PC kullanıcıları tarafından PS 2'nin en kıskanılan oyunlarından biri kuşkusuz DMC'dir. Geçtiğimiz sene CAPCOM hem RE4 hem de DMC 3'ü PC için piyasaya süreceğini açıkladığında çok sevinmiş ve şaşırmıştım. Çünkü DMC PS2 için büyük bir kozdu. Serinin ilk oyununu gördüğümde keşke PC için de çıksa da biz de oynayabilsek diye iç geçiriyordum. İlk olarak neden daha birincisi çıkmadan üçüncü oyunu oynuyoruz diyebilirsiniz. Bunu iki nedeni olabilir. Birincisini serinin ilk oyunun teknik açıdan artık çok eski olması ve PC'ye çıkmasının gereksiz olması olarak gösterebiliriz. İkinci neden ise konuyu okuduğunuzda neden 3. oyundan başlandığını anlayabilirsiniz. Tabii bunlar benim düşüncem. Sonuç olarak uzun bekleyişimiz sonu erdi ve DMC3 PC barında.

DMC1'de Dante binlerce yıl önce şeytanla savaşıp insanlığı kurtaran bir yarı-şeytan, yarı-şövalye Sparta'nın oğlu idi. Devil May Cry isimli bir ofisi var anlaşılacağı gibi, şeytan avcılığı yapıyor. Ayrıca Dante'nin de şeytani güçleri var. Bu güçlerini tabii ki yarı şeytan olmasına borçlu. Bir gün ofisindeyken bir kadın gelip babası tarafından hüküm giydirilen Maldur isimli bir şeytanın hapisten kurtulduğunu haber verir. Dante de onu durdurmak için yola çıkar. DMC 2 ilk oyundan sonrasını işliyordu ama onu karıştırmaya gerek yok. DMC 3'te ise Dante'nin Devil May Cry ofisini açtığı ilk yıllara götürüyor bizi. Şeytani güçlerini kazanmadan çok, çok önceye. DMC 3'ün konusu tamamen Dante'nin günümüzdeki halini nasıl aldığını anlatıyor. Dante ofisini açmaya hazırlanırken Arkham adında bir adamdan gelip kötü kardeşi Vergil'in Dante'ye bir mesajı olduğunu söylüyor ve Dante masasını fırlatıyor, ve oyunumuz başlamış oluyor.

Konu gayet net. DMC serinin öncesine gidiyor ve Dante'nin nasıl bu işlere bulaştığını bize gösteriyor. Günümüzde izlenen seri halini almış pek çok film başlangıçtan öncesine (bkz. Batman Begins) gider. Demek ki yaratıcılık kalmayınca böyle bir yola gidiliyor. Neyse, eleştirilerimize son verip incelemeye devam edelim.

Dante ofisinden sakin bir şekilde otururken aniden birçok yaratığın saldırısına uğruyor. Aldığı darbelere aldırmadan müzik kutusuna gidip şarkısını seçiyor ve kılıcını alıp düşmanlara dalmaya başlıyor ve burada kontrol bize geçiyor. Oyun şu ana kadar oynadığınız belki de en tempolu oyun. Ara demolar hariç dinlenme şansınız hemen, hemen yok gibi. Bazı mekanlarda birkaç dakika kadar bir şey yapmadan dolaştığınız oluyor ama çok nadir. Onun dışında oyun sizi hiç boş bırakmıyor. Sürekli yaratık biçmekle uğraşıyorsunuz. Ama bu belli bir zaman sonra sıkar diyeceksiniz. Fakat hiç de öyle değil. Yapabileceğiniz sayısız kombolar ile her seferinde değişik bir ölüm şekli yaşatabiliyorsunuz yaratıklara. Mesela kılıçla başladınız vurmaya ve alttan darbeyle havaya fırlattığınız yaratığı, tabancayla vurmaya devam edebiliyorsunuz. Burada anlatırken pek bir şey anlaşılmıyor, oynayıp görmeniz lazım.

Dante öyle hareketler yapıyor ki MATRIX filmindeki hareketler solda sıfır kalır. Ayrıca durumlara göre söylediği laflar, yaratıklarla dalga geçmesi gayet hoş. Dante çok "cool" bir tip. Genç olmasının da verdiği umursamazlık halleri çok iyi yansıtılmış oyuna. Ne var ki, elemanın yaptığı hareketler bir süre sonra göze hoş görünmekten çok itici gelmeye başlıyor. Düşünsenize Dante'ye biri roket sallıyor, Dante de roketin üstüne binip sörf yapıp geri gönderiyor. Tamam oyunlarda her zaman abartı olu ama bu kadarı biraz fazla. Bu sadece ufak bir örnek, daha nelerle karşılaşacaksınız.