"İki Locust Reaver üzerimize doğru geliyor. Cole ve Dom daha yakın olanı oyalıyorlar. Baird hasarlı tankı onarmaya uğraşıyor. Pestil olmadan önce çok az zamanımız var. Yardım gelmeyecek. Az ilerde sağımda kalan binadan Locustlar uyuz köpekler gibi dışarı fırladılar. Elimde yarı yarıya boşalmış bir Lancer ve sırtımda bir el bombasıyla fazla uzağa gidemeyeceğim ortada. Dom düştü..yardım için Cole�a doğru sürünüyor. İlk iki drone koşarak bana yaklaştı. Fazla yaklaştılar.. Sefil köpekler vahşi bir kurda yaklaşmanın cezasını Lancer'ın testeresiyle öpülerek ödediler. Yaylım ateşine tutuluyorum. Son bir gayretle kendimi hurda bir aracın arkasına attım. Sıyrıklarım önemsiz, birazdan kendime geleceğim. Bir anda aracın üzerinden elinde aynı benim Lancer'ıma benzeyen bir silah taşıyan drone atlayıp önümde beliriveriyor. Diğerlerinden kesinlikle daha zeki gözlere sahip. Testerelerimiz kıvılcımlar saçarak bir ateşli öpüşme faslına başlıyorlar. Yine de benim dengim değil. İkiye ayrılmış bedeninin üzerine basıp saklandığım yerden çıkıyorum. Kalan tüm kurşunlarımı az ilerdeki çöp kutusunun ardına saklanan korkak köpeğin üzerine boşaltıyorum. Cole, Dom�u ayağa kaldırdı. Yakın olan Reaver�ı haklamak üzereler. Arkadaki Reaver'ı ise göremiyorum. Bir anda önümde sanki devasa bir örümceğin gölgesi beliriyor. Kahretsin, bu şeylerin uçabildiğini unutmuşum. Hızla arkamı dönüp elimdeki bombalardan birini ağzından içeri sallıyorum. Ancak yine de popomdan bir ısırık almaya kararlı olan Reaver bana doğru atılıyor. Son anda altından yuvarlanıp arkasından çıkıyorum. Cole ve Dom ilk Reaver'ı çoktan halletmişler. Bu sırada fazla uzaklaşamadan arkamdaki Reaver büyük bir gürültü ile patladı. Yine küçük sıyrıklar. Şansımın ne zaman biteceğini düşünüyorum. Baird aracın tamirini bitirdi. Sarı çiyan ne zaman çatışma bitse işleri ancak o zaman bitiriyor. Bazen bunu kasıtlı yaptığını düşünüyorum. Tam araca binip bir sonraki hedefimize ilerleyecekken solumda bir hışırtı duyuyorum. Midesini tok tutacağını umarak mermiyle doldurduğum Locust sanırım hazımsızlık çekti. Ölmemiş ve nereye gittiği belli olmayan bir şekilde amaçsızsa sürünüyor. Yanına yaklaşıyorum. Kafasını botumla böcek gibi ezmeden önce son sözleri "Kraliçem" oluyor. Kan, çok fazla kan var..ve ne kadarı kendi kanım bilemiyorum.�







Şimdi en başa sarıp elimizde ne var bir bakalım. Gears of War 2. Bir önceki oyunu bilmeyen çaylak oyuncularımız için bir kaç ipucu vermek gerekirse Gears of War ilk çıktığında kullandığı Unreal motoru, atmosferi ve oynanışıyla Xbox 360 almamız için bize sunulan en ciddi gerekçelerden biriydi. Yer kabuğunun altında ne kadar zamandır orda olduklarını bilmediğimiz Locust diye tanımlanan ırka karşı insanlığın son umudu olarak ölümüne, kana kan bir savaş vermiştik ilk oyunda. Başarılı da olmuştuk. Dünyanın kabuğunun altında açtıkları bütün tünelleri bir ışın bombasıyla (mass light bomb) tertemiz yapmış, Locust'u bir tehdit olmaktan çıkarmıştık. Oysa çok yanılmışız. Kısa süren barış döneminde insanlara aslında oldukça benzeyen Locustlar'ın hayatta kalma içgüdüsünün bu denli kuvvetli olacağını bilemedik. Şehirlerimiz düştü bir bir...Hem de gerçek manasıyla düştü. Hepsi yerin dibine gömüldü. Şimdi son kalan kalemizde savaşı onlara taşıyoruz ve GoW 2 ilkinin bitiminden altı ay sonra sahne alıyor.

