The Sims 3


Yapım EA Games | Dağıtım Electronic Arts | TürSimülasyon | Diğer PlatformlarMac
Hayaller kurduğumuz, sahip olmak için yaşama sıkı sıkı sarıldığımız bu hayatın, özellikle benim gibi başarısızlar için tasarlandığını düşündüğüm, hayata simülatif bir yaklaşım iddiası ile ortaya çıkan The Sims serisinin üçüncüsü, daha derin ve daha doyurucu ancak halen bir simülasyon olmaktan çok uzak.
Serinin ilk iki oyunu gibi TS3’ün de temel güdüsü halen hırs, para, güç ve popülerlik. Oyunun atmosferi, yarattığınız ve bir şekilde yaşattığınız karakterlere yakınlık kurmanıza imkan tanımıyor maalesef. TS3, samimiyetten nasibini alamamış. Karakterinizin başından geçenler, evine hırsız girmesi, kaza yapması, çocuk sahibi olması, işindeki başarısı veya mutfağı alevler içinde bırakması sizi hiç ama hiç etkilemiyor, üzerinizde hiçbir duygusal etki yaratmıyor. Ve zorluk seviyesi o kadar düşük ki karakterinizin çocuğu olduğunda sevinmek bir yana, masaya bir gırtlak daha eklendi diye bile düşünmüyorsunuz.

TS3’te dinamiği etkileyen ve dinamikten etkilenen karakterinizin, farklı alanlardaki sosyal statüsüne göre karşısına çıkan fırsatlar mevcut. Bu fırsatlar, karakterlerinizin iş ve popülerlik gibi statülerini direkt olarak etkiliyor. Karakterinizin konuyla ilgili yeteneğinin / ününün hızlı bir biçimde artmasını istiyorsanız, hiçbir fırsatı kaçırmamaya özen gösterin. Ayrıca karakterinizin işi ne kadar iyi olursa olsun, elline bol bol fırsat geçmesini istiyorsanız, oldukça sosyal olmaları gerekiyor. Çevreleri genişledikçe kendilerine sunulan, bazen ceplerini, bazen diğer karakterlerle olan ilişkilerini doyuran bu fırsatlar artacaktır. Oyunda karakterler arası sosyal bağları etkileyen bir diğer özellik de toplu aktiviteler. Aynı filmi izleyen karakterler konuşacak veya tartışacak daha fazla konu bulduklarından, birbirlerinden sıkılma ihtimalleri daha az oluyor.

Modeller dar mekanlarda gezinirken çok problem yaşıyor, birbirlerinin yollarını kapatan karakterler gereksiz bir vakit kaybı yaşıyor. Firma, önceki oyunlarda da mevcut olan bu problemi neden gidermemiş anlamak çok güç. Modellerin birbirlerinin içinden geçmesi işleri gayet kolaylaştırabilirdi halbuki. Bu yöntemle, zaten var olmayan atmosferde fazlaca bir kayıp da söz konusu olmazdı. Eviniz kalabalıklaştıkça evdeki boşlukları genişletmeye başlamak zorunda kalıyorsunuz. Sonuçta herkes kale gibi dev evlerde yaşamak istemeyebilir, küçük ve şirin dairelerde yaşamak isteyenlerde olacaktır. Apartman daireleri seriye halen katılmamış maalesef ve müstakil evler halen oyundaki tek ev tipi.


