Uzun süredir en çok beklenen macera oyunları listesinde üst sıralarda bulunan bir oyundu "The Moment of Silence". Belki de diğerlerinden onu ayırıp üst sıralara çıkmasında en etkili olan sebep karizmatik isminde yatıyordu. Bakalım oyunumuz ismi kadar güzel mi diyerekten oynamaya başladığımda oldukça gel-gitli düşüncelere kapıldım. Bazen bu ne biçim oyun derken bazen de "adamlar yapmış aaabi" demekten kendimi alamadım. Sonuçta oyun hakkında yorumlarım olumlu ve kesinlikle oynanması gereken bir macera oyunu olarak şekillendi.

Moment of Silence'ın hikayesine geçmeden önce kısaca arayüzden bahsedeceğim. Oyunumuz "third person" perspektifinde "point & click" bir macera oyunu. İlk çalıştırdığımda oyun içi grafikleri görünce dumura uğradım çünkü Moment of Silence tam anlamıyla bir aksiyon oyunu grafiklerine sahip. Yazılarımı okuyanlar bilir ki macera oyunları için grafik kalitesini önemsemem ve puanlamama hiç katkısı olmaz. Yine de sizi bilgilendirmek açısından Moment of Silence'ın grafiklerinden bahsedeceğim. Bir iki cümle yukarıda okuduğunuz üzere oyunun grafikleri bir macera oyunu yerine aksiyon oyunu anımsatıyor. Bununla beraber kesinlikle çağın 2-3 yıl gerisinde kalmış 3D karakter grafikleri ve inanılmaz hatalar var. Bu hatalar bazen oldukça rahatsız edici olabiliyor. Örneğin bir ekran geçişinde önce mekanı görüp buradaki insanların sonra birden belirmesi gibi. Oldukça ciddi ışıklandırma hataları da cabası. Bütün bu hatalara rağmen arka plan grafikleride bir o kadar kaliteli ve detaylı çizilmiş.

Lakin, dediğim gibi bir macera oyununda grafik kalitesine bakmak yersiz olur düşüncesindeyim. Ekranın alt kısmında envanterimiz yer almakta. Basit ve kullanışlı bir envanter sistemi var The Moment of Silence'da. Oyun arayüzünün en büyük eksisi kahramanımızın gidecebileceği ekran geçişlerini göstermek için fare imlecimizde bir değişiklik olmaması. Bir çok durumda ekranın bir tarafından diğer tarafına geçiş var mı diye kontrol etmek için koşturup durmak zorunda kalıyoruz.

The Moment of Silence, bu sorunu göz ardı etmemizi sağlayacak ilginç yenilikleri de içermekte. Ben oyun boyunca çok ciddi piksel avlama sorunları yaşamadım fakat yapımcılar bu soruna bir çözüm getirmişler. H tuşunua bastığımızda bir anda o ekranda ne kadar hot-spot varsa işaretlerenerek gösteriliyor. Amatör macera oyuncuları için iyi olsa da oyunun bazen fazla kolaylaşmasına sebep olabiliyor bu sistem. Zaten inanıyorum ki bir çok yapımcı da kolaylıkla ekleyebileceği bu özelliği bu sebeple oyunlarında kullanmıyor. M tuşu ile ileride bahsedeceğim "Messenger"ımıza ulaşabilmekteyiz. Oyunun kontrollerinde ise ciddi sorunlar var. Sanıyorum yakında bir yama gelir (Hmmm gelmiş bile :)). Çoğu zaman kahramanımız yönlendirdiğimiz yere gitmemekte ısrar ediyor. Ya da çift tıklayarak koşmasını sağladığımızda durdurmak için saç baş yoluyoruz.

Oyunumuzun ilginç bir hikayesi var ve bu hikaye çervesinde bütün ince detaylar düşünülerek yepyeni bir dünya kurulmuş. Hikayemiz 2044 yılında New York'da geçiyor. Bütün dünya eyaletlere bölünmüş ve bir dünya hükümeti tarafından yönetilmekte. Metropollerde ise değişen fazla birşey yok. Dünyanın sonunun geldiğini ilan edenler, reklam ekranları ile dolu gökdelenler, katiller, hırsızlar, çeteler, sağa solu bombalayan teröristler ve komplo teorileri kuran yaşlılar, mobile messenger'lar, uçan arabalar, ve bir sürü abudik gubidik teknolojik cihazlar bu şehirlerin vazgeçilmezleri olarak yer almaktadalar. Kahramanımız Peter Wright ise bir haberleşme tasarımcısı olarak çalışmakta ve dünyasında olan biten politika, haberler, skandallar ve hatta çalıştığı şirketin bir numaralı gündemi olan hükümetin konuşma/düşünce özgürlüğü kampanyası bile onun umurunda değil.

Ezik kahramanımız, Peter Wright, kendisini dış dünyadan izole etmiş, hiçbir komşusunu tanımıyor ve tanımak bile istemiyor. Kahramanımızın hayata bu derece küsmüş olmasının sebebi ise eşini ve yedi yaşındaki çocuğunu bir uçak kazasında kaybetmiş olması. İşinden de nefret eden Peter Wright gecelerini whisky içerek chat odalarında ailesi hakkında yalanlar söyleyerek geçirmekte. Öyle ki patronu ona bir süre izin vermiş ve basit bir apartman dairesi kiralamasına yardımcı olmuş. İşte bir gün, apartmanının önünde duran bir SWAT kamyoneti, Peter Wright'ın hayatında dönüm noktası oluyor. SWAT ekibi bir anda kahramanımızın komşusu olan online gazeteci Oswald'ın evini basıyor ve Oswald'ı götürüyor. Sonrasında Oswald sanki yer yarılıyor da içine giriyor. Polis bile Oswald'ın alıkonulduğunu kabul etmiyor ve bilgi sahibi olmadığını söylüyor. Bütün bunların şaşkınlığını yaşayan kahramanımız, Oswald'ın eşine ve çocuğuna olayı araştırmak için söz veriyor. Tekrar hayata dönen Peter Wright kısa sürede Oswald'ın oldukça güçlü yetkililerin de içerisinde bulunduğu dünya çapında bir komployu ortaya çıkarmak üzere olduğunu öğreniyor. Oyun boyunca kahramanımız Peter Wright'ı ve kısa bir bölümde Oswald'ın eşi Deborah'ı oynayacağız.