İlk oyundan şöyle bir envanterimize bakacak olursak çok başarılı siper alma sistemi, silahlarının verdiği gerçekçi vurma hissi, unreal motorunun getirdiği görsellik, kontrollerin herşeye rağmen rahatlığı, hikayenin sürükleyiciliği ve tabi oyun dünyasının ikon karakterleri arasına katılan anti-kahramanımız Marcus Fenix aklımızda kalanlardan.

Son dönemdeki başarılı oyunlara bakıldığında sürekli bir post-apokaliptik dünya trendi sürmekte. Bunun çok başarılı bir örneği de yakın zamanda piyasaya çıkan Fallout 3. Yıkılmış terk edilmiş, viran şehirler, hiç insan olmayan terk edilmiş sokaklar. İki oyunun atmosferini zaman zaman birbirine oldukça benzettim. Gears of War'un geçtiği evren de böyle bir yer. İnsanların son kalesi olan Jacinto insan ırkının var olma savaşını verdiği son durak. Ancak yine son dönemde moda olan trend üzerine insanlar bu kez savaşı Locust'a taşımaya karar veriyorlar. İlk başta bu çok bilindik ve klişe gibi gözüken girişi pek etkileyici bulmayabilirsiniz, ta ki aksiyon başlayana kadar. Öyle ki kendinizi epik dozu çok yüksek sahnelere hazırlamanızı ve mümkünse oyunu yüksek sesle ona yakışır bir görüntü cihazında oynamanızı şiddetle tavsiye ederim.
GoW 2'nin anlatımı o kadar güçlü, hikayeye yeni soktuğu karakterler o kadar inandırıcı ki başından sonuna soluğunuzu tutup oynatacak kadar bağlıyor sizi kendine. Senaryonun tek bir satırını bile açık etmeye niyetim olmadığı halde şunu söyleyebilirim ki oyunun başından kalktığınızda şöyle derin bir nefes alacaksınız ve Lost'un sezon sonu bölümünü izliyormuşçasına bittiğinde aklınızda kalan sorular elinizde olan cevaplardan çok daha fazla olacak. Eh bu da aslında can sıkıcı bir durum.

İlk oyunda beni tatmin etmeyen pek çok şey vardı. Tamam, grafikler güzeldi ama atmosfer yaşanan olaylara göre biraz fazla tiril tirildi. Evet, çatışmalar heyecanlıydı ama fizikler sanki biraz ihmal edilmişti. Silahlar vurduğunda hissettiriyorlardı ama yaratıcı değillerdi. Tamam baş kahramanımızla epey bir kaynaşmıştık ama Dom dahil diğer insanlar ne yer ne içerdi? Çoklu oyuncu modu ihmal edilmemişti ancak yeni ve yaratıcı modların yerinde yeller esiyordu. Ses efektleri çok tatmin ediciydi ama müzikler çok azdı, olanlar da vasattı. Bu listeyi biraz daha uzatmam mümkün ama elimdeki yeni oyuncaklardan bahsetmek için fazla sabırsızım.







Grafiklerden başlayacak olursam; dediğim gibi bir post-apokaliptik dünya nasıl olmalıysa GoW 2 bunu vermeyi tam anlamıyla başarmış. Unreal 3 motoru epey bir elden geçmiş. Ancak bu daha önce gördüğünüz "motoru elden geçirdik" beyanatına sahip pek çok devam oyununun ötesinde atmosferi çok ciddi biçimde ve olumlu yönde etkilemiş. Şahsi fikrime göre Xbox 360'da görüp görebileceğiniz en iyi grafiklere bakıyorsunuz bu yüzden her saniyesinin kıymetini bilin derim. Grafiklerle beraber sahne ve bölüm tasarımları da gözleriniz şölen yaptıracak nitelikte. Her mekan, her bölüm özenle yaratılmış ve hiçbirinin teması birbirine benzemiyor. Daha önce verdiğim Fallout örneğinden yola çıkarak şöyle diyebilirim ki bu oyunda elbette Fallout�un verdiği özgürlük yok. Elinizde belli bir görev, kendini bu göreve adamış bir adam ayrıca çizgisel olarak sürekli gitmeniz gereken yerler var. Ancak sınırlı hareket alanınızdaki bu ölü dünyanın her metrekaresini yaşayan, canlı kılmış bir oyun olmuş GoW 2. Sahneleri ve bölüm tasarımlarını çok beğeneceğinize eminim, derinleşmiş hikaye anlatımıyla birleştiğinde ilk oyunun çok üstüne çıkmış bir genel atmosfer olduğunu söylemek mümkün. İlk oyunun heyecanlı çatışmaları da bir kaç adım öteye taşınmış. Hissedilir biçimde yapay zekanın geliştiğini söyleyebilirim. Bazı zamanlarda düşmanın ne yapacağını kestirmekte zorlandım ve bu durum çok hoşuma gitti. Fizikler de bu gelişmeden payını almış. Çevrede kalıcı hasar verebileceğiniz obje sayısı oldukça artmış. Bu da demektir ki konsolumuzun yapabileceklerinin bir sınırı olmasına rağmen esas maharet kodu yazan ve optimize eden programcıda. Gözle görülür biçimde daha iyi grafikler ve daha iyi fizikler söz konusu olduğu halde frame rate gerçekten çok artmış.

