Will Wright bizlere The Sims�i sunduğunda kısa süreli gerçek hayattan kopma tepkileri göstermiştik. Gündelik hayattan sıkılıp, vakit geçirmek adına sanal insanların gündelik hayatını yönetebilme tecrübesi ya da isteği bizleri uzun süre bilgisayar başında yaşama sendromuna itmişti. Her ne kadar kapitalist düzen sonucunda sanal insanlarımız ek paketlerle fazlasıyla sömürülse de ortaya koyduğu içerik açısından The Sims bambaşka bir yer edinmiştir oyun dünyasında. Gerek satış rakamları gerekse devreler içerisinde kurulan hayatlar bunun göstergeleri.

Spore ise Will�in başka bir vukuatı olarak gökten gezegenimize düşüyor. Bir meteor içerisinde gelen yaşam tohumları bizleri bu sefer hayal edemeyeceğimiz kadar gerilere ***ürüyor. Suyun içinde başlayan varolma mücadelesi, toprağa ilk adımını atmaktan uzay çağına ulaşmaya kadar devam ediyor. Mevzu derinliği açısından �Nasıl yani?� sorunuzu duyar gibiyim. Anlatayım o zaman: gökten bir meteor düştü... Ve su varolma anlamını kazandı...

Herşeyin başlangıcı

Spore�a bir galaksideki gezegenlerden herhangi birini seçerek başlıyoruz ve tanrı rolünü üzerimize geçiriyoruz. İlk yaşam tohumu bilinmezlikten kopup gelip suyun içine düşüyor. İsmi de dahil olmak üzere yaratacağımız canlı türünün tüm yaşam hikayesi böylece elimize verilmiş oluyor. Yaratığımız evrimleştikçe oyunun temel aldığı sistem de değişiyor. Suyun içerisinde başlayan Hücre Aşaması�nı herhangi bir oyun türüne benzetmek zor olsa da diğer aşamalar genel olarak bir türü temel almış. Karaya ayak bastığımız Yaratık Aşaması için basit bir RPG demek sanırım yanlış olmaz. Aynı şey Kabile Aşaması�nın basit bir strateji oyununu temel alması için de geçerli. Her aşamanın farklı oynanış özellikleri, verdiği farklı tatlar olduğundan bunları ayrı ayrı ele almak sanırım en doğrusu olacaktır.

Ancak evrim aşamalarına geçmeden genel anlamda oyunun oynanışı üzerine bir eleştiri getirirsek fazlasıyla kolay olduğu yönünde olacaktır. Bu kolaylık oyunun basit olmasından değil, bugüne kadar hiç oyun oynamamış insanların bile rahatlıkla kavrayabileceği kullanıcı dostu yapısından kaynaklanıyor. Maxis�in yarattığı her oyun için aynı şey geçerli. The Sims serisi gibi Spore�u da kısa zamanda kavramak çok kolay. Bu yüzden rahatlıkla her yaştan oyuncuyu kendine çekebilir. İster pazarlama stratejisi deyin ister Will Wright�ın tasarım zekası, sonuçta bu adamın yarattığı oyunlar bir şekilde kolaylıkla insanı ele geçirebiliyor ki bu başarı da bahsettiğim kolaylık mevzusunun çok büyük payı var. The Sims�in bu kadar geniş bir kitleye yayılması bunun bir meyvesi olsa gerek. Örneğin yaratık yaratma ekranının nasıl bu kadar kullanışlı ve nasıl bu kadar detaylı olabildiği ciddi anlamda insanı hayretlere düşürebilir. Spore�a oyun dünyasının Google�ı desem sanırım kimseyi gücendirmemiş olurum.









