Lost Coast'ın yapılacağını ilk E3'te Valve'ın yaptığı açıklama ile öğrenmiştik. Oyun (Half-Life 2 eklentisi) Source motorunu kullanan fakat hiçbir performans kaygısı gözetilmeyen yani, Source motorunun neler yapabileceğini gösteren tek bölümlük bir teknoloji demosu olacaktı. Steam sahipleri daha iki üç ay önce steam de inebilecek oyunlar arasındaki listede görmeye başlamıştı bile. Zaten çok geçmeden HDR destekli haritalar ve HDR'yi açabileceğimiz grafik opsiyonları Half Life 2'mize kurulmuştu bile. Nihayet geçen haftalarda haberini yaptığımız gibi Valve sözünü tuttu ve Half Life 2: Lost Coast'ı Steam üzerinden daha önceden Half Life 2 sahibi olan herkese ücretsiz downloada sundu. Kısa bir bekleyişin ardından nihayet sık sık resimlerine baktığımız vay be grafiklere bak HL2'ye ne olmuş dediğimiz "kayıp sahilimize" nihayet kavuşmuştuk. 318 MB'lık bu mini ek paket, aslında unutulmuş bir ek görev dersem daha doğru olur. İki saatlik bir bekleyişin ardından oynayabileceğim kıvama gelmişti. Öncelikle Lost Coast'ın öyle birçok bölümden oluştuğunu zannetmeyin çünkü yarım saatte bitiyor.

Ve perde...

Nihayet oyuna başlıyoruz derken oyunun minimum sistem gereksinimleri ile şok oluyoruz. Amd işlemci kullanalar için 2.2Ghz, ki bu 3500+ ya karşılık geliyor, Intel işlemci kullananlar için ise 2.9Ghz'lik bir işlemci sınırı ve en az 1GB Ram ve DirectX 9 ve HDR destekli ekran kartı istiyordu. Olur mu böyle şey dedik ve oyunu görünce olurmuş dedik. Grafikler tek kelime ile mükemmel olmuş daha önce hiçbir oyunda bu kadar güzel yosun tutmuş kaya ve tasarımı görmemiştim. Işıklandırma da ise valve source engine'nin dibine vurmuş durumda. Güneşin baktığımızda aynen gerçek hayattaki gibi ve gözünüzü çektiğinizde nasıl ki etraf birden beyazlaşıp yavaşça eski haline geliyorsa, Lost Coast'ta da aynı durumla karşılaşıyorsunuz. Işıklandırma o kadar güzel ve etraf o kadar hoş gözüküyor ki gözünüze etrafa bakmaktan oyuna başlayamıyorsunuz.

Nihayetinde kayıp sahil kıyısında uyanıyorsunuz. Elinizde magnum'unuz hazır durumda. Ayrıca tüm silahlar da kullanılabilir durumda, zaten bölüm geçtikçe yeni silah bulmanız gibi bir durum söz konusu olmadığından iyi düşünülmüş bir durum diyebiliriz. Magnum'unuzun ışıktan yansıması o kadar harika olmuş ki gerçekten görülmeye değer. İlk olarak karşınıza hani sık sık resimlerini gördüğümüz yaşlı amcamız çıkıyor. Tabi hemen tanıyor bizi, o meşhur doktor değimlisin sen diyor. - Freeman mıydı, yoksa Fishman mıydı neydin sen... - Gordon her zaman ki gibi gayet soğuk kanlı tek bir kelime çıkmıyor ağzından. Yaşlı balıkçı amcayı da fazla zorlamamak lazım, zaten kilitli olan kapıyı bize amcamız açıyor ne de olsa. Hemen öyle çıkmadım tepelere tabi. Beklemişim o kadar tadını çıkardım :)

Suyun yansıması gerçekten harika. Birkaç tekneyi de parçaladıktan sonra son kez yosun tutmuş kayalara baktım ve yola koyuldum. Bu tepenin üstüne kurulmuş viran şehirde yukarıya doğru sarılmış yolu takip etmeniz gerekiyor. Hemen karşınıza Combine askerleri çıkıyor. Bunları imha ettikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Tahta merdivenlerden yukarıya çıkmaya çalışırken merdivenler yıkılıyor ve diğer yola geçiyoruz. Hemen bu dik patikalardan aşağıya düşmeden kıvrımlı yolu takip ediyoruz. Bu esnada karşımıza tekrar Combine askerleri çıkıyor. Her zamanki gibi Steam'den zorluk ayarlarını ayarlayabiliyorsunuz artı olarak. Tepenin en üst kısmına ulaştığımızda terk edilmiş bir yer karşınıza geliyor, kimsecikler yok ama bir terslik olduğunu hemen anlıyorsunuz. Kiliseden içeriye girince gördükleriniz gerçekten insanı derinden etkiliyor. HDR efektinin hiç bu kadar etkili kullanıldığı bir oyun daha görmedim. Aslında bu tür grafikler ben çok az oyunda gördüm Half Life 2 idi sanırım.