Birçok insan oyunları türlere ayırmayı sever: FPS oyunları, gerçek zamanlı strateji oyunları, sıra tabanlı strateji oyunları vs... Benim mantığım biraz daha basittir, eğlenceli oyunlar ve eğlenceli olmayan oyunlar. Oyunun türü benim de dahil olduğum büyük bir oyuncu grubu için çok önemlidir. Ancak Dungeon Lords'u oynadıktan sonra oyunların amacının eğlendirmek olduğunu daha iyi anladım. Çünkü Dungeon Lords kesinlikle eğlendirici bir oyun değil.

Benim şansımdan dolayı mı yoksa çok mu bahtsızım bilemiyorum ama nedense büyük ümitlerle beklediğim oyunların çoğu kelimenin tam anlamıyla rezalet çıkıyor (O yüzden Quake 4'ü beklemekten vazgeçtim) Efsanevi role playing serisi Wizardy'nin yapımcısı H.W. Bradley'nin baş yapımcılığını üslendiği Dungeon Lords da bu oyunlara bir istisna sayılmaz. Oyun bir rol yapma � aksiyon oyunu, en basit tabiriyle önüze çıkan düşmanları yenip, şehir ahalisinin verdiği görevleri yerine getirirken yine önümüze çıkan düşmanları katlediyoruz. Yani en azından böyle yapmaya çalışıyoruz, maalesef zor kontroller ve hatalı oyun yapısı bizi düşmanlarımızdan daha çok zorluyor.

Büyük beklentilerle oyunumu yükleyip ilk açtığımda fark ettiğim ilk şey grafiklerin güzelliği ve oldukça güvendiğim sistemimin zorlanması oldu. Grafik ayarlarıyla oynayıp sorunun değişmediğini gördüğümde, bunun "müthiş" grafiklerden değil de oyun motorunun kalitesizliğinden olduğunu fark etmem uzun sürmedi. Oyunun grafikleri oldukça iyi, oynarken yeterince geniş bir görüş alanına sahibiz ve görebildiğmiz her şey çok iyi detaylandırılmış. Kapalı mekanlarda böyle olmasa da, açık alanlarda karşılaştığımız her şeyin bir sesi var. Yanından geçtiğimiz çimler hışırdıyor, kılıcımızı salladığımız kütük isteksizce çatırdıyor ve hatta karşınızdaki kayanın arkasında size pusu kurmuş hırsızların sabırsız mırıldanmalarını bile duyabiliyorsunuz.

Kulağa hoş geliyor değil mi? Maalesef oyunu oynamaya başladıktan 15-20 dakika sonra acı gerçekle karşılaşıyorsunuz: Bu özelliklerin hiçbiri tam oturmamış. Zaten serbestlik tanıyan rol yapma oyunlarının en büyük sorunu budur. Oyun size ne kadar serbestlik tanıyorsa o kadar hata oluşur. (Bu konuda Elder Scrolls serisini bir istisna olarak kabul etmenizi tavsiye ederim) Dungeon Lords da size bu serbestliği, eşsizlik hissini vermeye çalışmış, ancak bu işte ne yazık ki hiç de başarılı değil. "Random Encounter" sistemi sayesinde içinde bulunduğunuz bölgenin seviyesine uygun yaratıklar rastgele olarak karşınıza çıkıyor. Ne var ki bu yaratıklar hiçbir şekilde içinde bulunudukları alana uyum sağlayamıyorlar, duvarlara takılıp kalıyorlar. Bunun yanında oyun aksiyon ağırlıklı olmasına rağmen kaynak toplamada da çok büyük sorunlar yaşamak mümkün, basitçe bir taşıma kapasitesi koymak yerine, aynı eşyayı iki kere alamıyoruz, bu yüzden de maddi gelirimiz daha çok hazine sandıklarına kalıyor. Bu kadar çok düşmanla karşılaştığımız bir oyunda, neden böyle bir yola gidilmiş anlamak zor doğrusu.

Oynanış sistemi oldukça klasik, seçtiğimiz sınıfa göre manamızın yettiği kadar büyü yapıyor, kalkanımızla vuruşları karşılıyor ve gerektiğinde kılıcımızla karışılık verebiliyoruz. Ancak bu basit sistem kötü kontrol ve haritalar sayesinde mahvedilmiş. Dar alanlarda yaratıklar aşağı düşmek yerine havada yürümeyi tercih ediyorlar ve bu da yetmezmiş gibi yönettiğimiz karakter hiç utanmadan komutlarımıza çok geç tepki veriyor. İlk başlarda "müthiş yapay zekası!" sayesinde verilen emirleri kafasında tarttığını düşündüm, ancak çoğu zaman olduğu yerde kalıp ölmeyi tercih ettiğinden bu düşüncemden vazgeçtim. Yeterince kötü değil mi? Hayır değil... Haritalar oyunun en büyük sorunu, çoğu zaman duvarların görünmez köşelerine takılıyor, çıkılamayan merdivenlerle uğraşıyor, ve çok küçük yer şekillerine çarpıp duruyor kahramanımız.

Bu oyunu sadece benim sizleri böyle bir oyundan kurtarmak için ne işkencelere katlandığımı merak ediyorsanız tavsiye ediyorum. Eğer böyle bir merakınız yoksa bu oyundan kesinlikle uzak durun ve eğer alan birini görürseniz, hiç çekinmeden oyunun cd'lerini o insanın elinden alıp hemen imha edin. Bu oyunla ilgili tek iyi düşüncem diğer oyun yapımcılarının bu oyundan ibret alıp, daha kaliteli oyunlar yapabileceği fikri. Umarım sayın Bradley bu oyundan ders almıştır, yoksa bir yerlerde John Romero'nun elinde bir cep telefonu ile beklediğinden eminim.