İlk oyunda özellikle gerçek zamanlı render edilmiş ara sahnelerde düşen frame rate beni hayal kırıklığına uğratmış ve Xbox'ın geleceğinden şüphe ettirmişti. U3 motorunun Xbox 360 için endüstri standartı olduğunu düşünürsek böylece bu konuda da yüreğime su serpmiş oldu GoW 2. Oyuna yeni eklenen bir takım karakterler var ve bu karakterler hikayenin arka planını doldurma konusunda oldukça başarılılar. Fazla renk vermeden söylemek istediğim şeylerde biriyse Dom'un arka planı tam bir Hollywood klişesiyle doldurulmuş vaziyette. Ancak yine de sonlara doğru bir sürpriz olabilir. Karakterler oyuna ruh kazandırmada oldukça başarılı olmuşlar. Mevcut halde ilk oyunla karşılaştırma yapacak olursam ilk oyun gelişmiş bir shot-em-up�dan fazlası değil diyebilirim. Yine de senaryoya dair cevaplanması gereken çok soru var. Oyunun güzel atmosferine üçüncü büyük katkıyı yapan etmen de müzikler. İlk oyundaki gibi efektler yine çok başarılı ancak bu kez şarkı listesi de oldukça doyurucu olmuş. Girdiğiniz her mekanın aynası niteliğinde müzikler. Nerdeyse tamamı atmosferik tarzda olan otuza yakın parça var.



Oynanış ve kontrollerden bahsetmek gerekirse bu noktada hem oyunla ilgili hem de bağımsız siz oyunculara vereceğim mesajlar var. İlk oyun çıktığında birincil şahıs görüş değil de omuz arkası kameradan oynandığı için bir kısım gelenekçi oyun sever tarafından hatırı sayılır derecede eleştirilmişti GoW. Ne yalan söyleyeyim ben de bu gelenekçi oyuncular arasındaydım. Oysa çok uzun oyun seanslarından sonra geldiğim noktada diyebilirim ki konsollarda klasik oyun tablası ile shooter tarzı bir oyun oynanacaksa GoW'un kullandığı görüş sistemi size gelecekte oyunların nasıl olacağına dair çok önemli bir ipucu veriyor. Sevmiyorsanız bile şimdiden alışmanızı tavsiye ederim. İlk oyunla tamamen aynı kontrol sistemi sahip oyunumuzda beni tek çileden çıkartan şey ilk oyunda olduğu gibi araç kullanım konusunda oldu. Tank kullandığımız bölümde kontrollere tam olarak alışana kadar bir beş on dakika debelenebilirsiniz.

