Alet çantasını alarak dükkandan çıktı. Az önce telefonda bir müşteriyle konuşmuş şimdi de onun evine doğru ilerliyordu. Zaten bu işlemi günde yüzlerce kez yapardı. O bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük muslukçusu idi. Kasketini kızgın güneşten korunmak işin başına geçirdi ve evin yolunu tuttu. Kapıdan girmesiyle çıkması bir oldu. Bu tip işler onun için artık çerez sayılırdı çünkü. Musluğu bozulan ev hanımı ücreti ödemeye çalıştı ama o kabul etmedi. Çünkü o halkın kahramanıydı, gönül insanıydı. Biraz zaman sonra ofisine döndü koltuğa yayıldı. Kabiliyetinin farkındaydı, ��en iyi�� olduğunu biliyordu. Artık kendimi burada daha fazla heba etmemeliyim ufkumu genişletmeliyim diye düşündü. Hemen ardından ��dünyanın gelmiş geçmiş en iyi muslukçusu�� ünvanını ��galaksiler arası en iyi muslukçu�� haline getirmek için çalışmalara başladı�

Ne o, bu hikaye size saçma mı geldi yoksa? Yapmayın şimdi Mario gibi biri başka türlü niye uzaya açılmaya karar versin ki? Ne? Yıllardır bir işi beceremeyen kaplumbağa Bowser bir uçan daire yardımıyla Prenses Peach�in içinde bulunduğu şatonun tamamını yerineden söküp alıp uzaya götürdü ve bunun üstüne de Mario kendisine verilen bazı abidik gubidik güçler vasıtası ile Prensesi kurtarmak için Galaksiler arası yolculuğa çıktı öyle mi? Gerçekten benimkinden daha mantıklı bir hikaye oldu emin ol�

Uzaya Çıkan İlk Kişi Bir Muslukçudur!

Neyse bırakalım şimdi oyunun hikayesini de asıl olaya giriş yapalım artık. Nintendo Wii piyasaya çıktığında bazı çıkış oyunları vardı. Genelde nanay olan bu çıkış oyunları arasında Wii�nin çıkış tarihine yakın çıkan ilk ��konsol aldırıcı�� oyun Zelda: Twilight Princess oldu. Wii sahipleri uzun süre bu oyunla oyalandılar çünkü her ne kadar konsola bol bol oyun çıksa da ��sarsıcı�� sınıfına girecek oyun pek çıkmıyordu. İşte ta o zamanlar dahi her Wii sahibinin aklında bir iki oyun hep vardı.�� Metroid Prime 3 çıksın aleti estireceğim��, ��Super Smash Bros Brawl çıksın makineyi hüpleteceğim�� gibi değişik cümleler kuruluyordu. İşte tüm bu büyük beklentilerin en büyüğü, tüm bu ��konsol aldırıcı�� oyunların en aldırıcısı oyun olan Super Mario Galaxy artık bizlerle. Dünya üzerinde yarattığı büyük etki nedenmiş, aldığı tüm o övgü dolu sözleri hak ediyor muymuş gelin bir de biz bakalım...




Oyunu açtığımızda klasik tüm Wii oyunlarında olduğu gibi bir profil yaratmamız için Mii seçmemizi istiyor. Kendimize ait bir Mii�ye sahip isek onu seçip (tercihen) profilimizi yaratarak oyuna giriş yapıyoruz. Oyuna başladığımızda direk fezaya uçmuyoruz. Önce yukarıda anlattığım saçma hikaye vuku buluyor (ikinci olanı). Prenses Peach kaçırılınca bizde onun peşinden uzaya yol alıyoruz. İlk etapta bazı küçük tavşancıklar ��tutorial�� tadında oyunu anlatıyor bize şöyle yaparsan zıplarsın, böyle yaparsan hoplarsın gibi. Heh tamam ben artık oyunu kavradım dedikten sonrada galaksi galaksi dolaşmaya başlıyoruz. Ancak bizim muslukçu Mario gezegenler nerede, oralara nasıl gidilir bilmediğinden Rosalina isimli bir hatun kişi bize yardımcı oluyor. Her şeyin bir karşılığı var tabi ki o bize Galaksiyi gezdiriyor biz ona yıldız getiriyoruz ve güzelce geçinip gidiyoruz. Bitirdiğimiz her bir gezegen sonunda bir yenisi açılıyor ve böylece oyun alanı dallanıp budaklanıyor. Genelde açılan bir galaksinin 3 alt bölümü oluyor. Buda ��oyun alanının maksimum verimle kullanılması�� isimli kitaptan öğrendikleri bir şey olsa gerek. Her bir gezegeni bitirdiğinizde bir yıldız kazanıyorsunuz ve 60 yıldıza sahip olduğunuzda oyun bitiyor ama sonlanmıyor (o nasıl oluyor affedersin?). Şöyle ki oyunun tümünde elde edebileceğiniz 120 adet yıldız var 60 tanesini elde ettiğinizde oyunu bitirdim diyerek kaldırabilirsiniz ama ��ben bu oyunu yerim, içini dışarı çıkartırım�� diyorsanız uzunca bir oyun süresi sizi bekliyor demektir