Hücre Aşaması

Gezegenimizi seçtikten sonra yapacağımız ilk seçim minik yaratığımızın etçil mi otçul mu olacağı yönünde. Seçimimizi yaptıktan ve yarattığımız oyuna isim verdikten sonra suyun içerisinde ilk mücadelemiz başlıyor. Basit bir canlıyız ve bir an önce büyümemiz gerekmekte. Yaptığımız seçime göre minicik et ya da bitki parçaları yiyerek büyümek bu aşamanın en önemli unsuru, daha doğrusu bizim tek derdimiz. Yediğimiz her besin hem bize evrimleşebilmek için puanlar kazandırıyor � para diyebiliriz- hem de gelişmemizi sağlıyor. Belli noktalarda yaratığımız bir üst kademeye geçiyor. Artık mikroskobik bir canlı olmaktan çıkıp yavaş yavaş gözle görülebilir boyutlara ulaşıyoruz. Ancak yaşamın doğal bir sonucu olarak ortaya düşmanlarımız, rakiplerimiz çıkıyor. Haliyle oyunun tümüne hakim olan varoluş mücadelesi daha hayatımızın ilk dakikalarında omuzlarımıza yükleniyor. Artık tek derdimiz besin bulmak değil; besinimize, suyumuza, genel olarak hayatımıza ortak olan diğer canlılarla savaşmak, güçlü olup karaya ayak basabilmek.





Evrimleşme özellikleri her evrede farklı yerlere saklanmış. Bu özellikleri açarak yaratığımıza hayatta kalabilmesi için yeni donanımlar kazandırmamız gerekiyor. Hücre aşamasında bu donanımlara rakip türleri öldürerek ulaşıyoruz. Örneğin elektrik şoku verebilen bir canlıyı öldürdüğümüzde bu özelliğe sahip olmuş oluyor ve yeterli puana sahipsek yaratığımızı donatıyoruz. Bu kısmi mutasyon işlemini yapmak için yaratık yaratma ekranına geçmemiz gerekiyor. Tahmin edeceğiniz üzere çiftleşip, kalıtsal değişiklik meydana getirmeliyiz, bize uygun bir eş lazım. Çok şükür ki tek buton ile çiftleşmeye müsait türdeş canlıyı bulmak mümkün. Kalp dolu sevgi pıtırcığı şeklindeki kurlaşmadan sonra yaratık yaratma ekranına geçebiliyoruz.

Bu aşama diğerlerine göre en az modifikasyon özelliklerine sahip aşama. Birkaç ağız (hem etçil hem otçul olabilmek mümkün) , savaş donanımı (zehir, elektrik şoku, sivri �spike- uçlar gibi) ve hareket etmemizi kolaylaştıracak (jet, siller, kamçılar gibi) çok sınırlı modifikasyonlara sahibiz. Bu denli küçük bir canlı için fazla bile.

Hücre aşaması bugüne kadar oyun dünyasında görülmüş en basit, en kendini oynatmayı beceren, en sevimli, Spore�dan ayrı, bambaşka bir oyun gibi. O denli nefis. Belki biraz Pac-Man çağrışımı yapabilir. Tek sorun oldukça kısa sürmesi ve kurt oyuncuları tatmin edecek epik öğeler, ulaşılması zor hedefler barındırmaması. Spore�u edinme istediğinizi kışkırtacak en önemli artıyı buraya koyalım.







Yaratık Aşaması

Hücre aşamasında alttaki büyüme barını doldurduğumuz anda karaya ayak basacak şekilde evrimleşiyoruz. Aşamalar arası geçişlerde yaratığımızın kısa hayat hikayesini grafik şeklinde görebilmek mümkün: nereden nereye diyebilmek için. Minik su canlımıza bu aşamada ayak ekleme vaktimiz geldi. Artık omurga üzerinde daha detaylı çeşitlendirmeler yapabiliyoruz ve daha çok modifikasyona sahibiz. Oyun 2-B platform havasından çıkıp tamamen 3-B moda geçiyor.

