Saw




Yapım Zombie Studios | Dağıtım Konami | TürAksiyon / Adventure | Diğer PlatformlarPC Xbox 360

Bazı karakterler vardır ki hayatınızda iz bırakırlar. Aslında onlara sadece “karakter” demek biraz hafif kaldı şimdi düşününce; “kahraman” demek daha yerinde olacak. Mesela benim çizgi roman tayfasındaki çocukluk kahramanım Örümcek Adam’dı. Sağ olsun, çizgi roman bağımlısı bir komşu ağabey sayesinde neredeyse bütün Örümcek Adam çizgi romanlarını yalayıp yutmuştum. O zamanlardan sonra bir hastalık mı bulaştı bana nedir, beni etkileyen her oyun, roman veya film kahramanını tarzlara göre oluşturduğum tahtlara yerleştirmeye başladım, her birinin başına birer taç taktım. 2004 yılına baktığımda da o zamana kadarki en kahraman psikopat katilim olan Freddy Krueger’i tahtından eden bir manyak görüyorum. Jigsaw’dan başkası değil tabii ki bu manyak. Benim gözümde bir ekol, bir nokta atışıdır Jigsaw; kolay kolay tahtından inmeyecek bir devdir. Hayır, ben bir psikopat değilim, sadece onun kalbinin derinliklerindeki acıyı görüyorum. Onun aklını sakatlayan insan müsveddesinin farkındayım, onu anlıyorum, o kadar...
Jigsaw’un 2004 yılında başlayan hikayesi, Saw (Testere) serisinin beşinci filmiyle noktasını koyacak derken, altıncı Saw filminin yola çıktığını duyduk; hatta bu filmin ülkemizde gösterime girmesine sayılı günler kaldı. James Wan ve Leigh Whannell imzalarını taşıyan bu devasa hikaye, sanırım seriyi dokuzuncu bölüme kadar taşıyacak. Jigsaw yine oyun oynayacak, yine kan dökecek, bizi yine düşündürecek ve zihinlerimize sorgulayacak nükteler bırakacak. Saw serisinin sinema serüveni bu şekilde yolunda emin adımlarla ilerlerken, dikkat çekici başka bir Saw haberiyle karşılaşmıştık 2008 yılında. Brash Entertainment, Testere’yi oyun dünyasına taşımak için kollarını sıvamıştı. Sonrasında Brash Entertainment kepenklerini indirdi, projeyi Konami devraldı ve oyunun yapımcılığını da Zombie Studios üstlendi. Bu yüzden yapım aşaması uzadıkça uzayan Saw, uzun zamandır Jigsaw hayranlarının “Bir oyun oynamak istiyorum!” şeklindeki feryatlarına son vererek oyun dünyasına adımını atmayı nihayet başardı.
Hayatınız sizin için ne kadar değerli?

“Pasta varken ekmek yemenin alemi yok!” Ne demek oluyor bu? Eğer Saw bir oyun olacaksa oyunun hikayesi de orijinal haline sadık kalmalıdır. Rahmetli Brash Entertainment da böyle düşünmüş ve oyunun hikayesini ilk iki Saw filminin arasına sıkıştırmış. Jigsaw’un bu seferki kurbanı Dedektif David Tabb. Aslında hikayede bir ordu kurban var ama Dedektif Tabb, Jigsaw’un bu oyundaki favori karakteri olma unvanını taşıyor. (Tabii ki bununla gurur duyduğu söylenemez.) Jigsaw, Dedektif Tabb’in göğüs kafesine bir anahtar yerleştiriyor ve oyundaki diğer kurbanları da bu anahtardan haberdar ediyor. Peki bu ne demek oluyor? Dedektif Tabb’in uğraş listesine -Jigsaw tuzaklarından ziyade- bir de korkudan manyağa dönmüş zavallı insanlar ekleniyor. Anlayacağınız, gelsin Jigsaw tuzakları, gitsin kader kurbanları...



Oyunumuz, terk edilmiş ve sonrasında Jigsaw tarafından keşfedilmiş bir akıl hastanesinin hiç de hijyenik olmayan bir tuvaletinde başlıyor. Dedektif Tabb, derin uykusundan uyandığı anda kendisini Jigsaw’un o meşhur “çene kapanı” tuzağının içinde buluyor. Jigsaw’un klasik hoş geldin merasiminden sonra bu tuzaktan kurtulmak için debeleniyor, derken kanlar içinde yere seriliyoruz. “Haydaaa!” demeyin, sizin başınıza da gelecek bu; çünkü bu aşamada ne olup bittiğini anlamak biraz güç. (Ufak bir Tutorial eksikliği...) Merak etmeyin, bu tuzaktan bir şekilde kurtulacaksınız ve yolunuza devam edeceksiniz. Tabii ki Jigsaw sizi asla yalnız bırakmayacak ve onun irili ufaklı tuzaklarıyla sürekli haşır neşir olacaksınız. Tahmin edeceğiniz üzere, oyunun temeli bu tuzaklar üzerine kurulu. Küçük tuzaklar, bazı kapılara yerleştirilmiş kilit sistemleri, yine bazı kapıları açmaya yarayan elektrik düzenekleri ve bunlar gibi bir yığın Jigsaw tasarımından oluşuyor. Daha büyük ve kapsamlı tuzaklar ise bölüm sonlarını oluşturuyor. Bu tuzakların her birinde Dedektif Tabb’in hayatıyla uzaktan veya yakından bağlantılı olan bir kişinin hayatını -ve aynı zamanda kendi hayatınızı- kurtarmaya çalışıyorsunuz.
Bir dedektif, bir sopayı sallamaktan acizse...