TS3’ün ses ve grafikleri, serinin gelişimine ayak uyduramamış. EA’in tüketici profilini genişletmek amacı güttüğünü düşündüğüm bu kararı, TS3’ü ortanca bir dizüstünde çok rahat bir biçimde oynatabilmenize yol açıyor. Ve fakat, gelişen teknoloji ile karakterlerin özellikle mimiklerinin daha gerçekçi ve çok daha ayrıntılı olması gerektiği sonucunu çıkarmamıza neden oluyor. Heavy Rain’deki ayrıntının bu seride olması gerekiyor; en azından gerçekçiliğin ve atmosferin kalitesinin artması adına. Ayrıca düşük sistem özelliklerine sahip makinelerde, evdeki karakter miktarı ile doğru orantılı olarak yavaşlama ve takılmalar meydana geliyor. Oyun neredeyse hatasız; Vista’da ağır koşullarda bile bazı model problemleri dışında oldukça problemsiz bir şekilde çalışıyor.
Bugünlerde oyunlara “simülasyon” ibaresi yapıştırmak çok kolay bir hale geldi belli ki. Simülasyon türüne karşı alınan tavır anlaşılmaz bir durum. İşin ilginç yanı ise bu tavra karşı piyasanın tepkisiz kalışı. İlk oyun piyasaya sürüldüğünde benzersizdi ama gene de sosyal hayatı simüle etmekten çok uzaktı. Serinin diğer oyunları dışında, türü içinde halen tek olan TS3, üç oyun içinde en iyi durumda olanı aynı zamanda. Ancak ne kadar gelişmiş olursa olsun, piyasada türünü tek başına temsil etmesi, TS3’e “simülasyon” demek için yeterli bir sebep değil maalesef. Aksine, bu tarz bir tavır gerçek simülasyonlara karşı ayıp olur, aman diyeyim. Seri, son oyunu ile şehirli insanın sosyal hayatının çok yüzeysel bir taklidi olabilir ancak. Çocukken ne yaptığımızı bilmeden doktorculuk oynamamız, belirli meslek dallarını, polisleri veya askerleri ve hatta kovboyları taklit etmemiz gibi... Dolayısıyla TS3’ün aslen ait olduğu tür ”evcilik oyunu”dur.
Peki bu ne kadar iyi bir taklit? Oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Oyunda özellikle tarafınızdan yönetilen karakterlerin sahip oldukları karakter özelliklerine göre, yapay zeka yönetimindeki diğer karakterler ile etkileşimi oldukça iyi tasarlanmış. Her ne kadar yapay zeka yer yer saçmalasa da ve genel anlamda diğer karakterlerin de sizin gibi canlı / mantıklı birileri tarafından yönetildikleri hissini veremese de -ki atmosferdeki kaybın en büyüğü bundan kaynaklanıyor-, serinin diğer iki oyununa göre oldukça geliştirilmiş. Yapay zekanın yetersizliğinin atmosfere olan etkisini gösterebilmek için benim sapık simimin başına gelenleri anlatmakta fayda görüyorum.
Oyuna ilk başladığımda çoğumuz gibi ben de kendimi tamamen oyuna aktarmaya çalıştım. Ancak ne halt yersem yiyeyim, eleman benden her zaman daha yakışıklı oldu. Oyunda ilk karar vermeniz gereken konulardan biri de yalnız yaşayıp yaşamayacağınız. Başlangıçtaki zorluğa çok da fazla katkısı yok açıkçası. Zaten o kadar hızlı kariyer yapıyorsunuz ki maaş çeklerinizdeki sıfırlar hızla artmaya başlıyor. Gerçi bu tarz konularla ilgili bilgi vermemeye özen göstereceğim; oyunda neler yapabileceğiniz ve alacağınız kararları keşfetmek de zaten oyunun en keyifli yanlarından biri. Evet, benim karakterim sapık çıktı, neden bilmiyorum. Karakter özellikleri kitap kurdu, atletik ve bilgisayar böceği olan bu içine kapanık, asosyal ve iyi niyetli, yerel gazetede yazarlık yapan adam, oyunu oynadığım sekiz saat sonunda üç sevgilisinden iki adet evlilik dışı çocuğa sahip oldu. “Karakterin değil, sensin sapık olan” diyebilirsiniz. Karşı cinsle gayet iyi anlaşsam da, hiçbir anlamıyla çapkınlık veya hovardalık yapma becerisine sahip olmayan, kısacası beceriksiz bir insanım. Kaldı ki benim buradaki görevim, oyunun sınırlarını zorlamak, karakterlerin ne kadar sosyalleşebileceğini ölçmektir. Oyunda harcadığım sekiz saat, gerçek hayatta yedi ila sekiz yıla denk geliyor. Gerçek hayatta da sekiz yıla, üç aşık ve -nur topu gibi biri kız, biri oğlan- iki çocuk sığdırmak zor değil.