Yaratık aşaması için çok basit bir WoW türevi demek sanırım yanlış olmaz. Yapmamız gereken görevlerimiz, geliştirmemiz gereken bir karakterimiz (canlımız) ve bunları yapmak için seçmemiz gereken bir yol var. Kanlı ya da barışçıl bir şekilde sahip olunan toprakları genişletmemiz gerekmekte. Bu aşamada artık yuvalandığımız bir alanımız mevcut. Tıpkı diğer türlerin sahip olduğu gibi. Ve amacımız diğer türlerin yuvalarını ele geçirerek ya da onları ittifakımıza katarak topraklara egemen olmak. Karakterimizin de bu iki farklı yol için geliştirilmiş özellikleri mevcut. Önemli olan bizim hangi yolu seçeceğimiz: dans ederek, şirinlik yaparak, şarkı söyleyerek dost mu kazanmak istiyoruz, yoksa pençe vurarak, dişlerimizi geçirerek yok mu etmek istiyoruz, tüm mesele burada.

Hücre aşamasında diğer canlıları öldürerek ulaştığımız donanımlara bu sefer fosilleri kazarak ulaşabiliyoruz. Ancak bu donanımları/özellikleri yaratığımıza eklerken yukarıda bahsettiğim savaşçı ya da barışçı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Örneğin güzel şarkı söyleyebilen ya da güçlü dişleri olan bir ağız yerleştirmemiz mümkün. Bazen barışla bazen savaşla yuvaları ele geçirmek ve buna uygun bir yaratık yaratmak pek mümkün değil. Oyunun belli dönemlerinde muhakkak bir seçim yapmak zorunda kalacaksınız, o yüzden baştan seçim yapıp yaratığımızı seçim doğrultusunda evrimleştirmek en doğrusu olacaktır. Dans etmeye müsait bir ayağa ve kavga amacı taşıyan sivri tırnakları olan bir ele sahip karma bir yaratık takdir edersiniz ki ne idiği belirsiz olacaktır. Ha ben böyle birşey istiyorum derseniz size kolaylıklar diliyorum.





Grafik
Ses
Genel

Diğer türlerin yuvalarını ele geçirebilmek için o yuvaya ait belli sayıdaki üyeyi şarkılarımızla mest etmemiz ya da öldürmemiz lazım. Social ya da Combat moda geçip yuvalara yaklaşıp gerekli özellikleri kullanıp her iki anlamda da �avcılık� yapmamız gerek. Belli sayıdaki yuvaya egemen olduğumuzda beynimiz artık kabile yaşamına uygun düzeye ulaşmış oluyor.

Kabile Aşaması

Yaratık aşamasının sonunda minik canlımız ateşi kontrol etmeyi öğreniyor. Beyninin ulaştığı düzey artık kabile yaşamına geçmeyi tetikliyor ve türdeşlerimiz ile �yuvalanmaktan� yavaş yavaş �yerleşik düzen� konumuna geçiyoruz. Diğer aşamada yaratığımıza eklediğimiz modifikasyonlardan gelen puanlar (combat-social yetenekler) bu aşamada sıfırlanıyor. Yeni eklemeler yapmamız gerekiyor. Artık bir pençeye değil güçlü omuzluklara ya da kafalıklara ihtiyacımız var.

Bu aşamayı basit anlamda Populous�a benzetmek mümkün. Yaratığımız üzerine odaklanmaktan çok kabilemizi güçlendirmeye çalışıyoruz. Evrimleşme özelliklerini diğer kabileleri istila ederek kazanıyoruz. Ve bu özellikler içerisinde kabilemizde yapabileceğimiz değişiklikler de var. Örneğin bir balıkçı evi ekleyebiliriz. Böylece balıkçılar yetiştirip yemek sıkıntımıza çare bulabiliriz. Ya da mızrak atabilen askerler yetiştirebiliriz. Belirli sayıdaki bina dikilebilen alanlara yine bir önceki aşamada olduğu gibi savaşçı ya da barışçı kabiliyetlerimizi geliştirebilecek binalar dikmek mümkün. Yer sıkıntımız olduğundan -yine haliyle- ne yönde egemenlik istediğimize karar vermemiz gerekmekte.

