Overlord II


Yapım Triumph Studios | Dağıtım Codemasters | TürAksiyon / Adventure | Diğer PlatformlarPS3 Xbox 360
Nereden başlasam bilmiyorum; elimde incelemeye aldığım öyle bir oyun var ki kendisini son zamanlarda karşıma çıkan en “sıra dışı” oyun olarak nitelendirebilirim. Overlord II’den bahsediyorum. İlk Overlord oyununu oynadınız mı, bilmiyorum ama eğer oynadıysanız, benim gözümde çok şanslı birer şahsiyet olduğunuzu bilesiniz. O oyunu, hayatıma giren askerlik dönemi nedeniyle kaçırmış olmak benim için büyük bir kayıpmış; bunu Overlord II’nin demo versiyonunu ve şimdi de tam sürümünü oynarken daha da iyi anladım.
Overlord II’yi incelemeye başlamadan önce ilk oyunu şöyle bir araştırdım ve elime yüksek puanlı sonuçlar geçti. Triumph Studios’un usta işçiliğiyle daha iyi bir oyun olarak kaldığı yerden yoluna devam ediyor Overlord II ve orijinal yapısıyla yine diğer oyun tarzlarından net bir şekilde ayrılıyor. Sahnenin perdesini yavaştan açalım ve Overlord II’nin alkışlar eşliğinde sahneye çıkmasını izleyelim şimdi. Huzurlarınızda Overlord II!

Kötü bir masal başlar...

Önce bir masal düşünün ve bu masalın içerisine doğruluğu, iyiliği, merhameti, temiz yüzlü masal kahramanlarını, Elf’leri, Gnome’ları ve aklınıza gelebilecek bütün güzellikleri serpiştirin. Şimdi de yarattığınız bu güzelim masal dünyasını yerle bir etmeye hazırlanın! Evet, Overlord II’de kötülüğün ta kendisisiniz ve amacınız, güzel bir masalı kabusa dönüştürmek. Aslında olayı biraz abarttım; “Overlord II, güzel bir masalın içinde kötü taraf olma şansını bize fazlasıyla veriyor.” diyerek olayı biraz daha basite indirgemek daha iyi olacak.
İlk Overlord oyununun hikayesiyle başlangıç yapalım ki hikayemiz havada kalmasın. Bütün hikaye, yeryüzünün metrelerce altında başladı. Oradaki karanlık kule, kendi halinde yaşayan zebanilere ve bu yaratıkları kontrolü altında tutan bir Overlord’a ev sahipliği yapıyordu. Civarındaki köylere ve kasabalara saldırarak geçimini sağlayan Overlord’un saltanatı, iyilik adına yanıp tutuşan birkaç kahramanın yer altındaki karanlık kuleye saldırmasıyla sona erdi. Overlord yok edilmiş ve karanlık kule yıkılmıştı. Zebaniler, efendilerini tekrar hayata döndürdü ve Overlord bu sefer bütün dikkatini intikam duyguları üzerine yoğunlaştıracaktı. Her şeyin sonunda intikam duyguları, yerini tatminkarlığa bıraktı ama Overlord hayatta kalmayı yine başaramamıştı. Zebaniler yıllar boyunca kendilerine bir efendi aradılar. Uzun yılların sonunda Nordberg şehrinde küçük bir çocuğa rastlayan zebaniler, bu çocuğun ilk Overlord’un oğlu olduğunu fark ettiler. Yeni Overlord büyüyecek, güçlenecek ve karşısına bu sefer daha büyük bir gücü, Roma İmparatorluğu’nu alacaktı.


Oyunumuza minik Overlord’u kontrol ederek ve böylece oyunun kontrollerini kaba haliyle öğrenerek başlıyoruz. Nordberg’deki küçük bir köyün haylaz çocuklarının kafalarına kardan adamları yuvarladıktan bir süre sonra, küçük bir zebani ordusuna sahip oluyoruz. Tam bu noktadan sonra kötü olmanın ne kadar eğlenceli bir şey olduğu konusunda hemfikir olacağımızı söylemeliyim. Kontrol ettiğimiz zebaniler (Bu yaratıklar aklınıza hemen Gremlin’leri getirecektir.) o kadar eğlenceli yaratıklar ki onlar sayesinde oyunun büyük bir bölümünü kahkahalar eşliğinde oynayacaksınız. Oyunun hemen başlarında, zebanilerin köylü çocuklardan çaldıkları komik kıyafetlerle beraber hep bir ağızdan şarkı söylemelerini duyduğumda kahkahalara boğuldum diyebilirim. Bir süre sonraysa ısınma turu bitiriyor ve karşımıza Sauron kılıklı bir Overlord dikiliyor.

