Bundan yaklaşık iki üç ay önce Martin Mystere'in oyunun yapıldığını duyduğumda sevinmiştim. Çünkü bana göre uzun zamandır adam gibi adventure yapılmıyordu ve piyasada bulunan macera oyunları beni hiç mi hiç tatmin etmiyordu. Benim güzel bir macera oyunundan aradığım üç şey vardır. İkon adventure olacak, çizgi film vari grafikleri olacak (önemli) ve esprili bir oyun akışı olacak. Bu unsurları içinde barındırmayan bir adventure oyunu benim için çok soğuk ve sıkıcıdır. Aslında macera oyunlarına seçici yaklaşmamın nedeni, eskiden yapılan ve şu an efsane sayılan adventure oyunlarının hala etkisinde olmamdır.

Tam olarak hatırlamıyorum. Sanırım yedi sene önceydi. Daha önce bilgisayarlarla pek öyle tanışıklığım olmamıştı. Daha çok annemin beni de götürdüğü misafirliklerde arkadaşların bilgisayarlarıyla haşır neşir oluyordum. Yine böyle bir gün annemlerin yanında sıkıntıdan patlarken, Eralp (ki kendisiyle 6 senedir falan görüşmüyorum, buradan selamlar) beni odasına çağırdı. Beraber bilgisayar oynamaya karar verdik. Sonra kendisi, o an için görmüş olduğum en muhteşem oyunun Cd'sini bilgisayara koydu. İlk giriş videosundan sonra ben, gözlerimi alamıyordum. O an tanışmıştım çizgi film gibi oyunlarla (eskiden öyle derdim :)) İki saate yakın bir süre oyunun başında oturduk, ben tek bir saniye bile sıkılmamıştım. Oyun korsanlarla ilgiliydi ama bir o kadar da eğlenceli ve matraktı. O kadar sevmiştim ki, oyunun adını sormayı hiç akıl edemedim. Oyun hakkındaki en soyut bilgilerimden biri ana karakterin adıydı. O oyunu yıllarca aradım. Hatta bilgisayarım yokken bile aradım. Ama hiçbir yerde yoktu. Babamın mesleği nedeniyle kaç il gezdik, oyunun izini tek bir yerde bile görmedim. Bu olaylardan 2 yıl sonra ilk bilgisayarıma kavuştuğum zaman (ki bu da 2000 senesi oluyor) bilgisayar dergileri almaya başladım. Daha sonra aldığım bir derginin içinden bir demo CD çıkmıştı. CD'nin içini kurcalarken adı Escape From Monkey Island olan bir oyun buldum. Güzel bir şey olması umuduyla kurduğumda bir şeyler bana tanıdık geldi. Oynamaya başladım ve ana karakterin adı söylendiğinde her şeyi fark ettim. Bu oyun benim aradığım oyunun devamıydı. Hemen dergiyi açtım, oyunun incelemesi vardı. Bir de seri hakkında tarihçe... O an anladım ki yıllarca aradığım, hiçbir yerde bulamadığım, hatta geceleri rüyalarıma giren oyunun adı The Curse Of Monkey Island'dı...

Sanırım çok fazla uzattım, neyse hikayenin sonucuna gelelim. Oyunu, gezi maksadıyla gittiğimiz Rize isimli güzide ilimizde buldum. Hem de orijinal olarak. Yani sizin anlayacağınız mutlu sona ulaştım. Şunu da kısaca belirtmek istiyorum, yukarıda bahsettiklerim nedeniyle The Curse Of Monkey Island bana göre gelmiş geçmiş en iyi oyundur. Şimdi daha fazla sizi sıkmadan Martin Mystere Operation Dorian Gray isimli oyunumuzun konusunda geçelim.

Nerde İmkansız Bir Olay, Orda Martin Mystere


Martin Mystere bilindiği üzere bir çizgi roman serisi. Belki kendisinin maceralarını okumuşsunuzdur. Ben gazetecilerde çok görmeme rağmen hiç okumadım. Sadece karakter hakkında biraz bilgi sahibiyim. Bu yüzden oyunun konusu çizgi romandaki maceralarından biri mi bilmiyorum. Aslında bu tür oyunlarda konudan çok fazla bahsetmek, oyunun tadını kaçırabilir. Bu yüzden kısaca değineceğim. Evlemberg ismindeki bir profesör öldürülüyor. Polis de olayı araştırmalarına yardım etmemiz için bizden yardım istiyor. Böylelikle sırlarla dolu maceramız başlıyor.