Kabileleri istila ettikçe veya saflarımıza kattıkça maksimum üretebileceğimiz asker sayımızda da artış oluyor. Kaybedilen askerlerin yerine yenilerini türetmek mümkün. Belirli yemek karşılığında küçük yumurtalar içerisinde yeni yeni askerleri yeni yeni ahçıları kadromuza katabiliyoruz.

Maalesef ilk iki aşamanın yanında kabile aşaması oldukça sıradan, kısa ve sıkıcı. Evet kabile aşaması çok daha fazla stratejik roller biçiyor bize. Ancak maalesef bunlar çok yavan kalıyor. Dışarıdan size gelen saldırılar oldukça sınırlı. Üstelik bunlar önceden haber veriliyor. Sonuçta fazla aksiyon olmayan, yaratıcılıktan yoksun kısa bir aşama.











Medeniyet Aşaması

Ateşi kontrol edip kabile düzenine geçen yavrucaklarımız bu sefer çok daha vahimsel gelişmeler gösteriyorlar. Atom bombası, gemi, belediye binası gibi medeniyet sembolü (!) fikirler arasında kabile düzeninden şehirciliğe keskin bir geçiş yaparak başlıyoruz.

Medeniyet aşaması bina ve araç yaratma ekranlarına ulaştığımız ilk aşama. Bu aşamaya başlarken öncelikle belediye binamızı tasarlıyoruz. Yaratık yaratma ekranındaki basit ve derinlik aynı şekilde bina ve araç yaratma ekranları için de geçerli. Belediye binamızı ve kara aracımızı yarattıktan sonra ele geçireceğimiz gayzer kaynaklarından gelen puanlar doğrultusunda ev, eğlence binası ve fabrika tasarlayabiliyoruz. Yine sınırlı sayıdaki boşluklara bunları yerleştirmemiz mümkün. Evler ile üretebileceğimiz maksimum ordu sınırını yükseltiyoruz. Eğlence binaları ile evleri olabildiği kadar yakın dikerek halkımızı mutlu edebiliriz. Fabrikalar ise halkımızın üretkenliğini artırıyor. Ancak eğlence binalarına yakın dikilmemesi gerekmekte.




Küçük bir kara parçasında geçen oyun bu aşamada tüm gezegene yayılmış. Yaratıklarımıza artık birer birey gözüyle değil tümüyle halk gözüyle bakıyoruz. Kaynakları ele geçirmek, kara ve denizde güçlü ordular kurmak, ardından diğer medeniyetlere son vermek asıl amacımız. Yine bunu yaparken barışçıl ya da savaşçıl olmak elimizde. Anlaşmalar yaparak, para ya da hediyeler vererek şehirlere sahip olabiliriz, veya bombalayarak. Şehirleri nasıl kazandığımıza bağlı olarak o şehrin durumu da değişiklik gösteriyor. Örneğin bombalayarak ele geçirdiğimiz şehirler �askeri� sıfatını alıyorlar ve haliyle ekonomik olarak zayıf durumda bulunuyorlar. Askeri, dini ve ekonomik yönden optimum seviyelerde bir imparatorluk istiyorsak, şehirleri de buna uygun şekillerde almak en mantıklısı olacaktır. Bu aşamanın ortalarına geldiğimizde artık uçak tasarlayıp üretebiliyoruz. Ayrıca halkımıza ait bir milli marş besteleyebilmek mümkün. Sonlara doğru ise süpersilahlar emrimize sunuluyor.

Kabile aşamasındaki stratejik yavanlık medeniyet aşaması için de geçerli ancak durum o kadar vahim değil. En azından rakipleriniz çok daha saldırgan. Kendinizi Red Alert oynuyormuş gibi hissedebilirsiniz. Sevimli yaratıklarımızın evrim hikayesi sanayi devrime takılıyor, odaklandığınız şey yaratmaktan çok yok etmeye doğru ilginç bir şekilde kayıyor. Tabi ki anlaşmalar yaparak ticari bağlar oluşturmak, güçlü ittifaklar kurup türlü türlü yollardan gezegene hakim olabilmek mümkün. Ama kısa yoldan savaşarak yok etmek sanırım bir çoğumuzun tercihi olacaktır. Bu aşamanın en kayda değer noktası bina ve araç yaratırken fazlasıyla hoş dakikalar geçirebilmemiz.