...ve masal devam eder

Overlord II’yi -yazımın başında da belirttiğim- “sıra dışı “ tabirine oturtan en belirgin özellik olarak, oyunun oynanış sistemini öne çıkarabilirim. Temel olarak Overlord’u kontrol ediyoruz ve etrafımızda ise çeşitli renk ve özelliklere sahip olan zebaniler -diğer bir deyişle Minion’lar- var. Overlord’un temel yetenekleri, kılıç, balta veya gürz gizi ağır silahlarla saldırmak ve öğrendiği büyüleri kullanmaktan ibaret. Olayın kalan kısmını ise zebaniler gerçekleştiriyor. Verdiğimiz tek bir komutla saldırıya geçen zebaniler, önlerine çıkan her şeyi yakıp yıkıyor ve ortaya çıkan ganimeti de size taşıyor. Hazır konu tekrar zebanilere gelmişken, bu sevimli yaratıkları biraz daha detaylı inceleyelim.
Overlord II macerası boyunca bize eşlik edecek olan zebaniler, temel olarak dört gruba ayrılıyorlar. Oyunun başlarında haşır neşir olacağımız ilk grup olan kahverengi zebaniler, ordumuzun savaşçı sınıfını oluşturuyor ve saldırı komutumuzla beraber savaşın ön saflarında yer alarak gösterdiğimiz hedefi bir anda darmadağın ediyorlar. İkinci grubumuz ise kırmızı zebaniler; diğer zebanilerin gerisinden ateş topları fırlatarak bir anlamda savaşı alevlendiriyorlar. Bu yaratıklar haliyle kahverengilerden daha dayanıksızlar ve yakın dövüşe katılmaya kalktıklarında hemen ölüyorlar. Zebanilerin üçüncü grubu yeşil zebanilerden oluşuyor. Yeşilleri suikastçılar olarak tanımlayabiliriz; gizlenebilme yetenekleri ve arkadan saldırıları ile oldukça etkililer. Ordumuzun son sınıfını ise mavi zebaniler oluşturuyor. Diğer zebaniler suya giremezken, mavi zebaniler sudan geçebiliyor ve kendilerine özgü büyüleri kullanabiliyorlar. Oyuna kahverengi zebanilerle başlıyoruz ve oyun ilerledikçe ordumuza diğer renkler de katılıyor. Savaşlarda ölen zebanileri ikame etmek için, yolumuzdaki belirli yerlerde karşımıza çıkan oyukları kullanıyoruz. Bu oyukları kullanabilmek için yaşam formlarına ihtiyacımız var ve bunları da öldürdüğümüz düşmanlardan elde ediyoruz.


Her hükümdarın bir kalesi vardır, değil mi? Overlord’un da yer altına inşa edilmiş genişçe bir kalesi var ve kirli amaçlarının temellerini bu kalede inşa ediyor. Karanlık kalemizdeki tahtımıza oturarak oyunun hikayesinde yol almamızı sağlayacak temel ve yan görevleri alıyoruz. Taht odasının bir üst katında özel bölümümüz -diğer bir deyişle haremimiz- bulunuyor. Böylece Overlord’un yalnız bir imparator olmadığını da anlamış oldunuz. Oyun boyunca karşımıza çıkan en özel ve güzel kadınları bu haremde ağırlıyoruz. Hem kötü olacaksınız, hem zebanilerden oluşan ordularınızı yöneteceksiniz, hem de bir hareminiz olacak; insan daha başka ne ister ki? Kalemizin diğer bir bölümünde zebani ordumuzu kontrol altında tutuyoruz. Hangi renkten kaç zebanimiz olduğunu, bunların hangi seviyelerde olduklarını ve kaç tanesinin yaşadığını zaman zaman kontrol etmekte fayda var. Bu bölümde ayrıca ölen zebanileri hayata döndürebileceğimiz bir mezarlık da mevcut. Ordumuzu güçlendirmek, kendimize yeni zırh ve silahlar yapabilmek için ise kalenin üretim bölümünü kullanıyoruz.

Onlar ermiş muradına...

Overlord II hakkında bahsedecek o kadar çok şey var ki... Şimdiye kadar anlattıklarım bile bu oyunu sonuna kadar sıkılmadan oynamak için yeterlidir beki de ama oyunda ilerledikçe çok daha fazlasını göreceksiniz. Roma ordusuna karşı mancınıklar kullanacak, gemilerle açık denizlere açılacak, yeşil zebanilerinizle suikast planları yapacaksınız. Şehirler ele geçirecek, ele geçirdiğiniz şehrin halkını köleniz olarak çalıştırabilecek veya direkt olarak katledebileceksiniz; hatta ele geçirdiğiniz şehirleri yakıp yıkma lüksüne bile sahip olacaksınız. Bütün bunları yaparken oyunun mizahi yönü sayesinde hiç durmadan eğleneceksiniz. Her şeyden önemlisi, kötü veya daha kötü olacaksınız! Çok daha fazlasını istediğinizde (İnsanın gözü bazen doymaz.) oyunun multiplayer seçenekleri olan Pirate Plunder, Dominate, Arena ve Invasion seçenekleriyle keyifli saatler geçirebilirsiniz. Tekrar ediyorum; Overlord II’de fazlası ve daha fazlası var!
Eğer bu aralar oynayacak oyun bulamıyor, alıştığınız ve artık sıkıldığınız oyun tarzlarının dışına çıkmak istiyorsanız Overlord II’yi mutlaka deneyin. Birbirinden güzel görselliğe sahip olan masal diyarlarında dolaşmak (Her ne kadar bu diyarları yakıp yıksanız da...) ve bir yandan oyun oynarken bir yandan da kahkahalar atmak için bundan güzel bir fırsatı kolay kolay bulamayabilirsiniz.
En saf haliyle kötü olabilmek... Overlord II’nin oyuncularına verdiği en güzel tarafı bu olsa gerek. Oyunun basit ve eğlenceli oynanış sistemi ve insana kahkaha attıran mizah anlayışı da olaya dahil olduğunda ortaya gerçekten bir şaheser çıkıyor.
9,0