Türk Birlikleri Anadolu'ya girmişlerdi artık. Yeni vatanlarını burası olarak görmekteydiler. İlerlemelerini hiç bir kuvvet engelleyemiyordu. Caesarea kalesinin kapılarına dayanmışlardı. Türk'ün gücünü dünyanın görmesini istiyorlardı. Bu yoldan ölmek var dönmek yoktu onlar için. Tüm askerler aynı görüşteydiler. Bizans birliğinden kopmuş olan isyancıların elindeydi kale. Burası onlar için bir geçiş noktası, ilerleyişin çetin bir adımı idi aslında. Durmak yok dediler. "Yüce yaradan bizim yanımızdadır, elbet yardımı bizimle olacaktır" diyorlardı. Başarıları sanki bunu kanıtlar gibiydi. Caesarea kalesinde çetin bir harp başlamıştı. Ellerinde küçük mancınıklar vardı Türk birliğinin. Düşman kalesine bombardımana başlamışlardı. Herkesin yüreğinde heyecan ve garip bir mutluluk vardı. Türk ocağının ateşi her geçen gün daha gür yanıyordu. Bu ateşi yüreklerindeki heyecan ve ateşle harlayacaklarından emindiler.

Kale duvarlarının çökmesiyle büyük Türk kumandanından saldırı emri geldi. Harp anıydı artık. Ölüm anıydı. Gözlerinde öleceklerini bilseler dahi en ufak korku belirtisi yoktu. Düğüne gider gibiydiler sanki. O kadar istekliydiler. İmanları korkularını tamamen bastırmış görünmekteydi. Düşman askerlerinde ise korku ve endişe hâkimdi. Türk birlikleri tüm ihtişamlarıyla karşılarındaydı. Kalenin duvarlarına ve kapılarına dayanmıştı sonunda birlikler. Çarpışma başlamıştı. Var güçleriyle savaşıyorlardı. Karşılarındaki düşmanın zırhına cüssesine bakmıyorlardı, sadece kılıçlarını, mızraklarını sallamaktaydılar. Kalenin yıkılan duvarları, yıkılan kapısı arasından birlikler düşmanı yavaş yavaş geri püskürtmeye başlamışlardı. Muzafferiyetin ilk adımıydı bu. Düşmanı kalenin merkezine doğru geri püskürttüler. En iyi birimler meydanda beklemekte, karşılaşacakları Türk birliğine olanca güçleriyle saldırıp geri püskürtmeyi planlamaktaydılar. Kale duvarlarının sol tarafından gelen bir düşman piyade birliği Türk birliklerini bir anlık gafil avlamış ve büyük zafiyete yol açmıştı. Fakat cesur Türk askerleri bu bir anlık saldırıyı atlatmayı başardılar. Birlikler şehrin etrafına serpiştirilmişçesine duran evlerin ve devlet binalarının arasından 3 kola ayrılmış şehrin merkezine doğru ilerlemekteydiler.

Artık fethin son noktasına doğru gidiyorlardı. Atlar bile askerlerin heybetine heybet katarcasına yürümekteydiler. Meydana yaklaşınca 2. hücum emri geldi. 3 kola ayrılmış olan tüm birlikler hep birlikte saldırıya geçtiler. Bu noktadan sonra artık dönüş yoktu. Ya ölüm ya istiklal diyerek saldırıyorlardı. Şehrin meydanında toplanmış düşman birlikleri var güçleriyle savunuyorlardı kalelerini. Türkler hem ilerlemek hem iyi yönetilemeyen bu topraklara huzur getirmek amacıyla burayı almak istiyorlardı. Savaşıyorlardı. Gözlerinin önünde arkadaşları ölen askerler daha bir hırs ile savaşıyorlardı. Düşman birlikleri büyük bir hızla azalmaktaydı. Düşman komutanı savaşın ortasında kalmış son ana kadar mücadelesini sürdürüyordu. Fakat çok asker kaybetmişler, Türk birlikleri ise sanki hala savaşın başındaymışçasına kalabalık görünüyorlardı gözüne. Bitmişti aslında savaş onlar için ama burası şehir meydanıydı. Kendi topraklarıydı. Kaçacak hiç bir yer yoktu. Düşman komutanı tüm askerlerini kaybettiği anda bile savaşmaya devam etti. Ta ki kahraman bir Türk askeri onu atından düşürüp esir alıncaya kadar. Savaş bitmişti artık. Türk gücünü bir kez daha göstermişti dünyaya. Düşman komutanına ve diğer esirlere hiç bir kötü muamelede bulunulmamıştı. Onlara buradan gitmeleri için süre verilmiş, kale emiri ve diğer devlet görevlileri de aynı şekilde Türk birliklerinin kontrolünde kaleden uzaklaştırılmışlardı. Artık Türk Milleti'nin önünde ilerlemelerini engelleyebilecek hiç bir neden yoktu. Daha şimdiden Bizans�ı korku salmaya başlamıştı. Türkler tüm güçleriyle ilerlemekteydiler.