Hatırlarım, 386 devrinden Wolfenstein 3D diye bir oyun vardı, aman efendim ne güzeldi, ne kadar çok oynardım, sabah, akşam yok orada gizli kapı var, aman ordan adam çıktı, diye ilk paniğimi yaşamıştım. Bölümün sonlarında gizli bölümleri bitiremediysem bir daha oynar, bulduğumda mutlu falan olurdum kendi çapımda.


Nerden nereye, yok Doom, yok Duke Nuke'em 3D, yok Heretic, yok Quake, yok Unreal, yok Halflife, yok fındık, yok fıstık derken, birsürü oyun çıktı piyasaya.. "Abi Doomun god mode cheatini ver de bi bitireyim" geyikleri dönmeye başladı, netekim oyun bittiğinde üstünüzden bir yük kalkmış olurdu, ve "Doom'u bitirdim abi atrık sırtım yere gelmez" edaları ile sağda solda kasıntı kasıntı yürümeler de o zamana denk gelir.


İlk multiplayer'ı gayet salaş bir bilgisayarcıda networkte Duke Nuke'em 3D oynayarak tatmıştım, ve hayatımın akışı değişmişti, yok efendim takımı toplayıp gidip oynamaklar, "Off abi seni ne güzel bazukaladım ehouehe, suratındaki ifadeyi görseydin" geyikleri türedi birden bire, frag denilen şey girdi litaretürümüze.. Şişmiş gözler,eğer kulaklıkla oynanmışsa yanındakinin ne dedigini yarım saat sonra duymalarla çıkılırdı bilgisayarcıdan.. Sinir olduğun zaman "Ulan elimde olsaydı RPG nasıl patladırdım kafasını" düşünceleri vahşice geçmeye başlardı kafamızdan..





Fındık, fıstık, çukulata dönemlerinden sonra internet üzerinden oynanma dönemi başladı.. ve "lag" terimi girdi litaretüre, "yok abi kopmasaydım levye ile kafanı kırıyordum", "Adamın pingine bak be, of of keşke o ping bende olsa" geyikleri tesadüfen bu zamana denk gelir..


Veeee Epic Games, ve id Software'deki amcalarımız düşünmüş taşınmış, sadece internet/networkden oynanınca zevk veren oyunlar yapalım demiş. Epic Games, Unreal Tournament'i, id Software de Quake 3 Arena'yı çıkardılar.. Şimdi bu ikisinin kıyaslamasına girmeyeceğim çünkü gerçeği söylemek gerekirse kafayı yerim. O yüzden bu iki oyunu teker teker açıklayıp kıyaslamasını size bırakacağım. - Unreal daha güzel değil diyeni döverim - notumuzu da düştükten sonra oyuna geçelim.


Efendime söyleyim, önce nerden başlasam başlasam...

Genel:

Oyun gene Unreal zamanında geçiyor, daha ilginç yapmak için zengin bir şirketin Deathmatch turnuvasına katılıyorsunuz, tabi Deathmatch tek seçenek değil. Aslında genel altına yazılacak pek birşey yok çünkü hepsini ayrı ayrı inceleyeceğim. Sabredin okuyun. (Genel yazı yazmaktan hiç hoşlanmamam tabi ki bu kararda bir etken değil, nerden çıkardınız, aşkolsun.)


Grafik:

Unreal ilk çıktığında, 3D kartımı yeni almış, ona oyun arıyordum, Unreal'ı alıp başladıktan sonra vay be olmuştum, gavurlar iyi yapıyo bu işi diye geçiriyordum içimden. Eğer oyunu oynadıysanız gemiden ilk çıktığınızda gördükleriniz sizi de derinden etkilemiştir (etkilememişse körsünüz :) ). Epic Games, Unreal Tournament'da da aynı motoru kullanmış, ama on kat falan geliştirerek (aferin onlara). Yüzey grafikleri aşırı derecede detaylı, haritalarda ağızınızı sulandıracak fonlar, muhteşem hızlı bir motor, en düşük bilgisayarlarda bile iyi çalışıyor.


Haritalara gelince, asteroid üzerinde hoplayıp zıplamaktan, nükleer santrallerde adam öldürmeye kadar her türlüsü mevcut. Hepsi de birbirinden güzel, birbirinden eğlenceli. Ama hepsi de oha ne kadar büyükmüş bu yer dedirtecek kadar da büyük değil.