2002'de çıkan serinin ilk oyunu Dungeon Siege çok ses getirmişti. Microsoft Game Studios dağıtımındaki oyunu Gas Powered Games yapmıştı yine. Oyun aslında o zamanlarda son derece popüler -hala öyle aslında- Diablo tarzında ve 3 boyuta entegre idi. Ancak Diablo kadar serbestliğe imkan vermiyordu. Daha ziyade 3D-hack-n-slash diye tabir ediliyordu.

Oyunun bu halini sevenler kadar sevmeyenler de vardı. Sevenleri, dertsiz tasasız klik-klik-klik ve eğlencesi ile birlikte nispeten kolay olmasını sevmiş; sevmeyenleri ise aslında yine bu nedenini, yani lineer oyun düzeni ve oyuncuya sadece klikleme şansı bıraktığı için sevmemişti. İşin açığı ben de oyunu oynamaya başlayınca hoşuma gitmişti. Hatta iş arasında eve kapanıp, 1,5 saat DS oynadığım zamanları hatırlıyorum...

DS'nin ardından gelen genişleme paketi de yeni macera dışında pek bir yenilik sunmuyordu; bunun üzerine sırf macerayı denemek için oynayanların ardından gözler DS2'ye çevrilmişti. Ve evet, koskocaman 1,5GB'lık bir trial (1,5gig'lik trial olarak çıkan oyunda Elven Shrine bölgesine kadar ilerlenebiliyordu) dosyası ile birlikte aslından 10 gün önce çıkmıştı görücüye DS2. Bakalım beklediğimize değmiş miydi... Trial programlar gibi bir noktadan sonra ilerlemeyi bırakan oyunu bir çırpıda bitirdik ama tadı damağımızda kaldı desek aslında pek de yanlış olmaz. Esas nokta, "oyunun kendisi nasıl" idi... Bakalım;

Yine, yeni macera için Aranna'nın yeşil ve gizemli topraklarına dönüyoruz; kontrolümüz dışında olaylar gelişiyor ve paralı asker misali konuya giriş yapılıyor. Burada Dryad, Human, Elf ve Half-Giant olarak belirlenmiş 4 ırktan birisini seçip karakterimizi yarattıktan ve oyun zorluğunu seçtikten sonra oyuna giriyoruz. Karakterler aslında kabaca fighter-ranger-nature mage-combat mage şeklinde ayrılıyorlar. İlk etapta oyunun grafiklerinde ve grafik arabiriminde değişiklikler göze çarpıyor. Grafikler göz kamaştırıyor ama çok iyi olduklarından değil... nasıl desem... fantezi dünyası olsa bile, ortamda gerçekçi durmuyorlar. Karakterler konuşurken herhangi bir mimik ya da yüz hareketi de yok... Grafiksel arabirimin de temeli değişmemiş; sadece makyajlanmış şekilde duruyor. Grafikler hakkında bunları söylerken, açıkça belirtebilirim ki oyun ilkine nazaran daha çok RPG tarzına bürünmüş. Yani eski eğlenceli vur-kır oyunu gibi durmuyor pek. Onun haricinde zaten etraftakilerle iletişim kurmak bile RPG mantığına çok daha yakın. Farklı cevaplar, farklı tepkiler verebiliyoruz.



DS2'nin de oyun düzeni parti sistemi üzerine kurulu. Grupta toplamda 6'ya kadar çıkacak olan parti üyeleriniz için yer açma işlemini gittiğiniz şehirde bir handa belirli bir miktar para ödeyerek yapabilirsiniz. Yeni katılan üyelerinizle yapacağınız questler eğlenceli olacaktır. Karşınıza çıkan düşmanları herhalde 6 kişilik güçlü grubunuzla alt edemeyecek değilsiniz ya!? Derken, burada yapay zekanın kıtlığı gündeme geliyor; bütün üyeleri haliyle biz yönetmeye çalıştığımız için, büyük bir çarpışmaya girdiğimizde bütün elemanları tam olarak yönetemiyoruz (en azından ben yetişemiyorum). Otomatik olarak büyü ve ok atmalarını istediğim üyelerimin belli bir süre sonra yanlarına yanaşan düşmandan biraz geriye kaçıp da ok atmasını ya da manası bitince az geride durup mana doldurup, oradan büyü sallamasını sağlayamıyorsunuz Böylelikle manası biten büyücü ve düşmanın dibine kadar girdiği okçu çok kolay birer hedef oluyorlar ve partiniz bir anda 2-3 kişiye inebiliyor. Siz de bu yapay zekasız elemanlarınızı tek tek kurtarmak için çaba sarfediyorsunuz.