Adventure severler, işte yine taze bir adventure oyunu incelemesiyle karşınızdayım. Hemen belirteyim, bu incelemenin ardından tam çözümünü de sitemizde bulabileceksiniz (büyük olasılıkla). Artık yavaş yavaş adventure piyasasında bir hareketlenme oluyor. Ama yine de yeterli derecede değil. Olsun. Biz elimize geçeni sonuna kadar oynayıp bitirelim de, artık gerisi şansa kalmış. Yeni oyunlar çıkarsa alır oynarız, çıkmazsa da yapacak birşey yok. Oturup kendimiz adventure oyunu yapacak halimiz yok ya, beklemekten başka çaremiz olmayacak.

Oyunumuz Dark Fall adında bir adventure. Londra'da XXv Productions adında bir şirket tarafından hayata geçirilmiş. Kate Williams, Christine Smith, Jonathan Boakes ve Lorraine Marsh tarafından seslendirmeleri yapılmış. Oyunun yapımı esnasında hayli ter dökülmüş. Çünkü oyunda kullanılan objelerin hepsi gerçek hayattakilerin bire bir kopyası. Bu gerçekten uzun bir çalışma sonucu hayata geçirilen bir proje. Philip Philippou tarafından yapılan eşya araştırması ve çeşitli kütüphanelerden bulunan tarihi eserlere ait kataloglar, Strata Studio tarafından dijital ortama aktarılmışlar. Bu da demek oluyor ki, oyun oldukça kaliteli ve harcanan çabaya değecek bir oyun. Yazının ilerleyen bölümlerinde bunun gerçek mi yalan mı olduğunu göreceksiniz :)

Oyunun hikayesi garip. Hayaletler ve buna benzer kaybolma olaylarından oluşuyor. İşten eve döndüğümüzde kardeşimizden bir not buluyoruz. Eski bir tren istasyonundan bahsediliyor falan. Yola çıktığımızda uyuyakalıyoruz ve tren istasyonunda uyanıyoruz. Gariplikler burada bitse iyi, araştırmaya devam ettikçe daha garip olayların döndüğünü anlıyoruz. Bu olaylarda bizim ne gibi bir rolümüz olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Dark Fall denen illetin ne olduğunu öğrenmek ise cabası tabi. Dolaştığımız mekanlar hep tarih kokan yerler. Tuvaletler hariç :) Gezdiğimiz mekanlarda ayrıca hep önceden yaşanmış garip olaylar mevcut. Hayalet hikayesi, kaybolma olayları, cinayetler, çığlık çığlığa ve durduk yere koşuşturan insanlar. Kısaca hiç normal bir mekana ayak basmayacağız. Böylece başımız da beladan asla kurtulmayacak. Oyunun girişi çok hoş yapılmış. Trende uyuyakalmamız, tünelde uyanmamız, ufak çocuğun garip sesinin bizi yönlendirmesi falan filan. Tüylerimizi diken diken eden atmosferden bir saniye bile uzaklaşmıyor oyun.

Oyunun genel yapısı oldukça basit. Dolaştığımız yerler basit, fazla dallanıp budaklanma yok. En önem verilen olay atmosfer olduğundan, oyunda fazla yol bulmakla uğraşmayıp, böylece sıkılmaktan da kurtulmuş oluyoruz. Oyun aynen Myst gibi, Slide Show adventure denilen türden. Bu da grafiklerin resim kalitesinde olması için en büyük etken. Arayüz ve kontroller oldukça basit. Sizi zorlayacak birşeyin olacağını hiç sanmıyorum. İlerlemek veya birşeyi almak, okumak, birisiyle konuşmak gibi eylemleri mouse tuşuyla yapıyoruz doğal olarak. Myst oyununu bilenler, fazla zorluk çekmeyeceklerdir.

Dediğim gibi, oyunun grafikleri güzel. Tam anlamıyla ışıkları kapatıp, sesi köklediğinizde sizi direk atmosfere sokacak cinsten. Etraf oldukça korkunç, ürkütücü ve sessiz. Oyunun yapımcısı kardeş (bu oyunu tek bir kişi yapmış, helal olsun), oyundaki karanlık mekanları, görüntü tam anlamıyla karanlık olmadan göstermeyi becerebilmiş. Nasıl anlattım ama :) Yani diğer oyunlardaki gibi kapkaranlık değil de, zifiri karanlık bir ortam ama her detayına kadar, gözlerimizi yormadan görebileceğimiz ortamlar yaratmış. Hmm bu sefer sanırım anlatmayı becerebildim. Zaten oyunu oynarken ne demek istediğimi kolayca anlayabileceksiniz. Oyun sadece 640x480 çözünürlükte çalışıyor. Daha yüksek çözünürlükte açmayı denerseniz, sizden çözünürlüğü düşürmenizi istiyor. Siz de oyunu kırmayıp düşürüyorsunuz ve oyuna cici cici başlıyorsunuz.