'...Bu benim özgürlüğüm, bu benim görevim, bu benim savaşım'

2003 yılında Ubisoft'un biz oyunculara verdiği o muhteşem hediye olan Splinter Cell, Sam Fisher'ın bu sözleri ile başlıyordu. Bize karanlıktan korkmamayı, aksine en iyi dostumuz olmasını öğreten Fisher, geride bıraktığımız 5 sene içerisinde birçok macera yaşadı, yaşattı. Pandora Tomorrow, Chaos Theory ve ardından Double Agent. Hepsinde neredeyse ayrı bir kimliğe bürünen, ama içinde değişmeyen dostumuz, yeni bir serüven ile tekrar ekranlarımıza konuk olmaya hazırlanıyor. Ama bu sefer hiçbir şey eskisi gibi değil, olmayacak da.

Oynayanların hatırlayacağı gibi, Double Agent'ın sonunda, senelerdir adına çalıştığımız Third Echelon içinde bazı şeylerin döndüğü ortaya çıkıyordu. Patronumuz ve en yakın arkadaşımız Lambert'ın ani bir şekilde ortadan kaybolması bir kenara, Sam'in kaygılanması gereken daha önemli bir konu baş göstermişti; Şirketin başına geçenlerin bizi bir suçlu olarak polise bildirmesi ve Third Echelon'dan atılmamız. Bunu içine sindiremeyen Fisher, ekmeğini yediği(!) topluluğun içinde neler yaşandığını bulmaya, ve buna neden olanları cezalandırmaya yemin eder. Hikâyemiz ise bu olaylar itibari ile başlar.

Bir zamanlar türünün en iyisi bir ajan, şimdi ise azılı bir kaçak, artık kuralların değişme vakti geldi.

Conviction ile ilgili ilk detayların su yüzüne çıkmaya başlaması ile birlikte, sıkı Splinter Cell (SC) takipçilerinin de tepkilerini görmeye başladık. Bunun nedeni, Ubisoft'un SC'yi SC yapan en önemli unsurların neredeyse hepsine yeni oyunda yer vermiyor olması. Nedir bunlar; Karanlıkta gizlilik, özel cihazlarımız (Gece görüşü ve ısı duyarlı gözlüğümüz, çok fonksiyonlu tüfeğimiz, pistol vs). Yani artık karanlık bizim en yakın dostumuz değil. Montreal Splinter Cell yapımcılarından Mathieu Ferland'ın şu sözlerine dikkat çekmek istiyorum:

"Splinter Cell: Double Agent ile birlikte, oyuncuları bazı şeylerden kısıtlamaya alıştırdık. Bunun yanında, hikâyeye ve karakterlere daha yakın ve etkileşim içinde olmalarını sağladık. Bu gelişim, Conviction'a geçiş için bir köprü görevi görüyordu."

Double Agent'ı oynayan herkes, bazı şeylerin ters gittiğinin farkındaydı gerçekten. Ama bu kadar büyük bir farklılaşmayı herkes olumlu mu karşılar, bunu bilmek çok zor. Peki Conviction bize serinin diğer oyunlarında olmayan neler sunuyor, bakalım.



Yukarıda da belirttiğim gibi, Third Echelon ile olan bağlarımızın kopması nedeniyle, oyun içindeki teknolojik yardımcılarımızdan artık çok uzağız. Bunların olmaması demek, oyun oynanmaz demek değil tabi ki. Çünkü Conviction çok daha farklı bir çizgide bulunuyor. Artık bize görev veren bir birim olmadığı için, tamamen özgürüz. İlk olarak �yine Ubisoft'un yapımcılığını üstlendiği- Assasin Creed'de sözü geçen 'the crowd mechanic',Conviction�da da karşımıza çıkıyor ve oynanışı etkileyen en büyük etkenlerden biri. 'Kalabalıktan yararlanma' olarak açıklayabileceğimiz bu özellik sayesinde, çevremizdeki insanlar arasına karışabilecek, istediğimiz zaman onlarla konuşup, gerektiğinde iş birliği yapabileceğiz. Aksi olayların olması durumunda ise bize karşı duracak ya da çevredeki polislerden yardım isteyebilecekler. Bu sistemin kimliğimizi gizlemek konusunda en büyük yardımcımız olacağından şüphe yok.