Seneleeeer önce, evlerde oyun oynayabilecek düzeyde makinalar olduğu zamanlarda ortaya çıkmıştı Warlords. Zamanın babası Amiga'ydı, ve maalesef herkes bu şeyden bahsederken Amiga'sı olmayan ben de hala C64'te Pirates, River Raid, Pole Position falan oynuyordum. (Oynadığım oyunlar da C64 dönemine damgasını vurmuş olan oyunlardır, hatta River Raid'de 50. köprü vardır, bilen bilir, orayı hep görürdüm, oradan başlar bir türlü geçemez ve "buralara kadar gelinebilir mi acaba?" derdim kendime. Sonra ilk gelişimde o daracık boğazı hemen geçiverince çok şaşırmıştım. Neyse, isteyen olursa incelemesini bile yazarım, hala emülatörle C64 oynarım). Herkes baba FRP ve Adventure oyunlarının o dönemlerde çıktığını bilir. Zamanın teknolojisi 32, hatta 16 renkli oyunlara mahkum etmişti bizi, ama bunun için de oyunların içeriği, atmosferi çok etkileyici oluyordu. İşte o zamanlar, HoMM serisinin de atası sayabileceğimiz TBS (turn-based strateji) oyunu Warlords da aramıza karıştı.

Amiga'sı olan arkadaşların evlerinde toplanıp gece olana kadar TV seyrettikten sonra gece olunca odanın ışığını kapatıp kendimize mistik bir hava yaratır, haldır haldır oynardık Warlords'u. Bir elimizde İngilizce sözlük, bir elimizde yabancı dergilerde yer almış olan oyun çözümleri, elimizden geldiğince oynardık bu Warlords'u.

Daha sonra serinin devam oyunları da çıktı. Ama aslında biz hep o mistik havayı özledik. Bunu biz yaratmıştık, artık mistik koşulları programcılar yaratmaya çalışıyorlardı. Ve malesef kendi hayal güçlerinin sadece kırıntısını bize yansıttıkları için biz de keyif alamıyorduk. O dönemlerde daha çok rpg'nin en baba oyunları olan Dark Queen of Kryn oynanırdı ama ben pek yetişemedim o oyunu oynamaya, itiraf da edeyim.

Gel zaman git zaman, oyun piyasası multiplayer'a kayma eğilime girdi. Sadece multiplayer oynanma amaçlı oyunlar bile var (Ultima online, Asheron's Call gibi). Ayrıca Warcraft, Dune, Age Of Empires serileri RTS alanında (RTS değil, neden olmadığını öğrenmek için Submarine Titans incelemesine buyurun (Okur: Müşteri çekmek için mi yapıyorsun, yazar?, o incelemenin sonundaki iskele alabanda geyiğini unuttuk sanma!) çığır açıp çılgınlığı başlatınca, piyasada birbirinin aynısı oyunlar görmeye alışmaya başladık. Zayıf 1'e 1 multiplayer temelleri üzerine kurulmuş, vasat solo campaign'li, öğrenme eğrisi hiperbol olan (oyun oynayacağına ders çalış koçum, nedir hiperbol anlat bakayım) RTS müsveddeleri.

Türün en iyileri yine bu serilerin devamı olunca, RTS pazarı tekrar hareketlendi ve yeni solular getirmek üzere arayışlara girdi. İlk kurban olarak da Amiga zamanlarının rpg'lerini seçtiler. Abartıp günümüze kadar gelmiş fantastik TBS'leri bile aldılar, alayıp pullayıp RTS yaptılar. Warlords Battlecry da alışık olduğumuzun aksine TBS değil, RTS olarak raflardaki yerini aldı.