Strateji denilince belki de birçoğumuzun aklına "Age of Empires" gelir. Hoş, benim aklıma gelmiyor aslında :) Tarihsel gelişim içeren çoğu oyundan hoşlansam da, nedense "Age of Empires"a hakettiği ilgiyi göstermedim. Her neyse, konumuz AOE değil. Aslında sadece "yazının giriş kısmı" fobimden kurtulmak adına böyle yaptım. Hehe sanırım beceremedim; neyse affınıza sığınıyorum...

Aslında biraz da işime geldiği için böyle giriş yaptım, çünkü Warrior Kings kısmen AOE ve kısmen de diğer tarihsel strateji oyunlarına benziyor. Ama bunları hiçe sayarak, çok ötesinde birçok açıdan farklılığa sahip -ve bu farklılıklar da oyunun cazibesini arttırıyor.

Her oyunda olduğu gibi bunda da ilk olarak baktığım alan "options" menüsü oldu. Menü oldukça sade ve kesin ayarlar içeriyor. Basitçe, içinde kaybolmadan istediğiniz ayarı yapabiliyorsunuz -tabi bu sadece grafik menüsü için geçerli, zira ses de dahil olmak üzere diğer menülerde iki ya da üç opsiyon bulunmakta.

Oyunun konusu klasik sayılabilir, ancak işleyişi ve ilerleyişi oldukça ilginç ve güzel. Kutsal Koruyucu (holy protector) isimli bir kumandan tarafından yönetilen ordunun sahibi despot patrik, "Tek Tanrı'nın İmparatorluğu"nu ve onun yönetimindeki tüm köyleri koruyacağına, çok kötü davranmakta ve halka eziyet etmektedir. İmparatorlukta uyuşmazlıklar oluşur. Tam bu noktada "esas oğlan"ımız Artos'un babası Amalric yönetimindeki kasaba Cravant, imparatorun yönetimine karşı olan yerdir. Buna fazla müsamaha gösteremeyecek olan imparator, beklenen ani hareketiyle, oyunun ilk bölümünde mutlu kasabamızın ihtiyacı olan 500 ünite yemeği ileriki köyden kasabamıza taşıma işlemini bitirince çıkagelir ve babamızla konuşmaya başlar. Bu iyiye işaret değildir ve Artos hemen babasına yardım için yanındaki askerleriyle hareketlenir. Ancak yetişemez ve imparatorun uşağı, imparatorluk askerlerine verdiği emirle Amalric'i öldürtür. Babası Amalric'in Artos'a söylediği son sözler ise, "Artos, kuzeydeki liman köyüne kaç ve kurtullll" olur. Buradan itibaren ilk bölümün ikinci kısmı başlıyor. Gerisini anlatmayım. Artık Artos'un amacı, kaçıp kurtulabildiği küçük ordusuyla yeni diyarlarda gelişip, intikamını ve yönetimi almak için geri dönmek olacaktır. Elbette bu 5 kelimenin edilişi kadar kolay olmayacak...

Bu noktadan itibaren oyunun gelişimi tamamıyla oyuncunun ellerinde oluyor (hangisinde olmuyor ki?) [Burada tavsiyem, oyuna üç oyuncu karakteriyle başlamanız ve üç ayrı tarzı da denemeniz... Tıpkı JK2'de iyi ve kötü taraf gibi] Gayet iyilikçi bir general olabilir ve Tanrılara dua ederek Archangel'ların (en büyük melek) yeryüzüne inmesi ile atak yerine defansta müthiş güçlü olabilir, ya bunun tam tersini yapıp putperest bir halk yetiştirip kısmen daha değersiz olan ünitelerinizi -sözde Tanrılara kurban edebilir, şeytan ile işbirliği yapıp yeraltından ateş ifritleri ile kuvvetli ordular ile defansı dağıtabilirsiniz. Ya da diğer bir yolla teknolojiyi kendinize adapte edip, daha çok para kazanıp, RTS oyunlarda "paran varsa saadet var" ilkesiyle gelişebilir ve düşmana teknolojik açıdan yaklaşarak büyük hasar veren kuşatma silahlarıyla saldırabilirsiniz.

Oynadığım tüm oyunlara göre burada tutorial oldukça farklı. Sadece 4 bölümü var. Bu bölümlerde sürekli yazı ve görsel olarak oyunun temel noktalarını oldukça basitleşmiş biçimde anlatıyor. Aslında anlatmıyor bile. İki defa incelemenizde fayda var tutorial'ı.