Kontrollerden bahsetmişken hiç değişmemesine rağmen oyundaki yansımalarında gelişmeler var. Örneğin artık öldüğümüzde önce yerde sürünüp bize en yakın takım arkadaşımıza bizi kaldırması için ulaşmaya çalışıyoruz. Elimizdeki el bombalarını atmakla kalmayıp sağa sola yapıştırıp mayın gibi kullanabiliyoruz ya da düşmanın sırtına yapıştırıp kanıyla banyo(!) yapabiliyoruz. Ah, evet, ilk oyuna nazaran çok daha fazla kan görmeye hazırlanın. İlk oyunda Lancer tüfeğimizin testeresiyle yonttuğumuz düşmanların bir kısmı aynı şekilde karşılık verebiliyorlar ya da tabancanızla kafalarına vurmak suretiyle bitirici hareket yapabiliyoruz. Bütün bunlar gerçekten oyuna eklenmiş küçük ama eğlenceli yenilikler. Yenilikler bununla sınırlı değil elbette hemen aklıma gelenlerden biri de uygun boyuttaki düşmanlarımızı canlıyken yakalayıp canlı kalkan olarak kullanmak. Oyun boyunca belki en çok eğlendiğim şeylerden biri bu oldu. Çünkü elinizin altında kendi tarafının mermilerini yerken giderek patatese dönüşen bir Locust var. Bir Gear başka ne isteyebilir ki? Bir de belli tip Locustlar�dan edinebileceğiniz kalkanlar var. Bunlar bildiğiniz fiziksel kalkanlar. Bir elinizde kalkan bir elinizde tabanca şeklinde ilerleyebildiğimiz gibi kalkanı yere saplayıp siper olarak da kullanabiliyoruz. Bu durumda istediğimiz silahı kullanmak serbest. Görüldüğü üzere ilk oyundan bu yana Fenix�in becerileri bir hayli artmış durumda. Yeni ve yaratıcı silahlar eklendiğini de belirtmekte fayda var. Burada anlatıp sürprizleri bozmak istemiyorum ancak yeni silahlardan en çok beğendiğim Mortar yani havan topu oldu. Düşmanın yapay zekasının geliştiğini söylemiştim. Bunun yanı sıra ilk oyundan kalan, yeni gelen ya da çıkartılmış Locust türleri mevcut. Bir aksiyon oyunu olmasına rağmen kimi zaman hafiften tırstığımı itiraf etmek istiyorum.

Çoklu oyun modlarından bahsedecek olursam, alışılmış üzere yeni haritalar eklenmiş ve eskileri de Xbox Live�dan indirilmek üzere sizleri bekliyor. Oyunda sizi bekleyen beş çoklu oyuncu modu bulunmakta bunlardan kısaca söz etmeden olmaz.







Horde: Çevrim dışı da oynayabileceğiniz bu modda toplamda 50 olmak üzere dalga dalga Locust gelmekte. Her dalga bir öncekinden daha zor. Bazı oyuncular casual zorluk derecesinde bile son 10 dalgayı oldukça uğraştırıcı bulabilirler.

Meat Flag/Submission: Klasik capture-the-flag. Tek bir farkla; bu kez bayrağımız canlı. Üstelik ateş de ediyor ve kendi skoru bile var. Siz en iyisi onu vurup dizlerinin üzerine çökertin ya da kalkan olarak kullanıp cesedini merkezinize taşıyın. Bayrak tarafından öldürülmemeye dikkat.
Wingman: 10 kişi üzerinden 2 kişilik takımlara ayrılmış death-match de denilebilecek bir mod. Her bir takımın oyuncuları takım arkadaşlarıyla aynı karakter modelini paylaşıyor.

Guardian: Her iki takımında bir lideri olduğu bu modda lider öldüğü takdirde o takımın respawn şansı bulunmuyor ve sahip oldukları can son şansları oluyor. Ayrıca rakip takımın lideri sürekli ekranınızda olduğundan her iki takımda rakip lideri öldürmek için adeta yarışıyor.
Warzone: Klasik takım tabanlı death-match modu.
Oyunun ilk çıktığı hafta Xbox Live�da çoklu oyuncu modlarıyla ilgili bazı oyuncuların problemler yaşadığı söyleniyordu. Ancak ben bu problemlerin hiçbiriyle karşılaşmadım ve diyebilirim ki özellikle Meat Flag ve Horde çok eğlenceli olmuşlar. Oyuncularla testere kapışması gibi atraksiyonlara girebiliyoruz. Bu durumda düğmeye daha çok ve hızlı basan kazanıyor.

GoW 2 içerdiği her bir öğeyle gelecek nesil oyunlar açısından sağlam bir mihenk taşı olarak karşımızda durmakta. Oyunu iki kez farklı zorluk derecelerinde oynamama rağmen bulabildiğim tek olumsuz yön araç kontrolleri idi ki gerçekten tam bir felaket. Kameradan tam randıman almanız için oyunu mutlaka 16:9 formatlı bir çözünürlükte oynamanızı tavsiye ederim. GoW 2�yi oynamaya oldukça ön yargılı başlamıştım. Ancak Epic�e beni böylesine ters köşeye yatırdığı için teşekkür ediyorum. 2008�in en iyi oyunlardan birini oynamadan bu yılı noktalamayın.
Uyarı: Oyunu bitirdikten sonra hayatınızdan "sevimli tırtıl" kavramını sonsuza dek çıkartabilirsiniz.