Son zamanlarda strateji türü hem görsel olarak hem de içerik bakımından hızlı bir gelişim içinde. Son çıkan bazı RTS'ler görsel olarak bir-iki yıl öncesinin shooterlarını aratmamakta kararlı. Büyük bir kısmı da eski RTS'lere göre çok daha karmaşık ve ayrıntılı oynanışlara sahip. Bazılarının senaryoları ise nitelikli Hollywood filmlerini aratmayacak cinsten. Her yeni çıkan oyunla çıta biraz daha yükseldi, türe birkaç yenilik daha eklendi. Artık bir RTS çıkacağı zaman akılda belli büyük beklentiler oluşuyor. Bu beklentileri karşılamak da oyun firmalarının hayal gücünü bir hayli zorluyor olsa gerek ki sürekli ileri giden bir eğilim yakalamış durumda RTS türü. Earth 2160 da türün son çıkan oyunlarından biri.

Pek çoğunuz Earth serisini tanırsınız aslında. Earth 2140'da süper güçlerin dünya üzerindeki hakimiyet savaşının bir parçası olmuştuk (Aynı zamanda tamamen Türkçe'ye çevrilen ilk oyunlardandı) 2150'de dünyayı sonu gelmiş bir gezegen olarak terketmiştik. 2160'da ise güç savaşı kızıl gezegen Mars'a taşıyor.

Dünyadan ayrılıp...

İlk beklenti tabi ki görsel güzelliği olacak oyunun. Bu konuda söylenebilecek fazla söz yok doğrusu. Görsel açıdan neredeyse fps kalitesinde bir oyun var karşımızda. Işıklandırma, patlama efektleri, kaliteli birim, bina çizimleri ile görsel olarak oldukça doyurucu bir oyun. Birliklerin pek çok ufak ayrıntısına kadar seçilebilmesi mümkün. Gece ve gündüz döngüsü var oyunda, yani bir görev boyunca hava bir kaç kez kararıp aydınlanıyor. Hava karardığında araçlarınız farlarını açabiliyorlar ve gerçekten bu ufak ayrıntılarla oradaymışsınız gibi bir his ediniyorsunuz. Ama bu görselliğin bedeli biraz ağır olmuş. Gerçekten, ama gerçekten çok güçlü bir donanıma sahip olmalısınız Earth 2160'ın detaylarını izleyebilmek için. En az gereksinimlerde yazdığım sistemle en düşük ayrıntı düzeyinde çok düşük bir frame rate ile oynayabilirsiniz ancak. Bu da Earth 2160'ı her oyuncunun oynayabilmesini engelleyen bir unsur.

Gece ve gündüz döngüsünden bahsetmiştim. Peki ne işe yarar bu gece gündüz döngüsü? Şöyle ki, birliklerinizin önemli kısmı insan, ve insan karanlıkta iyi göremez. Bunun sonucu olarak taktiksel çeşitlilik çıkıyor karşımıza. Gece savunma yapmamız daha kolay oluyor, çünkü düşman iki metre önünü göremez halde oluyor genellikle. Aynı durum sizin için de geçerli. Eğer "Ben önümü göreceğim kardeş!" diyorsanız, araçlarınıza farlarını açtırabilirsiniz, ancak bu düşman üssüne elinizde çukulatalı pastayla hoşgeldin ziyaretine gitmeye benzer. Farlarınızı kapatıp, gizlice düşmana baskın da düzenleyebilirsiniz mesela. Görselliğin katkısı birazcık da taktiksel oluyor yani.

Sesler ise vasatın biraz üzerinde. Kalitesiz seslendirme yer yer durumla alakasız müziklerle birleşince kendinizi kaptırdığınız güzel atmosferden kopabiliyorsunuz bir anda. Peki, güzel müzik hiç mi yok? Müzikler zaman zaman bulunduğunuz durumla çok güzel örtüşüyor, oyunun havasını pekiştiriyor. Peki güzel seslendirme hiç mi yok? Yok neyazık ki. Seslendirmeleri yapan arkadaşlar belli ki ya çevreleri tarafından tanınmak istememiş ya da sopa zoruyla stüdyoya sokulmuşlar. Karakter seslendirmeleri açısından fazla birşey beklemeyin derim.