Uzun bir aradan sonra yeni bir incelemeyle tekrar karşınızdayım değerli site sakinleri. Oyunun az da olsa geç incelenmesine mazeret olarak bir yandan iş, bir yandan okul diyebilmeyi isterdim. Ama o cümledeki "okul"u çıkaralı 6 ay olduğundan, onun yerini "yoğunluk"a bırakıyorum :)

İş, güç diyoruz ama yine de oyuna zaman bulup, edindiğimiz tecrübe ve bilgileri paylaşmamız gerekiyor. Yoksa burada işimiz ne? Yazar olalım olmayalım, bilgi paylaşımı gerçekten çok önemli. Oyun deyip de geçmemek lazım. İnsanların belli bir konuda fikirlerini paylaşıp birbirlerine sundukları bilgiler için mutlu olmaları büyük bir keyiftir. Özellikle de sizin anlattıklarınızdan dolayı müteşekkir olanları düşündüğünüzde bu keyif katlanıyor.

Siz site sakinlerinin kaçı FPS tutkunu bilmiyorum ama bu rakamın az olmadığına eminim. Bu tür oyunları sadece PC'de oynayacak değiliz ya! Sağolsun yapımcılar her türdeki oyun cihazlarını düşünüyorlar. Criterion da bu firmalardan biri. Siz de bilirsiniz ki oldukça yaratıcı bir firmadır kendisi.

Ödül kazanan Burnout oyunlarının yapımcısı Criterion, bu sefer bambaşka türde bir oyunla karşımızda: Black. PS2'nin ömrünü doldurduğunu düşünenlere çok yerinde bir cevap gelmiş. Bakalım bu oyunu gördüklerinde ne diyecekler birbirlerine bakıp?

Çıkmasına bir süre kala yayınladıkları video ve ekran görüntüleriyle ağzımızdan salyalar akmasını sağlayan bu yaratıcı insanlar sanırım F.E.A.R.'dan oldukça etkilenmişler. F.E.A.R.'da (yazması da zor yahu) oynadığım kadarıyla, çevreyle bir hayli etkileşimde bulunuyorduk. Ateş ettiğimiz her yerin dağılması, duvarda siyah çamaşır lekesi yerine çatlaklar oluşması gibi etkenleri 295Mhz CPU'lu, 128bit bellek anayolu ve 32Mb RDRam anabelleği olan PS2'lerde görmek sizi şaşırtabilir. Özellikle şu ömrü doluyor diyenleri.

F.E.A.R. oynadığım kadarıyla demekten kastım, oyunu çok çok az oynamış olmam. Zira sistemim çok elverişli değildi. Oyunu kurdum, sonra kaldırdım :) Kalabalık ortamlarda iyice cılkı çıkıyordu. Ama Black'te öyle mi? Nadiren. Yalanım yok. Bunda da bazen ekran kalabalıklaştığında ufak yavaşlamalar oluyor. Bu da sizi şaşırtmaz sanırım (bkz. PS2 özellikleri). Ama geri kalanı oldukça akıcı bir şekilde oynanıyor.

Sırasıyla önce konuya değinelim. Tecrübeli asker Jack Kellar'ı yönettiğimiz oyunda, olaya hapishanede başlıyoruz. Nasıl olur da böyle bir asker hapse düşer, orasını çözmek size ait. Şu filmlerde gördüğünüz kıl hükümet ajanlarından biri gelip Jack'e teklifte bulunuyor. Ya bu hapishanede çürüyecek ya da bildiklerini anlatıp, bu lanet yerden çabuk kurtulacak Jack. Siz olsanız hangisini seçerdiniz?

Senaryoya başladığımız yer Veblensk sokakları. Zaman: Hapse girişin 4 gün öncesi. Silah kaçakçısı terör örgütü Yedinci Dalga'nın faaliyetlerine son vermemiz gerekiyor. Buna da bu bölümde başlıyoruz. Ve bunun için de gizlenmeye, gölgelerde dolaşmaya, arkalardan yanaşıp işi sessizce bitirmemize gerek yok! Büyük silahlar varken neden ufakları kullanalım? Patlatabileceğimiz binalar, arabalar, telefon kulübeleri, variller, sandıklar varken neden işi sessizce halledelim? "Gizlilik" de bir yere kadar değil mi Sam amca?

Gözünüze ilk çarpan şey hemen grafikler oluyor. Nasıl olur da PS2'de böyle harika grafikler olur, kavramak az biraz zaman alacak. Silah dizaynları yeteri derecede detaylı hazırlanmış. Özellikle mermi değiştirdiğiniz zaman FPS türüne yeni bir şey kattıklarına şahit olmaktayız Criterion'un. Artık şaşkınlığımızı geride bırakarak aksiyona daldığımızda ise gerçekten büyük derecede güzellikler bizi bekliyor, hemen anlıyor insan.