Hayatımda iki Sven tanıdım: Birisi Sven-Goran Eriksson ve diğeri de bu kahraman(?) Sven Mortyr. Ama ne hikmettir ki ikisini de sevmedim.

Yılını hatırlamadığım, hatta hatırlamak için interneti arama zahmetine bile girmek istemediğim Mortyr oyununun ilkini yapan firma Mirage Ineractive, başarılı olmayan bu oyunun ardından tutup ikincisini yaptı. Bir de iddialarına göre de bu oyun "best-seller" bir oyunun ikincisi. Neyin "best-seller"ından bahsettiğini anlamakta zorlandığım bu firma, bir Polonyalı firma. Lehler de sanırım milliyetçi duygularına hakim olamayıp bu oyunun satmasını sağlamışlar ki ülkelerinde, Mirage da sallamanın boyutlarını aşarak bu oyunun Amerika'da 200bin adet sattığından bahsetmiş. Bırakın Amerika'yı, bu oyunun lokal olarak 200bin satmasına hiçbir milli-manevi duygu sebep teşkil edemez. İşin bir garip tarafı da bu oyunu dağıtacak bir firmanın bile bulunması.

Help...me...

Şimdi, "anlatmaya nerden başlasam bilmiyorum" diye iki çeşit oyuna başlanır: Ya oyunun anlatılacak o kadar şeyi vardır ki kelimelerin kifayetsiz kalışından ötürü seçim yapamazsınız; ya da oyun hakkında gerçekten anlatılacak bir şey yoktur... evet malesef yok. Diskimde 30 dakika boyunca kapladığı yerden mi, screenshot almak için sarfettiğim onca çabama rağmen HyperSnap ile alamadığım sslerden mi, o kadar rezil grafiklere rağmen sistemi kasım kasım kastırmasından mı. Neyse...

Sven Bomw... pardon Mortyr: O bir kahraman

Anlatılana göre Sven Mortyr, kaldığı yerden devam ediyor Nazileri avlamaya. (Ya zaten bu da beni delirten ayrı bir mesele. Oynadığımız bütün fps'lerde ya Nazi öldürüyoruz, ya Vietcong ya da yaratık. Birileri dur desin artık buna) Norveç'in (yanılmıyorsam öyle bir ibare gördüm de brifingde; öyle de olmayabilir) soğuk topraklarında başlayan serüven(!), karşımızda kıçı dönük kek gibi bekleyen ve bana uyukladığı izlenimi veren düşmanı elinde meşaleymiş gibi tuttuğu mutfak bıçağı yerine susturuculu bir tabanca ile indirerek başlıyor. Sonrasında ise ayak sesleri ve gayet basit görünen ayak izleri. Sonrasında ayak sesleri, ayak sesleri, ayak sesleri. Oyun hep böyle gidiyor "krak" "krak" "krak". Karşıma çıkan ve hiçbir zeka belirtisi taşımayan, salak salak bir sağa bir sola durmadan koşan, arada sanki izli mermi atılıyormuş gibi görüntü vererek ateş eden askerler. Ya acemi er bile olsa bu kadar olamaz. Oraya iki eşek koysan daha çok korkutur gece karanlığında Sven Mortyr'i.

Düşman etrafımızı sardı

"Aman dikkat karşınıza çıkan asker diğerlerine de haber verebilir!" bunu diyen adam, 4 kişinin göz onünde birini öldürdüğümde diğerlerinin istifini bozmadan olayı izlemelerine ne derdi acaba? Öldürdüm öldürmesine de, şimdi nasıl anlatsam, adam yere düşerken sanki eski filmleri hatırlatırcasına süzülüyordu. Yanına gitiğimde herkes aynı pozisyonda, karşısındakini kucaklamak istermişçesine yatıyor ve yüzünde anlamsız bir ifadeyle bakıyordu; e haliyle tabi. Yalnız garip olan ise, adama ateş ettiğimde hareket etmesiydi. Hem de öyle güzel oynuyor ki iki şarjör boşalttım üstüne.

En sevdiğim bölüm: Sonuç!

Mortyr 2: For Ever alınıp oynanılmaması, hatta görüldüğü yerde üstüne basılıp ezilmesi, olay mahallinin polis kordonu altına alınması ve insanların 25 metreden daha fazla yaklaşmaması gereken bir oyun. Grafik hataları, AI hataları, script hataları ile dolu bir oyun.

Işık kaynakları her dokuyu delip geçiyor lazer gibi; ciuv. Ekranda belirip kaybolan dokular, ufukta şimşek mi çakıyor yoksa top ateşi mi var; karar veremediğim görüntüler, bomboş beyazlıklar, garip modellenmiş araçlar, ağaçlar, evler. Tabi sadece grafikte kalmıyor bunlar. Karakterden çıkan sesler sanki tuvalet ihtiyacını gidermiş de rahata kavuşmuş birinden çıkan seslere benziyor. Çalıya ya da ağaca yaklaşınca çıkan ses sürekli tekrar ediyor "hışırt, hışırt". Ne diyelim, Allah bizi Mortyr 3'ten korusun!

Ne diyorudum, evet alın oynayın, süper bir yapım... aaah durun arkadaşlar niye vuruyorsunuz, valla ben yapmadım!