Her oyunun, filmin korku anlayışı farklıdır. Hatta bazı serilerin ürünleri, kendi aralarında dahi farklı korku anlayışına sahip olur. Örneğin, Halka filmi ciddi anlamda korkuturken Halka 2 ile Japon yönetmen psikolojik korku yaratmaya çalışarak etkileyici bir yapım ortaya çıkarmıştı. Oyunlara gelecek olursak, psikolojik korku yaratmaya çalışan oyun sayısı çok azdır, hatta tektir. (Silent Hill serisinin Sanitarium'dan esinlendiğini varsayacak olursak, tek) Doom gibi survival horror oyunları kendisine çok sağlam bir çizgi çizmiş, diğer çoğu yapımcı da bu devin peşisıra gitmiştir.

Bazılarının, özellikle Half-Life sevenlerin hayal kırıklığına uğradığı ve Half-Life 2'nin çıkmasından sonra suratına fosladığı, ancak benim gibi Doom hayranlarının gündüzleri zombi gibi dolaşmasına neden olan bir oyundu bu sağlam çizgili devin 3. uyanışı. (sağlam çizgili dev.. hmm..) Cehennemi bir kez daha ziyaret ederken grafiklerden dibimiz düşmüş, düşmanlardan altımıza kaçırmıştık. Ama oyun kısa olduğu için eğlence yarıda kesiliveriyordu, neyse ki Resurrection of Evil ek paketi derdimize derman oldu. Bir dakika, oyun kısa mı dedim? Oyun çoğu kişiyi bayacak derecede uzundu yahu! Ama olsun, bu Resurrection of Evil'ı oynamamak için bir sebep değil.

Quake 4'ü Raven'a devreden id, bu ek paketi de Nerve'e paslamış. Uzun süredir beraber çalıştıkları, bir nevi id'nin alt kadrosu olan Nerve, alt kadro olmasına karşın id'den daha iyi iş çıkarmış denilebilir bölüm tasarımları açısından. Bunun gibi bir başka örneği Call of Duty'den bile iyi denilebilecek, 6 saate sıkıştırılmış konsantre aksiyon enjektörü United Offensive ek paketinde görmüştük. Oyunun bölüm anlayışı biraz daha farklı ve daha da önemlisi, baymıyor. Ancak bundan da önemli olan şey ise, oynanışı büyük oranda değiştiren tek bir silah (ve oyunun aslen üzerine kurulduğu obje); artifact.

Doom 3'te cehenneme ve onun öcülerine son veren bizler, Resurrection of Evil'da cehennem hiç kapanır mı sorusunun cevabını arıyoruz. (ben söyleyeyim, kapanmaz) Doom 3'ten 2 yıl sonra gelişen olaylarda hikaye arka planda kaldığı için, silah ve canınızdan başkası pek ilgilendirmiyor bizi açıkçası. Oyundan zar zor kapacağınız hikayeye göre Union Aerospace Corporation, olası bir uygarlığı keşif araştırmalarına devam etmekteyken üssün altlarında devriye gezen meraklı bir asker, artifact adında bir kalıntıyı farkeder. İnsanın başına gelebilecek şeylerin 2 sebebinden biri olan merak, (diğerinin ismi lazım değil) cehennem kapılarını aralayıp şeytanın yeniden canlanmasına sebep olur ve böylece ek paketin ismi ve konusu belli olur.

Bu sefer kontrolümüzde olan Doom 3'teki isimsiz Marine değil. Oyunda, bizzat meraklı asker rolüne bürünüp artifact'i kullanma şerefine erişeceğiz. Bu esrarengiz nesne, cehennemin içine girip ait olduğu yere gönderene dek çok haşır neşir olacağımız bir cisim. Ve aslen tek bir silah olsa da zamanla kazanılan özellikler sayesinde oynanışı çok değiştiren, "3 in 1" tadında bir silah. Doom 3'teki gibi bölüm sonu boss'lar bu oyunda da mevcut, ancak bu sefer daha farklı özelliklerde. Her boss'un bir meziyeti var ve kendilerini yok edince bu özellik, bizzat artifact'e geçiyor. İlk boss'u öldürdükten sonra bir süreliğine zamanı yavaşlatma yeteneğine sahip olurken ikincisinde zombilere pata küte dalma kabiliyetine sahip oluyorsunuz. Sonuncu boss'u da öldürdükten sonra görünmez olma yeteneği kazanıyorsunuz ve 2 ayaklı cehennem oluveriyorsunuz.

E peki oyun çok kolaylaşmaz mı o zaman? Resurrection of Evil'ın Doom 3'e getirdiği yenilik de bu zaten, oyun aslında pek de kolaylaşmıyor. Doom 3'teki düşman sayısı, Resurrection of Evil'ın yanında çok küçük kalıyor. Oyunda artifact'i kullanmak zorunda değilsiniz, ancak sizi cehenneme çekmek için yemin etmiş gibi görünen onlarca cehennem zebanisine karşı minimum hasarla çıkmak istiyorsanız kullanmak zorundasınız. Bunun yanı sıra artifact istenilen yerde kullanılamıyor, 3 hakkınız var sadece. 1 kez kullandıysanız, ara sıra yerde yatıyor olarak göreceğiniz ölü insanlara bu cismi yaklaştırarak ruhunu ele geçiriyor ve artifact'i yeniden kullanma hakkı kazanıyorsunuz. Burada ölü insanın ruhu zaten bu dünyadan gitmez mi sorusu akıl karıştırıyor olsa da bunu es geçiyoruz. Ayrıca, artifact'i kullanırken çıkan el animasyonları çok ilginç. Bir Nosferatu'yu andırdı bana.