Olayın atmosfer yanı ise çok can sıkıcı ve özellikle bu tarz bir oyunu oynamaktan hoşlanan insanları havaya sokmaktan öte, rahatsız bile edebilir. (Ben oldum.) Çocuklar doğum sonrasında kendiliğinden annelerinin evine yerleşiyorlar; ancak ne hikmetse yapay zeka, bu yeni doğmuş bebeciklere ucuzundan da olsa bir çocuk yatağı satın almaktan aciz. Hayır, tam takım, dayalı döşeli bir genç odası isteyen yok zaten ve kaldı ki bebeklerin gittiği evler zengin evleri. (Seçim değil, resmen denk geldi.) Kundaktaki bebekleri yatıracak yerleri olmayan anneler ise başka işlerle uğraşacakları vakit, bebekleri basitçe yere ve hatta yolun ortasına bırakıp gidebiliyorlar. Karakterlerin bu kadar karmaşık bir zekaya sahip olmaları gerekmiyor ki oyunun asıl amacı da karakterlerin bize duydukları ihtiyaç. Ancak yönetimimiz altında olmayan karakterlerin yapay zeka tarafından gördükleri muamele, insan haklarına oldukça aykırı, bunu belirtmekte de fayda var. Durum böyle olunca -resmen- içim acıyarak menülerdeki kasaba değiştirme (Edit Town) seçeneği ile bebecikleri benim karakterin evine taşıdım. (Nüfusa geçirme olayı!) Tabii ki yerlerde sürünen bebekler, büyünce biraz çatlak olabiliyor. Benim ki cin oğlu klostrofobik ve deli, kızıysa sakar ve korkak oldu. İki bebekle tek bir karakterin baş edebildiğini belirteyim. Ancak bebeler tuvalete düşmeden işlerini görebilecek seviyeye gelene kadar, işe gittiğiniz sırada bakıcıya ihtiyaç duyuyorsunuz. Ayrıca aile ağacı ve ilgili statüler oyuna oldukça ayrıntılı bir biçimde aktarılmış. Amca oğlu, kuzen, yeğen veya halanın damadı gibi sıfatlar sayesinde, kim kimin nesidir diye aklınızda tutmaya çalışmıyorsunuz. Kalabalık aileler için ne rahatlık hakikaten de... Ayrıca karakterlerinizi kontrol etmediğiniz vakit -uzun bir süreliğine de olsa- kendilerine gayet iyi bir şekilde bakabiliyor, kendi ihtiyaçlarını giderebiliyorlar. Bu durumun görebildiğim tek negatif yanı, okulda veya işte daha başarısız olmaları ile yeteneklerinin daha yavaş gelişmesi. Akıl hocalarından ya da kısacası öğretmenlerinden, yani sizden yoksun çocuklar gibi...

Üstüne basa basa belirtiyorum, bu oyunu tek karakterle oynamak oyunun verdiği keyfi çöpe atmak demektir. Ev ne kadar kalabalık ve farklı tiplerle dolu olursa oyundan o kadar çok keyif alıyorsunuz. Karakter yaratma ekranı da oldukça ayrıntılı. Ayak parmaklarınızın uzunluğunu ve birbirleri ile oranlarını değiştiremiyor olsanız da, özellikle yüz üzerinde oldukça ayrıntılı şekilde çalışma imkanınız var. Karakterlere makyaj yapabilseniz de, oje veya tırnak boyutu gibi ayrıntılar henüz oyunda mevcut değil. (Yuh artık! Ne yapacaksın o kadar ayrıntıyı? - Şefik) Fakat kanlı gözlerimi, vücudumun çeşitli yerlerindeki derin yara izlerini ve koca burnumu karakterime aktarmayı başaramadım. Bu arada erkeklere de oldukça ağır makyaj yapabiliyorsunuz. Ayrıca karakterinizin tenini de, saçta, sakalda ve giysilerde olduğu gibi her türlü renge bürüyebilirsiniz. Bir Kiss üyesi kadar olamasanız da, emo veya Alice Cooper modunda ortalıkta dolaşabilirsiniz.
Firma, serinin ilk iki oyununda uyguladığı pazarlama politikasını, bu oyunda da sürdüreceğe benziyor. Türü tekelinde bulunduran paragöz EA, daha ayrıntılı ve çeşitli alışveriş, inşaat seçenekleri ile yeni toplu sosyal aktiviteleri, piyasaya süreceği ek paketlerle oyuna ekleyecek büyük bir ihtimalle. Şu an ise alışveriş ve inşaat seçenekleriniz çok kısıtlı ve inanılmaz zevksiz. Örneğin; bir sürü araba ve iki çeşit bisiklet alabiliyor olsanız da ne yazık ki taşıt olarak motosiklet seçeneği henüz yok. Kasaba deniz kenarında olsa da, bundan balıkçılık dışında yüzme, yatçılık ve su sporları gibi aktiviteler için faydalanamıyorsunuz. Ayrıca karakterlerin sahip oldukları hobilerin neredeyse tamamı taşınabilir. Paraşüt ya da kayak gibi sporların / hobilerin oyuna katılması iyi olurmuş. TS3, şu haliyle oldukça boş; zaten oyundan kısa bir süre sonra sıkılmaya başlıyorsunuz maalesef.


