engelleri de aşmayı bilmeliyiz. Eğer "Başarısızlıkta suçlu kim?" diye soracak olursanız, cevabı başta biz futbolcular olmak üzere tüm camiamızdır. Tüm bunların yanında, şanssız şekilde kaybettiğimiz maçlar da oldu. Bu etkenler bir araya gelmese, belki de ligi biz şampiyon bitirecektik. Böyle şanssızlıkların bir daha yaşanmaması için, yanlışlarımızdan dersler çıkarmamız gerekiyor.

Bursaspor'un şampiyonluğu Türk futbolu için hangi kapıları açar?

Bursaspor'u can-ı gönülden tebrik etmek istiyorum. Yapılması çok zor, hatta imkânsız gibi görünen bir şeyi iyi bir teknik heyet ve kaliteli oyuncularla başardılar. Kimsenin beklemediği bir noktaya geldiler. Bursaspor'un bu başarısı, ligin kalitesini ve Anadolu takımlarının kendilerine olan güvenlerini bir kat daha artıracaktır. Avrupa ve dünyada Bursaspor'un şampiyon olmasının çok ses getirdiğini, konuşulduğunu biliyorum. Takım Şampiyonlar Ligi'nde direkt olarak yer alacak. Bu bile başlı başına bir çığır açılması demek.

İki yerli teknik adam, yabancıların azınlıkta, yerlilerin çoğunlukta olduğu kadrolarla iki kupayı da alıp götürdü. Bu durum bizim yabancı oyuncu ve teknik adamlara bakışımızda bir şeyleri değiştirmeli mi sence?

Burada, yerli hocalara ne kadar fırsat verildiği büyük önem taşıyor. Ben, yerli hocalara daha fazla imkân tanınması gerektiği görüşündeyim. Büyük camiaların tercihlerini yerli teknik adamdan yana kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.

Milli Takım'da yeni bir dönem açıldı. Hiddink gibi önemli ve kariyerli bir teknik adamla yola devam ediyoruz. ABD kampında Hiddink'in senin üzerinde bıraktığı ilk izlenimler neler?

Hocamız, elde ettiği başarılarla ve taktik bilgisiyle kendisini kanıtlamış bir isim. Geçtiğimiz ay, ABD'de 12 günlük kampta kendisiyle beraber olduk. Motivasyonumuzu ve konsantrasyonumuzu her zaman en üst düzeyde tutmaya çalışıyor. Oyun disiplinine büyük önem veriyor.

"Türk oyuncusu bire bir iletişimi çok sever, duygusaldır. Yabancı bir teknik adam gelirse o iletişim kaybolur, böylece takımdan yeterli verim alınamaz" diye bir görüş var. Sen bu görüşe katılıyor musun?

Bu görüşe katılmıyorum. Eğer futbolcu saha içinde kendisine verilen görevi layıkıyla yerine getiriyorsa, bu durum zaten tüm olumsuz şartları ortadan kaldırır. Hocayla aynı dili konuşmak şüphesiz bir avantaj. Ancak konuşmamak da büyük bir dezavantaj değil.

Milli Takımımızın 2012 Avrupa Şampiyonası grubundaki şansı hakkında neler söylersin?

Avrupa futbolunun güçlü temsilcilerine karşı oynayacağız. Biz, sadece kendi oynayacağımız maçlara konsantre olmalıyız. Dünya Kupası'na gidemememizin üzüntüsünü unutup kendimizi bu maçlara vermeliyiz. Eylül ayında oynayacağımız Kazakistan ve Belçika maçlarıyla birlikte elemeler başlıyor. Bütün rakiplerimize karşı kendi oyunumuzu kabul ettirirsek, bu gruptan çıkar ve Avrupa Şampiyonası finallerine gideriz.

Grupta Almanya'nın doğrudan rakibimiz olduğu açık. Ancak Avusturya ve Belçika ile oynanacak maçlar da grubun anahtarı gibi. Ne dersin?

Bu takımlar bizim için birer tehdit unsuru olabilir. Artık dünyada "kötü takım" denebilecek bir ekip kalmadı. Yüzde yüz favori görülen bir takım bile, güçsüz bir rakibe yenilebiliyor. Hele de bu tür Avrupa Şampiyonası eleme maçlarının farklı bir konsantrasyonla oynandığını düşünürsek, tatsız bir sürpriz yaşamamak için çok dikkatli olmalıyız. Rehavete kapılırsak, acı çekeriz. Tüm rakiplere karşı aynı ciddiyet ve konsantrasyonla oynamalıyız.

Ligimizde genç oyuncular arasında beğendiğin ön liberolar var mı?

Trabzonspor'dan Ceyhun Gülselam ve Selçuk İnan'ı beğeniyorum. Galatasaray'ın Altay'dan aldığı Musa Çağıran'ın da kendini sadece işine vermesi halinde iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Beşiktaş'tan Necip de son zamanlarda iyi bir çıkış yakaladı. Mevkii gereği çok fazla mücadele ediyor.

Kardeşin Ahmet Topal da Galatasaray'da