Jigsaw’un Dedektif Tabb’in göğüs kafesine yerleştirdiği anahtardan bahsetmiştim ya az önce, işte bu anahtar oyunun aksiyon tarafını oluşturuyor. Anahtarı ele geçirmek isteyen bütün kudurmuş zavallılar, sizi gördükleri gibi üzerinize çullanıyorlar. “Tabii ki Dedektif Tabb’in eli armut toplamıyor!” derdim ama maalesef Dedektif Tabb bu konuda bir armut uzmanı. Ben oyun hayatım boyunca hiçbir oyunda bu kadar sallama, bu kadar uyduruk bir dövüş sistemi görmedim desem yeridir. Altı üstü üç tane tuş kullanarak dövüşüyorsunuz rakiplerinizle ama olay o kadar vahim boyutlarda ki bu dövüş sahnelerini kabus olarak rüyalarınızda ağırlayabilirsiniz rahatlıkla. Dedektif Tabb, elindeki sopayı sallayana kadar en az iki tane yumruk yiyorsunuz. Kaçayım derken köşeye sıkışıyorsunuz ve en az iki yumruğu da böylece yemiş oluyorsunuz. “Bu böyle olmayacak, korunayım bari...” derken bir de bakıyorsunuz ki korunmanız işe yaramıyor. Denk getirip bir - iki tane sopa darbesini rakibinizin kafasında patlatıyorsunuz ama o da ne! Adam ölürken başarısız bir rol sergiliyor! Demir çubuk, beyzbol sopası ve çivili sopa gibi silahlardan sonra elinize bir koltuk değneği aldığınızdaysa olaydan iyice soğuyorsunuz.
Evet... Oyunun dövüş sahneleri gerçekten mide bulandırıcı cinsten ama neyse ki rakiplerinizi alt etmek için onlarla dövüşmek zorunda değilsiniz. Jigsaw’un kendi elleriyle hazırladığı pompalı tüfek ve elektrik tuzaklarından kurtulmayı başarabilirseniz, bunları düşmanlarınıza karşı kullanabilirsiniz. Bunun için sadece tuzağı aktif hale getirmeniz ve düşmanınızın göz göre göre, kurduğunuz tuzağa doğru koşmasını sağlamanız gerekiyor. Yalnız dikkat edin, kazdığınız kuyuya kendiniz düşmeyin. (Ben düştüm, hiç eğlenceli değil.) Unutmadan şunu da söyleyeyim ki yürürken yerdeki cam kırıklarına da dikkat ederseniz iyi olur; çünkü Dedektif Tabb’e ayakkabı giydirmeyi unutmuşlar maalesef. Durduk yere -az da olsa- enerji kaybetmenin alemi yok, değil mi?
Saw’a genel hatlarıyla baktığım zaman oynaması zevkli, hikayesi kaliteli ve bulmacaları eğlenceli bir oyun görüyorum. Bir de şu dövüş sahneleri olmasa... Yani gerçekten “Keşke hiç olmasaydı!” dedirtiyor insana bu sahneler. Oyunun grafikleri fena sayılmaz, müzikleri ve seslendirmeleri de olaya ekleyince atmosfer gayet etkileyici bir hale geliyor. Oyunun başlarında gerilmek pek mümkün olmasa da hikaye devam ettikçe gerilimin dozajı artıyor ki zaten dövüş sahneleriyle birlikte fazlasıyla gerilmek mümkün. (Dilimden düşürmem ben bunu artık.) Beş Saw filminden sonra ve altıncı filmi izlemeden önce farklı bir Saw hikayesine konuk olmak ve bunu bir oyun olarak yaşamak istiyorsanız buyurun, Saw’u afiyetle yiyebilirsiniz.
Benim gibi bir Jigsaw fanatiğiyseniz, bu oyunu her koşulda oynayacaksınız demektir. Yok, eğer sadece gerilim yaşamak adına bu oyunu oynayacaksanız, bir daha düşünseniz iyi edersiniz. Bulmaca çözmekten hoşlananlar içinse fazla söze gerek yok; Saw, bu tayfaya kesinlikle hitap edecektir.
7,5