Uzay Aşaması

Uzay aşaması, artık kendi gezegenimizden çıkıp yıldızlar arası yolculuk yapabildiğimiz, uzaylı olarak tabir ettiğimiz kimselere misafir olup her türlü haşır neşir olabildiğimiz oyunun en uzun süren aşaması. Yaratığımızı, medeniyetimizi daha doğrusu bu aşamaya gelene kadar sahip olduğumuz ne varsa hepsini bırakıp artık uzay maceralarına başlıyoruz.

Strateji, TPS türleri derken nihayetinde uzay simülasyonu türünü de içine almış Spore. Diğer aşamalar için temel aldığı türün basit bir türdeşi demiştik, ancak uzay aşaması oldukça kapsamlı ve bir o kadar da �maalesef- kendini tekrar eden, neredeyse bağımsız bir oyun gibi. Görevleri yapıp, gezegenleri, o gezegendeki yaşam türlerini arşivimize katmak, farklı farklı diyarlarda koloniler kurup evrensel yönetim elde etmek, gezegenler hatta yıldızlar-sistemler arasında ticaret yapmak bu aşamanın ana temasını oluşturuyor.

Alıştırma görevleri ile başlayan uzay maceramıza kolaylıkla adapte olmak mümkün. Daha önce Freelancer türevi oyunları oynamış kimseler için uzay gemisi kontrol etmek, kargoyu kullanarak mal taşımak vs. sanırım sorun olmayacaktır. Zaten oldukça kapsamlı bir aşama olduğu için ipuçları da bir hayli fazla, olayı kavramanız için işinize yarayacaktır. Bu aşamanın sorunu oyun ile çok alakasız olması. Oynadığınız zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.





Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane

Spore bugüne kadar eşine rastlamadığımız türden ilginç, bir o kadar yaratıcı ve çoğu zaman bir o kadar da yavan bir oyun. Yıllar önce Giants: Citizen Kabuto, farklı türleri temel alarak ortaya strateji-FPS karışımı bir tabak koymuştu, afiyetle yemiştik. Maxis ise cesaretle birbirinden alakasız bir çok oynanışı ortaya koyarak bir başyapıt yaratmış. Evet oyunun bazı aşamalarında yavanlıktan söz etmek mümkün, hatta eleştirmek farz. Ancak o kadar deneyimsel bir oyunla karşı karşıya kaldık ki, bırakın eleştirmeyi, oyunu anlatabilmek bile bir erdem bizler için.

Küçük bir canlı türevinden hikayeyi alıp yıldızlar arası yolculuklara kadar taşımak, aslında evrimi anlatmaktan çok herşeyi anlatmakla alakalı. Her ne kadar Spore bazı noktalarda eksik kalsa da, bu hayata tanıklık olayını inanın çok güzel kotarmış. İlerde EA�nin birçok oyununda kullanacağını tahmin ettiğim �Yaratma� motoru o kadar başarılı ki oyunun bazı aşamalardaki eksiklikleri fazlasıyla dolduruyor. �Kullanımı kolay ve detaylı� diye bir sıfata sahip olsaydık, bunu sadece yaratma olayına değil oyunun tamamının başına hiç düşünmeden getirebilirdik.

