Oyundaki güzeller güzeli karakterimiz Victoria McPherson bir FBI ajanı. Oldukça başarılı ve -yine söylüyorum- oldukça güzel. Günler boyu mini mini eteği ile dolaşıyor. FBI ajanı olması gereği olay yeri incelemelerinde bulunuyor. Ancak şimdiki dosyada işler biraz can sıkıcı olmaya başlamış. Seri katil tarafından 5. cinayet işlenmiş ve hala ellerinde bir ipucu yok... Oyunun konusu çok güzel. Macera oyununun macera oyunu olması için de bu gerekli zaten. İnsanı ot gibi oturup "oha grafiklere bak süpeer" diye oyalayan ve avutan oyunlardan değil. Aksine "hay Allah, şimdi ne olacak. Kimdi ki bu adam?" gibi sorulara yönelten, yani sürekli kafamızı kurcalayan ve devamını merak ettiren bir konuya sahip. E böyle olunca da haliyle saatlerce başından kalkamıyorsunuz. Gerçi biraz da kısa geldi bana. Artık heyecandan kaç saat başında oturduğumu da bilmiyorum ama... Eh, Victoria dedik, güzel dedik, alımlı dedik, Trinity dedik (dedik mi); şimdi oyuna dönelim. Ürperten inceliğiyle ekranı aydınlatan bir video ile giriyoruz. Ressam, katil, sanat, tablolar ve kan. Vurulan fırça darbeleri, hançer darbeleriyle bütünleşiyor; karanlıktaki metal parıltıya eşlik ediyor gümüş maske. Yerde sürüklenen vücutlar ve arkalarında kalan kan izi. Ama sadece kalan kan izi. Hayat kadınlarının orada olup olmamasının farkında değil zaten toplum. Birisi yoksa diğeri var. Hatta kimse önemsemiyor; çabucacık unutuveriyor... Oyun başlayınca zaten ne denli güzel bir atmosferde olduğunuzu anlıyorsunuz. Etrafta Noel süsleri, ışıl ışıl renklerle parlayan lambalar, düşen kar taneleri, arka planda ortamı tamamlayan hafif müzik ve rüzgarın ıslığı (üwe). Ardından diyalog ve Tate'in insanı kendine getiren sesi: "Hello Miss McPherson!"... Öeh. Pre-rendered arka planların içerisine karakterlerin uyumu, 5. cinayet mahali ve ambiyansı bozan kırmızı... Biraz luminol, biraz mor ötesi filtre ve işte ilk ipucu: "Disturbed Sanctuary". Çektik fotoğrafını... Sanatsal bir isme benziyor. Göreceğiz... Rutin rapor işleri için ofise gitmek gerekli. Ufak bir kaza atlattıktan sonra 4x4'üne binip ofisin yolunu tutuyor Victoria McPherson. Eblek suratlı Miller'dan aldığı kamerayı bırakıp masasına geçiyor. Tipik ofis vaziyeti: Çoğu şey yerinde değil... Babamızın hediyesini unutmayalım. Hediye de kırmızı renkli ambalaja sahip. Ironik... Hediyeyi vermek için Pat'in evine gidiyoruz; Victoria'nın babası ve Gustav McPherson'ın oğlu. Haliyle Victoria'nın dedesi. Diyaloglar ve Noel hediyelerinin ardından Victoria odasına çıkıyor. Tavan arasında eski eşyaları kurcalıyor ve günlüğü buluyor. Çok şaşırtıcı ama Victoria'nın dedesi, Gus, 75 yıl önce aynı şekilli cinayetlerle boğuşmuş. Kurgu, uygulama ve şekillendirme aynı...