"Bu küçük, ama büyük oyunlardan ne istiyorsunuz?" diye bir giriş yapsam acaba kısaca demek istediğimi anlatabilir miyim? Oğuz'un bundan önce yazdığı birkaç oyun incelemesine gösterilen tepkiler nedendir desem? Neyse, biraz şu anki durumumuzu inceleyerek başlayalım o zaman. Çoğumuz oyunları grafikleri ve şiddet boyutlarıyla, gerçeğe yakınlığıyla değerlendirip, incelenen birkaç çok değerli, tamamen eğlencelik oyunlara ise hemen yüzümüzü çevirmişiz. Üstelik emeğe saygısızlık yapıp bu incelemelerin gereksiz olduğu hakkında yorumlar yapmışız. Bu yorumlara hiçbir yönden bireysel yaklaşmayıp, toplumsal olarak birkaç konudan bahsetmek istiyorum. Bazen sebep-sonuç ilişkileri aramak, durumu çok kolay özetlememize yardımcı olur. Burada da onu yapalım. Şu an toplumumuz medyanın körüklemesiyle inanılmaz bir şekilde şiddete yönelmiş durumda. Kibarlığı, nezaketi, özür dilemesini, teşekkür etmesini bilen insanların zengin ya da züppe; kadınlarını döven maçoların Anadolu çocuğu ve delikanlı olarak nitelendirildiği bir dönemdeyiz gibi geliyor bana. Şiddet, hergün bu kadar gözlerimizin önünde, televizyonlarımızda özendirilerek işlenirse, adam dövme hatta öldürme, kahramanlığın sembolü haline gelmiş ise bu yönde senaryoya sahip diziler izlenme rekoru kırıyorsa, oyun oynayan kesimin tabii ki tamamen özü bozulmadan kalmasını beklemek saflık olur. Bu konuyu bir oyun sitesinde dallandırıp budaklandırmamak gerekir bunun farkındayım. Anlatmaya çalıştığım şeyler artık çok klişe olmuş, yazarken farkına varabildim. Umarım demek istediğimi anlatabilmişimdir.


Bu dil yılanı deliğinden çıkarır mı?


Wik And The Fable Of Souls, boyutu küçük ancak bağımlılığı büyük oyunlar yapan Reflexive firmasının elinden çıkmış harika bir platform oyunu. Kurbağa'dan bozma dili ile inanılmaz hareketler yapabildiğimiz Wik'in maceralarını konu alıyor. Oyunun tarzı inanılmaz orjinal olduğu için önce kısaca oynanışa değinmek istiyorum. Bu kurbağa-troll arası karakterimiz ile dilimizi kullanarak larvalarımızı ağzımıza alıp ekranın altında yavaşça ilerleyen Slotham adlı yaratıkçığa atmaya çalışıyoruz. Aslında temel olarak belli sürede yapmak zorunda olduğumuz belli bir iş. Farenin sol tuşu ile dilini kullan, sağ tuşu ile zıplayarak hareket et. Mantık bu. Ancak bu o kadar değişik şekilde işlenmiş ki, oyun neredeyse bu tür oyunlar içerisinde bir başyapıta dönüşmüş. Biz bir yandan dilimizin başrolünü oynadığı tuhaf akrobatik hareketler ile larvalarımıza ulaşmaya çalışırken bir yandanda bunlara engel olmak isteyen böcekler ile uğraşmak zorunda kalıyoruz. Bir de almak zorunda olmadığımız, ancak bu tip oyunların ana prensibi olan yüksek skor durumumuzu daha da yükseltmek için çıkan, paraları ve elmasları kapma savaşına giriyoruz. Bir de az önce değindiğim Slotham karakteri var. Bu yaratık basitçe bizim süre barımız. O ekrandan çıkınca süremiz bitmiş oluyor. Ancak onu da yavaşlatmamız mümkün. Belli bölümlerde kovana benzeyen bir şeyin içinden bala benzeyen bazı maddeler damlıyor. Bunları yine dilimiz yardımıyla ağzımıza alıp Slotham'ın önüne atabiliyoruz. Bu sayede o boğazının derdine düşüyor biz de zaman kazanmış oluyoruz.