Oyunun şiddetle övülmesi gereken bir diğer noktası: Sporepedia. Tasarımlarınızı, yaratıklarınızı, müziklerinizi hatta videolarınızı (youtube aracılığı ile) paylaşabildiğiniz, başkalarının yaratıklarını, araçlarını, gemilerini kullanabildiğiniz muhteşem bir sistem. Milyonlarca kişinin kullandığı bir tasarım ansiklopedisi diyebiliriz bu sistem için. Bu tasarımlara puan verebilir, yorum yapabilir, arkadaş listenizi oluşturabilirsiniz. Yaratacağınız oyunda eğer online bağlantınız var ise diğer oyuncuların tasarımları kullanılıyor. Ele geçirdiğiniz bir kabile büyük ihtimalle başka bir oyuncunun tasarımı oluyor, böylece her bir yeni oyun (ya da aşama) yeni yaratıklar-medeniyetler-araçlar sunuyor bizlere. Eğer oyuna orjinal olarak sahip değilseniz Sporepedia�yı kullanmanız söz konusu değil. Ve maalesef online olarak oynayamıyorsanız tüm oyun boyunca Maxis�in tasarımlarını görmek zorunda kalıyorsunuz. Zaten hesap yaratmadan oyuna başladığınızda birçok şeyden yoksun olacağınızın uyarısı yapılıyor ki bu doğru.

Burada EA�nin DRM sistemine bir parantez açmakta yarar var. Oyuna orjinal olarak sahip olan kimseler maalesef bu saçma sistem yüzünden oyunu bilgisayarlarına yalnızca üç kez yükleyebiliyorlar. Bu da yetmezmiş gibi SecuRom teknolojisi nedeni ile meydana gelen hatalı yüklemeler, anti-virüs programlarının SecuRom�u trojan olarak görmesi nedeni ile mecburen yapılan yeniden kurma işlemleri yüzünden bu haklar yitip gidebiliyor. Üstelik oyunun arşivcilere yönelik çıkan özel versiyonunun ürün anahtarlarında sorunlar mevcut. Tüm bu sebepler yüzünden Amazon gibi alışveriş sitelerinde oyuna beş üzerinden iki gibi komik puanlar veriliyor haklı olarak. EA geri adım atmakta direndiği sürece �Korsan�a nasıl teşvik edilir?� isimli filmi daha çok izleyecekmişiz gibi görünüyor.



Nefret ile aşk arasında gidip gelen şey: Spore

Oyunun görselleri günümüzden biraz uzak kalmış gibi. Tabi bunu oyunun yapım sürecinin oldukça uzun olmasına bağlayabiliriz. Ne kadar geri kalsa da aslında kendine yetecek kadarını fazlasıyla barındırıyor: gece-gündüz geçişleri oldukça doyurucu, efektler abartılmadan yerli yerinde kullanılmış. Gerçi tasarlayacağınız araçlarda ve binalarda efektleri abartmak size kalmış. Genel konsept olarak ele alırsak; yumuşak objelerin, canlı renk paletlerinin kullanıldığından bahsedebiliriz. Hatta herşey için �sevimli� diyebiliriz. Yaratıkların animasyonları ise tek kelime ile harika. Üzerinde fazlasıyla çalışıldığı belli oluyor. Oyunun sesleri için söylenecek pek birşey yok, EA bu işi iyi biliyor. Tüm ses efekti kayıtları hayvanat ve botanik bahçelerinde yapılmış. Yaratıkların çıkardıkları sesler hayvanlardan birebir kaydedilmiş.

Spore kısaca bir deney, Will�in yeni deneyi. Birçok türü içine alarak, her bir aşaması birbirinden neredeyse bağımsız bambaşka bir oyun ortaya koyabilmek, bunu online içerik ile desteklemek ve uzun uzun değindiğim basitlik ile derinlik arasında güzel bir ilişki kurabilmek kolay iş değil. Aşama aşama baktığımızda temel alınan türlerin vasat birer oyunu gibi dursalarda, genel olarak oyuna baktığımızda kalkıştığı olay ve bunu yansıtması gerçekten inanılmaz. İşte bu yüzden bu gidip gelen kendini oynatabilme mevzusu nedeni ile ya bu oyundan nefret edeceksiniz ya da çok seveceksiniz. Her ne olursa olsun mutlaka her yaştan oyuncunun denemesi gereken, yıllar sonra The Sims serisi kadar oyun dünyasında yer edebilecek potansiyele sahip ve bu potansiyeli kullanmasını bilene çok eğlenceli dakikalar geçirtebilecek enfes bir yapım.