Parasını Tomb Raider gibi bir oyundan kazanan Eidos (artık klasiklermiş bir 3rd person), böyle bir adventure oyununu nasıl yapabildi anlamak mümkün değil. Son zamanların en çok konuşulan, ki bunda David Bowie'nin de rolü büyüktür, macera oyunu Omikron: The Nomad Soul yalnızca Eidos'un en iyi oyunlarından değil, ilk sanal Rock Albümünün de yayınlanmış olduğu bir oyun.

Bu dünyada göçebe bir ruh olduğunuza (Nomad Soul) inanıyorsanız, herşeyin sizin etrafınızda döndüğüne inanıyorsanız, ütopik evrenlere inanıyorsanız... kısacası felsefi kaygılarınız varsa ve macera türü oyunları seviyorsanız Omikron size göre. Şimdi arkanıza yaslanın ve Omikron evrenindeki yolculuğa hazırlanın.

Oyuna bu Dünya'ya paralel bir boyut olan Omikron Dünyasında başlıyorsunuz. Oyunun ilginç ve felsefi özellikleri hemen kendini belli ediyor, asıl amacınızın Kayl adındaki birine yardım etmek olduğunu ve dramatik bir şekilde de onun bedenine geçtiğinizi anlıyorsunuz. Bu istem dışı ziyaretinizi başarıyla tamamlayamadıkça da kendi dünyanıza dönemeyeceksiniz (oyunu oynamak için bir sebebiniz daha oldu)

Oyun buradan sonra daha önce hiç olmadığı kadar özgür bırakıyor sizi. İsterseniz Kayl'a yardım etmek için hemen biraz bilgi toplamaya ve para kazanmaya bakabilirsiniz. Ya da hazır Kayl'ın bedenine geçmişken hayatınızı Kayl olarak sürdürebilirsiniz. İkinci seçenek her ne kadar cazip gibi görünse de, oyun oynuyormuş hissini size veremiyor doğrusu.

Oyuna ilk başladığınız zaman Kayl hakkında bilgi toplamak amacıyla herkese Kayl hakkında sorular sormak iyi bir fikir. Oyunun zorlaştırılması amacıyla NPC'ler (yani diğer karakterler) sizi sürekli tersliyorlar. Genelde biraz rüşvetle herkesi konuşturmanız mümkün. Tabi bazen insanlar sizden nefret ediyorlar ve ne olduğunu anlamadan ölüveriyorsunuz. Sonra ne mi oluyor? Omikron dünyasında bir ruh şeklinde dolaşıyorsunuz ve yeniden canlanmak için birinin size dokunmasını bekliyorsunuz. Bu bazen zaman alabiliyor, ama oyunu bu şekilde oynamak da çok keyifli.

Oyunun aksiyon öğesi de çok gelişmiş. Bazen kendinizi birdenbire iki ateş arasında buluyorsunuz ve hayatta klamak için tafaflardan birine geçmeniz gerekiyor. Bu tercih bütün oyunu etkilediği gibi, bazen başarısız olmanızı da sağlıyor. Böyle savaşlarda ayakta kalabilmek öncelikle tek başızına olmamayı ve yeterli alete sahip olmayı unutmamalısınız. Ayrıca alet almak için para gerektiğini de unutmayın. Peki parayı nasıl kazanacağız. Kolay canım... İsterseniz bir dövüş turnuvasına katılın, isterseniz birilerinin pis işlerini yapın, isterseniz banka soyun (o kadar değil canım). Genelde bu seçeneklerin hepsi için karakterinizin güçlü olması gerekiyor, onun için de yine paranız olmalı ki kendinizi eğitin.

Omikron'un anlayışı "Amacına ulaşmak için her yol mübahtır, ama rutinin dışına çıkma" şeklinde. Yani tamamen bir etme-bulma dünyası, sürekli yaptıklarınızın bedelini ödüyorsunuz. Telafi şansı bulunca hatanızı telafi edin ki başınız derde girmesin. Çünkü ölüp tekrar canlanmanın da bir bedeli var, ve bu bedel ilelebet bir ruh olarak Omikron'a hapsolmak. Yani oyunun bittiği an.