Geçen sene E3'te tanıtımı yapıldıktan sonra birçok yazılı basın (burada yazılı basın derken oyun dergilerinden bahsediyorum) ve çeşitli yabancı web sitelerinde E3'te gösterilen en iyi RPG seçilen Morrowind, kimi RPG sevenler tarafından uzun süredir bekleniyordu. RPG oyunlarına (birkaçı hariç) çok fazla ilgi duyanlardan değilim, ancak gerek Dungeon Siege, gerekse Morrowind beni daha çok grafiklerinin güzelliği nedeniyle kendine çekti. Bu oyunları almamın nedeni her ne kadar grafiklerinin güzelliği olsa da oyunları oynamaya başladıktan sonra her ikisinin de gerçekten çok emek harcanmış ve bu emeklerin de boşa harcanmadığını kanıtlamayı başarmış oyunlar olduğunu bizzat yaşadım. Morrowind için bazı yerlerde tür olarak FRP, bazı yerlerde de RPG deniyor. Biz de RPG diyelim ve incelemeye devam edelim.

Oyuna uykudan yeni kalkmış biri olarak Seyda Neen kıyısında demir atmış bir geminin alt katında başlıyoruz. Bu ekranda bir isim belirlemeniz gerekiyor. Daha sonra diğer NPC'lerin sizi yönlendirmesi ile karakterinizin hangi cins "yaratık" olacağını belirliyorsunuz. Burada seçeceğiniz yaratıklar arasında tabii ki çeşitli özellikleri farklı yaratıklar var. Bunlardan herhangi birini seçtiğinizde oyunun diğer kısımlarını da diğer karakterlerden daha farklı bir şekilde oynuyorsunuz. Her karakteri seçtiğinizde sonuçta aynı yerlere gidebiliyorsunuz ama özelliklerinizdeki farklılık oynanış biçimizi de çok etkiliyor. Oyunda gemiden inip rahibin yanına gidip konuşmalarınızı yapıyorsunuz ve oyuna devam edebilmeniz için masanın üstündeki kağıtı almanız gerekiyor. Kağıdı alıp diğer kapıdan çıktığınızda ise geze geze bitiremeyeceğiniz çok büyük bir dünya ile karşı karşıyasınız.

Böyle büyük bir ortam olunca da hemen araştırmalara başlıyoruz haliyle. Tüm bu tür oyunlarda olduğu gibi, etrafta boş boş dolaşan veya çeşitli işlerle uğraşan kişilerle konuşabiliyoruz. Bu NPC'lerden bazıları size bir görev veriyor, bazıları bulunduğunuz ortamla ilgili bilgi veriyor, bazıları da (özellikle ağır silahlı ve güçlü olan NPC'ler) size karşı aşağılayıcı ve alaycı bir tavır ve sözler ile siz onların yanından geçerken konuşuyorlar. Oyuna başladığımız ilk köy olan Seyda Neen'de size katılan yapay zeka karakterlere de rastlayabilirsiniz.

Etrafta dolaşırken evlere girmek istediğinizde oyun evin iç ortamını yüklüyor. Bu işlem tamamlandıktan sonra kendinizi evlerin veya diğer girdiğiniz çeşitli binaların içinde buluyorsunuz. Binaların içi ayrıca yüklendiğinden içeri girdiğinizde dış ortam bilgisayar tarafından çizilmediği için iç kısımlarda frame rate oldukça yükselebiliyor. Binaların içine girdiğinizde dikkatinizi ilk çekecek olan etraftaki eşyaları alabiliyor olmamız. Bunları istediğiniz an alabiliyorsunuz. Ancak ne zaman aldığınıza çok dikkat etmelelisiniz. Mesela yanınızda binanın sahibi veya orada görevli biri varsa ve siz de gidip sağdaki soldaki eşyaları toplamaya başlarsanız, ya yanınızdaki karakterler size saldırıyorlar ya da hem saldırıp hem de yardım çağırıyorlar. Sonucu tahmin edebileceğiniz gibi ölüyorsunuz ve son save ettiğiniz yerden yeniden başlıyorsunuz. Bunlar birinci seçenekte yapabileceğiniz şeylerdi. İkinci seçenek ise binaların içindeyken yanınızda başka bir karakter yoksa eşyaları çaktırmadan çalabiliyorsunuz. Sonra da bunları satıp para kazanıyorsunuz. Etraftaki NPC'lerle etkileşime girebildiğinizi söylemiştik. Bunlardan biri de bazı karakterlerin size çeşitli yeteneklerinizin gelişmesi için training yaptırabilmesi. Yalnız bunlar bedava değil. Belli bir para karşılığı oluyor. Öyle bakmayın canım, artık bedava ne kaldı ki :))

Önceden dedik ya, bu oyun oldukça iyi diye. Oyunların bazılar iyi oluyor ama kısa oluyor bildiğiniz gibi. Tam oyuna iyice alışmışken bitiveriyorlar. Neyse ki Morrowind'de böyle bir problemimiz yok. Oyunun toplam oynama süresini bilmiyorum ama tahminimce 200-300 saatten fazladır. Oyunda bayağı bir ilerledim ve hala kendimi oyunun ortalarında gibi hissediyorum. Çünkü RPG oyunlarında genelde oyunun sonlarına doğru karakteriniz anormal biçimde güçlenir ve ortalığı yara yara ilerlersiniz. Bende ise böyle bir durum henüz yok :))

Binaların içinden toplayabileceğiniz eşyalar arasında tabak, çanak, çatal, bıçak gibi bir piknik sepetinde bulunması gereken ve hatta piknik yapmayacağınız diğer zamanlarda da kullanabileceğiniz sayısını -daha oyunda görmediğim yerler de olduğundan- tam bilmediğim çok sayıda eşya var. Bu eşyalardan bazılarını silah olarak da kullanabiliyorsunuz. Mesela bir ekmeğin üzerinde olan ekmek bıçağını oyunun başlarında silah olarak kullanabilirsiniz. Biraz ilerleyince de zaten öldürülmüş bir adama rastlayıp onun kılcını alıp kullanabilmeniz mümkün. Yani anlayacağınız burdaki silah, gelişme, yetenekler vs. gibi konular diğer RPG oyunlarından farksız. RPG oyunlarına alışıksanız zaten bu gibi konularda zorluk çekeceğinizi sanmam. Bu arada unutmadan, o bıçağın saplandığı ekmeği de almayı unutmayın, hayat bu ne getireceği belli olmaz ıssız bir yerde bir soğan kırıp miğdeye indirirsiniz :))