İki saattir kara kara düşünüyorum Matrix konulu bir şeye nasıl giriş yazılır diye. Çünkü ne yazarsam yazayım ilgili diğer yazılardan farklı bir şey yazamayacağım belli. Matrix hakkında bu güne kadar yazılıp çizilmemiş bir şey kalmamıştır herhalde. Bu yüzden bilmişlik taslayıp oyunlardan, filmlerden, kitaplardan ayrı ayrı bahsedip sizi sıkmayacağım. Ama kısa kısa değinirsem de bana kızmayın :)

Bildiğiniz gibi Matrix çılgınlığı 1999 yılında Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin aynı adlı sinema filmiyle hayatımıza girdi. Beyaz perdeye yansıtıldığından çok kısa bir süre sonra yapımcıları bile şaşırtan fırtınalar kopararak çok büyük bir başarı elde etmiş, küçük büyük herkes bu dalgadan nasibini almıştı. Öyle ki her siyah pardösü giyen kişiye "Voo Matrix!" gibi iğrenç cümlelerle rezil eder olmuştuk. Eleştirmenlerce de övgüler alan The Matrix, o yıl 3 Oscar heykelciğini de götürmüştü. Bu büyük ilgiden hemen sonra Wachowski kardeşler devam filmlerini müjdelediler. 2003 yılında altı ay arayla vizyona giren devam filmleri Matrix'e olan ilgiyi hat safhaya taşıdı. İlk filmi devam filmlerine göre kısıtlı bir bütçeyle çeken biraderler için kesenin ağzı iyice açılmıştı. Onlar da karşılık olarak ilk filmde kullanılan efekt sayısını beş katına çıkardılar. Görsel efekt Oscar'ı alan bir filmin efektleri beş katına çıkarılırsa ne olur düşünün. Gerçekten de bu iki yeni film hayranlarına görsellik şovu yaparak gönülleri yeniden fethetmişti. Matrix Reloaded ve Revulutions eleştirmenler tarafından beğenilmese de benim gibi birçok Matrix sever eminim filmlerden memnun kalmıştır. Zaten eleştirmenler filmleri ne kadar kötülerse kötülesinler hep kazanan yapımcılar olur. Matrix isminin bu kadar ilgiden sonra ticari amaç içinde kullanılması kaçınılmaz oldu. İşporta tezgahlarındaki güneş gözlüklerini saymazsak, iki kitap, iki oyun ve bir çizgi animasyon serisi üçüncü filmde biten efsaneyi devam ettirmeye çalıştılar. Ama ne kadar başarılı oldular bilemiyorum. Kitapları ve çizgi seriyi bir kenara bırakırsak 2003 yılında piyasaya çıkan Enter The Matrix bazı eksileri yüzünden eleştirilmiş, Neo, Trinity, Morpheus gibi ana karakterlerin kontrol edilememesi yüzünden üvey evlat muamelesi görmüştü. Geçen sene piyasaya çıkan Matrix Online da ilk Matrix oyunundan başarılı olmasına rağmen klasik olamamıştı. Bakalım yeni oyun nasıl?

Sen seçilmiş kişisin Thomas... Öeh! Neo daha iyi

Oyunumuzun konusuyla başlayalım. Konu olarak filmler temel alınsa da ana konu üzerinde bazı eklemeler ve değişiklikler yapılmış. Mesela oyunun başında Neo'nun çalıştığı şirketten ajanlara yakalanarak değil Trinity ile beraber motorla kaçıyoruz. Ayrıca Neo'nun nasıl Kung Fu (Jiujitsu da olabilir) öğrendiğini alıştırma bölümlerinde detaylı bir biçimde öğreniyoruz. Konuyu filmlerden daha kapsamlı bir biçimde görmek güzel bir şey sayılabilir. Oyun tabii ki ilk filmden başlıyor. Bölümleri geçtikçe diğer filmleri oynayabiliyoruz. Daha sonra istersek eski bölümlere geri dönebiliyoruz. Asıl konuyu kısaca özetlemek gerekirse; gerçek adı Neo mu yoksa Thomas mı olduğu tam belli olmayan karakterimize rahat batar ve kendisi kırmızı hapı seçerek tam anlamıyla "bitik" bir dünyada yaşamaya karar verir. Ağacın, kuşun, böceğin olduğu bir dünyada yaşamak varken yerin altı daha bir cazip gelir kendilerine. "Evet, konunun özeti kısaca bu" demeyeceğim merak etmeyin. Eğer dersem büyük ayıp etmiş olurum. Ama uğruna kitaplar yazılan Matrix gibi bir mitin konusunu böyle tek bir paragrafa sığdırmak hakikaten zor bir iş. Konuyu nereden ele alırsak alalım ayrı ayrı bir sürü hikaye çıkıyor ortaya. Ama iyice yüzeyselleştirirsek; yapay zeka icat edilmiş, makineler ve insanlar arasında savaş çıkmıştır. İnsanlar gün geçtikçe makinelere yenilerek yerin altına sürülmüşlerdir. Bunun üzerine insanları bu durumdan kurtarması için yeni bir seçilmiş kişi (aslında filmde "Mesih" kelimesi kullanılıyordu ama ben biraz ehlileştirdim) gönderilmiştir. Evet, bu sefer gönül rahatlığıyla "konunun özetinin özeti bu".