Ayrıca alışveriş ve inşaat modunda, her şeyi çapraz olarak yerleştirebiliyorsunuz. Şöyle bir ayrıntı da dikkatimi çekti; karakterler banyoya veya havuza girdiklerinde dahi cep telefonlarını üstlerinde taşıyorlar. Bu cihazların, havuza girerken mayolarında olmalarını anlarım ama banyodayken nerelerinde taşıyorlar, onu tam çıkaramadım. Ve evet, telefonların tamamı su geçirmez... Bir diğer güzellik, ilgili klasörlere attığınız MP3 dosyalarınızı, oyun içindeki müzik sistemlerinde çalabiliyor olmanız. Böylece karakterinizin müziği kapatmayı unutması, sizin kapatmak zorunda olduğunuz anlamına gelmiyor. Elektrik faturalarına dikkat!
Yeterli miktarda para biriktirdiğiniz zaman, şehirdeki bazı özel kurumlara (Lokanta ve iş binası gibi.) ortak olabiliyor, böylece yatırım yaparak gelirinizi arttırabiliyorsunuz. Ortaklık payınızı arttırarak, firma üzerindeki yetkilerinizi ve olanaklarınızı da arttırabiliyorsunuz. Ayrıca bu hisseleri, paraya sıkıştığınız zaman satabildiğinizi unutmayın. Tek başınıza veya topluca katılabildiğiniz sosyal aktivitelere ev sahipliği yapan tiyatro ve sinema gibi mekanların içini, aktivite sırasında göremiyorsunuz. Bir diğer eksiklik, kadınların en yoğun sosyal mekanı olarak kabul görülen kuaför ve güzellik salonu gibi mekanların oyuna dahil edilmeyişi. Gerçi şehirde bir masaj merkezi mevcut olsa da, karakterinizi, elini uzatmış, kafasını o kocaman aletlerden (Adını bilmiyorum ve öğrenmek istemediğimi de belirteyim!) birine sokmuş halde, diğer karakterlerle dedikodu yaparken göremiyorsunuz maalesef. Zaten saçının rengini / tipini değiştiren hanım karakter, bunun farkına bile varmayan oğlan karakter karşı hiç tepki göstermiyor. Oyunda bunu ilk denediğimde çok umutlanmıştım, itiraf etmeliyim. Ayrıca karakterlerin ömürleri, psikolojilerinden veya fiziksel durumlarından etkilenmiyor.
TS3’ün, oyuna amaç kazandıran en güzel özelliği ise karakterlerinizin her birinin kendine has isteklere, rüyalara ve umutlara sahip olması. Bu rüyalar, iş, aşk veya sosyal yaşamlarını ilgilendiriyor ve oldukça detaylı. Her ne kadar arada saçma sapan şeyleri düşleseler de (Ak sakallı bir dedenin oyuncak ev istemesi?), özellikle ebeveynlerin, çocuklarının okullarında veya mesleklerinde başarılı olmalarını istemesi gibi mantıklı ve umut dolu hayallere sahip olabilmeleri, oyun dinamiğini güçlendirirken, oyuna oldukça keyif katıyor. Her ne kadar karakterlerinizin kurduğu bu hayaller de oyunun güçsüz atmosferinden -ne yazık ki- nasibini alsa da, oyuna iyi bir şekilde aktarıldığını belirtmekte fayda var. Kızlarının hayrını gören, oğullarını everen karakterlerin değmeyin keyfine...
Paragöz EA, TS2’deki Sim Dükkanı’nı işletmeye devam ediyor. 15 TL’nin 1000 Sim Puanı’na eş değer olduğu Sim Dükkanı’nı, TS3 karakterleriniz için de kullanabiliyorsunuz. TS3 için satışa çıkan ürünlerin, oyunda hali hazırda mevcut ürünlere kıyasla kalitesi tartışılmaz. Unutmadan; ilk kayıt ile 1000 Sim Puanı hediye!


