Oyunseverleri serinin geleceğinin tehlikeye girmesiyle epey üzen Thief yine epey uzun sayılabilecek bir aradan sonra Eidos çatısı altında Ion Storm tarafından geliştirilen yeni yapımıyla bu ayrılığa geçtiğimiz günlerde son verdi. Thief: Deadly Shadows'un gerek Los Angeles'daki E3 fuarının ardından yeni sezonun ilk yapımlarından biri olması, gerekse bu uzun ayrılığın ardından oyuna ilişkin birçok beklentilerimizin olması Thief'i biz oyuncular açısından önemli kılıyor. Eidos açısından baktığımızda ise çıkaracakları oyunlar arasında Thief yılın en önemli yapımı olarak görünüyor. Genel olarak oyuna baktığımızda Thief: Deadly Shadows'un beklentileri tam anlamıyla olmasa da büyük ölçüde karşıladığını görüyoruz. Yeni yapım beraberinde çok güçlü bir grafik ve ses altyapısıyla desteklenen etkileyici bir atmosfer, hikaye ve oynanabilirliği de beraberinde getiriyor.

Öncelikle hikayeden kısaca bahsedelim. Yine önceki yapımlarda olduğu gibi yeni oyunda da profesyonel becerilere sahip karanlık karakterimiz Garrett'i, nam'ı diğer hırsızımızı yönetiyoruz. Oyunumuz kuzey Avrupa'nın karanlık ortaçağ mimarisine sahip büyük sayılabilecek bir şehirde geçiyor. Amacımız her zaman olduğu gibi hırsızlık yapmak. Yine şehrimizde önceki oyunlardan aklımızda kalan Paganlar ve Keeper'lar gibi daha çok mezhep guruplarına benzeyen guruplar bulunuyor. Bu grupların istekleri doğrultusunda değişik görevler ediniyoruz ama bunu yaparken yine de sonuç olarak kendimiz için çalışıyoruz (ekmek parası). Görevler genellikle özel mülklerin içerisinde gerçekleşiyor. Ancak şehirdeki diğer evlere de sahiplerine yakalanmadan arzu ederseniz girip soygun yapmak mümkün. Çaldığımız eşyaları satabilmemiz için şehirde birçok dükkan bulunuyor. Kırmız el izi işaretiyle ile haritamızda gösterilen bu yerlerde çaldığımız eşyaları değerlendiriyoruz. Elde ettiğimiz parayla ise görevlerde kullanmak üzere envanterimiz için harcama imkanına sahibiz. Tabi ki şehirde etrafa göz gezdirirken gizlenmiş birçok silah ve heatlh potion da bulmak mümkün.

Edebiyat açısından bakınca Garrett tiplemesini aslında İngiliz edebiyatındaki Puritanist dönemden Neoclassical döneme geçişteki asi, uç karakterlere benzetesi geliyor insanın (ne alakası var? bkz. i. edebiyatı finalinden çıkmış öğrencinin aklına ilk gelenler). Şaka bir yana gerek hikayenin anlatımı, gerekse oyunda kurulan atmosfer saygıdeğer yazar Umberto Eco'nun kitaplarındaki karanlık ortaçağ Avrupasına ait bir atmosfer yaratıyor. İçerisinde zamanla daha geniş alanlarda serbestçe dolaşabildiğimiz şehirde sadece bahsettiğim gruplar için görevler yapmıyoruz. Serbest dolaşımın verdiği olanaklar sayesinde sokakta yürüyen insanların üzerindeki değerli eşyaları da bir 'kapkaççı' edasıyla tabiri caizse yürütebiliyoruz. Şehirde gezerken her ne kadar halk sorun çıkamasa da etraftaki askerler haliyle bütün şehre nam salmış ünlü bir hırsızı gördükleri yerde kovalamaya başlıyorlar. (Garrett o kadar ünlü ki, şehirde sahte Garrett'ler bile görmek mümkün). Eğer yakalanırsanız olması gerektiği gibi tüm envanterinizden yoksun hapse atılıyorsunuz. Tabi, bu oyunun sonu anlamına gelmiyor, oradan kurtulup kaldığınız yerden devam etme hakkına da sahibiz. Oyunun daha sonra değineceğimiz teknik altyapısı nedeniyle şehir çeşitli bölümlere ayrılmış, adlandırılmış ve aralara yüklemeler eklenmiş. Böylece, oyunda ilerledikçe şehrin her köşesi gittikçe daha tanıdık hale geliyor.