Bruce Willis'e Mavi Ay dizisinin ardından kirli görünümlü, dokuz canlı ama gözüpek iyi adam karizmasını kazandıran bir film oynamıştı 1988'de. İşte bu oyun o filmin konusunu ve atmosferini bir bilgisayar oyununa aktarılmış hali.

Açıkçası şimdiye kadar birçok Bruce Willis filmini seyrettim. Ve Bruce'a en çok yakışan tiplemenin bu ve buna benzer filmlerdeki roller olduğunu düşünüyorum. Yamuk ama sempatik bir gülüş, üst baş dağınık ve pislik içinde...

Evet, Die Hard: Nakatomi Plaza ilk Die Hard filminin bir FPS oyununa aktarılmış hali. Sanırım birkaç yıl önce aynı isimde bir konsol oyunu daha vardı, emin değilim. Ama yeni çıkan bu oyun en azında FPS'ciler ve Bruce Willis hayranlarını bir nebze tatmin edebilecek ölçüde.

Şahsi düşüncem oyunun çok sıradan olduğu yönünde. Bu görüşe birkaç ay önce oyunun demosunu indirip oynadığımda da varmış ancak, demonun incelemesini yazmaya bir türlü elim varmamıştı. Hatta screenshot'larını bile hazırlamıştım. Sanırım insanın basireti bağlanıyor, içinden de gelmeyince. Bu yazıyı da oyunu 5-6 saatte bitirdikten sonra yine zorla yazıyorum. Aslında oyun o kadar da kötü değil, yanlış anlamayın. Fakat piyasaya o kadar çok FPS çıktı ve çıkacak; bu çıkmış ve çıkacak FPS'ler arasında da o kadar kaliteliler var ki, Die Hard'ın aralarında sıyrılıp da parlaması oldukça zor.

Oyunun, ve de filmin, konusunu bilmeyenler için kısaca sözedelim. John McClane New York'ta görevli bir polistir (Bruce Willis). Los Angeles'te bir Japon firması olan Nakatomi'de çalışan karısıyla da arası peki iyi değildir. Karısının patronu bir jest yapar ve McClane'i yılbaşı için Los Angeles'a davet eder. Şirket binasında verilen partiye gelen McClane kısa bir süre sonra kendini bir terörist eylemin içinde bulur. Teröristler Nakatomi binasını basıp herkesi rehin alırlar. Tüm bunlar olup biterken McClane tuvalette olduğundan yakalanmaz ve kaçıp teröristlere karşı çatışmaya başlar. Daha sonradan öğreneceği gibi, aslında bunlar terörist kılığında birer soyguncudur ve amaçları Nakatomi plazanın dev kasasındaki hisseleri çalmaktır. Teröristlerden kaçmayı başaran McClane ilk iş olarak durumu polislere bildirmeye çalışır. Bu arada da amacı karısı ve diğer rehineleri kurtarmak olacaktır...

Oyunun konu akışı, girişinden itibaren aradaki bazı ufak farklılıklar hariç filmle aynı. O kadar ki, sadece Bruce Willis'i görmüyoruz. Karakterler, bina vb. hemen herşey olabildiğince filme benzetilmiş. Neyse, oyunda FPS türüne malesef yeni birşey katılmıyor. Tüm oyun (veya film) 30 küsur katlı bir gökdelen ve bu gökdelenin garajlarında geçtiğinden insan bazen bunalıyor bile. Görevlerde yapmanız gereken şeyler belli, veya diğer bir deyişle, ilerleyebileceğiniz tek bir yön var. Fakat koskoca binanın, insana bazen labirent gibi gelen katlarında gideceğiniz yönü bulmak zaman zaman zorlaşıyor. Buna bir de aynı haritanın birçok kez kullanılmasını (her seferinde farklı kapılar açılıyor) ekleyecek olursanız, "yaw ben buradan daha önce de geçmemiş miydim?" sorusunu kendinize sık sık soruyorsunuz. Ama, iki nokta arasında sık sık gidip gelmeniz gerektiğini düşünecek olursak bu çok da mantıksız değil, yanlız bir oyun için biraz karışık...

Oyunda öyle onlarca değişik silah yok. Bir ana, bir de ikinci silahınız var (CS'deki gibi). Ana silahınız bir makinalı vb, ikinci silahınız ise tabancanız. Benim karşıma (sanırım) 4 değişik ana silah çıktı. CS'nin aksine bulabildiğiniz tüm silahları bu oyunda yanınızda taşıyabiliyorsunuz. Bunların yanında bir de yine yanınızda taşıyabildiğiniz kablo kesici ve ileride bulacağınız el bombası var. Ayrıca, yangın söndürmekten başka teröristlerin yüzüne püskürtebileceğiniz yangın söndürücüler ve yolunuzu tıkayan tahta bariyerleri kırabileceğiniz yangın baltası var. Bunların tümü bulduğunuz eşyalardı (tabanca hariç). Ek olarak polis rozetiniz (rehineleri ve SWAT'ı polis olduğunuza ikna etmek için) ve bir do Zippo marka çakmağınız var (bu oyunda karanlıkta aydınlanmak için fener yerine çakmak kullanıyoruz).

Birebir film konusunu yakalamak ve sizi bir yönde ilerlemeye mecbur tutmak için bazı yerlerde özel kurgular kullanmışlar. Örneğin, daha oyunu başında tuvaletteyken teröristlerden kaçmanız gerekiyor. Durup da adamları öldüreyim derseniz boşuna uğraşmış olur ve benim gibi 10 dakika debelenirsiniz. Bu tip durumlarda adamlar kesinlikle ölmüyor, siz de en iyisi kaçayım diyorsunuz. Bunun haricinde bulmacalar da yok değil, hatta bombaları imha etmeniz gereken bölümde bu işi zamana karşı yapmanız gerekiyor (filmde bu kısım bombaların fünyelerini çalmak şeklinde geçiyordu). Oyunda bombaları kuran adamı öldürüp elindeki kablo kesiciyi alıp tüm bombaların kablolarını kesmeniz gerekiyor. Bir diğer bulmaca da çatıya ilk çıktığınız zaman açık olmayan kapıyı açmayla ilgili. Burada da 4 panelin kilidini kırıp kabloları kesmeniz gerekiyor (kilidi ateş edip kırabiliyorken neden kabloları makasla kesmemiz gerektiğini anlamadım doğrusu, ateş etsek olmaz mıydı?). Başka bir seviyede de fanı durdurmak için yine kablo kesmeniz gerekecek, ama bu kez iyice sinir olacaksınız...

Oyunda böyle ufak tefek bulmacalar konmuş. Aslında iyi de olmuş, yoksa iyice sıkıcı olacaktı. Unutmadan, bir de rehine kurtarma görevleriniz olacak. Hatta bunlardan birinde yangınla mücadele etmeniz de gerekecek (oyunun en "kıl" bölümlerinden birisi).

Grafikler konusunda sadece idare eder diyebilirim. Silah kullanım gerçekçiliği ve düşman zekası ise fena değil. Oyunun başlangıcından son sahnesine kadar bol miktarda ara demo yer alıyor. Hatta en son sahnedeki zenci polisin silah kullanma sahnesi bile unutulmamış (filmde silah farklıydı sanırım). FPS olsun, benim olsun; biraz bulmaca çözeyim, biraz da Half Life gibi karışık level'larda oynayayım derseniz mutlaka deneyin. Ama yeni çıkan veya çıkmak üzere olan (örn. Soldier of Fortune 2 - çıkmak üzere) kaliteli FPS'ler varken bu sizi ne kadar tatmin eder bilemem.