O Artık Üç Boyutlu


Teknik detaylar kısmına grafiklerle başlayalım. Oyun 2D yerine 3D bir motor kullanıyor. Aslında karakter modellemeleri gerçekçilikten uzak, ancak az da olsa 2D havası var. Ama dikkat ettikçe anlaşılıyor ki karakter modellemeleri ne 2D gibi, ne de 3D. Bence oyunun böyle bir durumda olması yanlış. Çünkü belli bir konumda kaliteli grafikler verseydi oyunun puanı yükselebilirdi. Dış mekan grafikleri ve çevresel detaylara fena değil diyebiliriz. Çünkü her ne kadar detaylı gibi gözükseler de, aslında çok soğuk ve renksizler. Ayrıca modellemeler ve mekan grafikleri bence birbiriyle uyumsuz. Ama yine de genel olarak bakıldığında vasatın üzerindeler. Yani kabul edilebilir deyip geçiyorum.

Videolar ise benim pek hoşuma gitmedi. Oyun içerisindekilere benzer bir grafik tekniği kullanılmış. Fakat dediğim gibi, böylede olsa göze hitap etmiyor. Bu tür adventure oyunlarında videolar bence önemli bir yer işgal eder. En azından videolara özenilseydi (bkz Tomb Raider serisi) oyun görsel açıdan adam gibi elle tutulur bir şeylere sahip olurdu.

Animasyonları ise vasat olarak adlandırabiliriz. Yalnız ana karakter Martin Mystere'in animasyonları korkunç. Kendisi kütük gibi hareket ediyor. Komut verdiğimizde, çok hantal ve robot edasıyla yerine getiriyor. Animasyonların notunu yükseltip vasat olmasını sağlayan tek özellik, NPC'lerin animasyonlarında çok göze batan bir eksi olmaması.

Onun Artık Bir Sesi Var

İşitsel özelliklere geçtiğimizde ise oyunun bu kulvarda pek bir sorununun olmadığını görüyoruz. Seslendirmeler, özellikler Martin Mystere'in seslendirmesi güzel sayılır. Karakterlerin ruh halleri seslendirmelere iyi yansıtılmış. Çevresel sesler de gerektiği kadar başarılı. Ses, tabii ki adventure oyunlarında önemli bir şeydir. Şükür oyun bu konuda yüzümüzü kara çıkarmıyor.

Müzikler ise oyunun en başarılı olduğu kısım. Genelde, kulağa hoş gelen, jazz olarak adlandırabileceğimiz melodilerden oluşuyor. Benim oynadığım süre içerisinde müziklerden hiç rahatsızlık duymadım. Yapımcıların bu konuda özenmiş olmaları güzel bir şey. Eminim oynarken sizin de müziklerden şikayetiniz olmayacaktır.

Eh Martın, İnsanın Böyle Asistanı Olur Mu?

Kontroller ise klasik ikon adventure tarzında. Yani mouse ile karakterimizi yönlendiriyoruz. Bazı siteler oyunun bu tür kontrollerini eksi olarak gördüler. Bence olması gereken bu. Çünkü adventure oyunlarının mouse ile daha rahat oynandığına inanıyorum. Klavye ile oynanan oyunlar insanı eski adventure ruhundan uzaklaştırıyor (bkz Monkey Island 4) Kontroller konusundaki en büyük eksi, Martin Mystere'in çok ağır hareket etmesi. Verilen komutun bu kadar geç gerçekleştirilmesi eminim birçok oyuncuyu kızdıracaktır.

Oyunun, olumlu sayılabilecek yanlarını tek bir tarafta toplarsak; ses, müzik ve kontrollerin gerektiği kadar başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Olumsuz taraflarını ise ana karakterin animasyonlarının zavallılığı, çok geç tepki vermesi ve oyunun genelindeki özensizlik olarak söyleyebiliriz.

Sonuç


Martin Mystere: Operation Dorian Gray vasat bir yapım olmuş. Titizlikle yapılmış olsa bu yılın güzel macera oyunları arasına girebilirdi. Bu hali ile oyun ortalamanın üzerine çıkamıyor. Adventure sever ve Martin Mystere hayranı iseniz belki deneyebilirsiniz. Ama sizi uzun süre bilgisayar başında tutacak bir oyun arıyorsanız, Martin Mystere'den uzak durun.