TS3’ün aslında hitap ettiği yaş aralığı 7 - 15 olmasına rağmen, oyundaki hafif de olsa mevcut olan cinsellik ve şiddet öğeleri nedeniyle yaş sınırı 13’e çekilmiş maalesef. 15 yaşından büyükler, sizler lütfen dışarı çıkın, yeni insanlarla tanışın, sinema veya tiyatroya gidin ya da spor yapın; olmadı kitap okuyun. Oyuna harcayacağınız vakti gerçek insanlarla geçirin. Karakterlerin langırt oynamasını izlemektense, gidin kendiniz oynayın. Çoğunuz eminim unuttunuz langırtın -adı bile komik- ne kadar zevkli olduğunu. Benle oynayın misal, çok eğlendiririm sizi. Bu kadar yüzeysel bir oyuna saatlerinizi harcamayın, asosyal olma sebebiniz bu oyun olmasın, gözünüzü seveyim. Belki komploculuk olarak değerlendireceksiniz şu yazdıklarımı ancak nedense oyunu uzun uzun oynadıktan sonra acayip bir boşluk hissettim. Belki yapımcılar bizleri boş kafalı zombilere dönüştürmeye çalışıyorlar, bilemiyorum. Hayır, kendine amaç yaratma konusunda bir hayli -ve hatta gereksiz derecede- iyiyimdir ancak oyun çok boş ve amaçsız olmuş, ben ne yapayım.

Gelelim bizim oğlanın yaşadığı üç günlük, dolu dolu hayata... Oğlanın hanımı, ikinci evlilik dışı çocuğunun -kızın yani- anası. Hanımın kendisi ise müzisyen, rocker bir tip, artist yani. Bizim oğlan, ilk iki çocuğunu eve aldıktan sonra evleniyor hanımıyla. Mutlu, hareketli bir yaşamları oluyor. Kocaman, dört katlı, altı odalı, lüks bir evde yaşıyorlar. Hanım yaşça büyük olduğundan erken yumuyor gözlerini dünyaya. Bizim oğlan da kahrından gidiyor arkasından, zavallıcık. Oğlu bir dahi, atom mühendisi oluyor. Kız ise hem anasına, hem babasına çekmiş; hem müzisyenlik yapıyor bir orkestrada, hem de serbest yazarlık. Bizim oğlanın, tahtalı köye yolculuğa çıktığı sırada üçüncü sevgilisinden hiç görmediği bir çocuğu daha vardı, ne oldu o bilmiyoruz. Toplamda ise beş farklı karakterle aşk yaşadı, bu içine kapanık ve yalnızlığı seven adam. Ayrıca karakterler hemcinsleriyle de romantik ilişkiler yaşayabiliyor ve evlenebiliyorlar. Çocuk problemini ise evlat edinmeyle aşıyorlar. Bu arada unutmadan, oyunda ölümden sonra da -bir şekilde- yaşamın olduğunu belirteyim. Bir de Azrail ile dostluk kurmaya kalkmayın, vuruveriyor kafanıza orağın tersiyle, haberiniz olsun.
The Sims 3, serinin gelişimini gayet iyi bir şekilde gösteriyor. Oyunun derinliği, serinin diğer üyelerine göre oldukça arttırılmış; ancak atmosferin her yönden başarısız oluşu ve EA’in açgözlülüğü bu güzel oyunun tek eksikleri.
8,0