Bazı firmalar vardır ki, üzerinde çalıştıkları her oyun büyük bir kitle tarafından takip edilir. Oyun daha piyasaya çıkmadan üzerinde aylarca konuşulur ve herkes bu firmaların yapacağı oyunların kötü olmayacağı üzerinde hem fikirdir. Naughty Dog, Playstation dünyası için işte böyle bir firma. Crash Bandicot, Jak and Daxter gibi çok sağlam oyun serilerine imza atmış olan firma artık Playstation 3 için oyun yapacaklarını açıkladıklarında, biz oyun severler de yeni nesil sisteme yapacakları bu ilk oyunu dört gözle beklemeye başlamıştık. Firmanın ilk Playstation 3 oyunu Uncharted: Drake's Fortune yaklaşık iki buçuk senelik bir çalışmanın sonunda piyasaya sunuldu.

Naughty Dog ekibinin diğer oyunlarını oynamış olanlarınız bilirler, bu firma macera ve platform konularında ustadır. Uncharted'da da bu öğeler yine başarı ile kullanılmış. Fakat Uncharted'da, yapımcı firmanın eski oyunlarındaki çizgi film tarzı yerine gerçekçi sanat öğelerinin ön planda olması göze çarpıyor. Bu gerçekçi grafik ve animasyonları güzel bir Hollywood tarzı senaryo ile birleştirince karşımıza Uncharted çıkıyor.

Hollywood tarzı macera

Oyunun konusu, karakterleri ve senaryosu gerçekten bir macera filmi niteliğinde. Hepinizin bildiği Indiana Jones ve Tomb Raider maceralarını birleştirseniz ortaya çıkan karışım Uncharted'dan çok farklı olmaz sanırım. Oyundaki karakterlerin konuşma tarzları ve hatta esprileri bile bir Hollywood filmini aratmayacak şekilde.

Başrol karakteri Nathan Drake, bir hazine avcısı. Drake karakteri, mizah anlayışı ve dostlarına olan sevgisi ile oyuncunun hemen sevebileceği ve kendi yerine koyabileceği bir karakter. Zeki, gözü pek ve bulmacalardan hoşlanan bir macera sever, her tür silahı kullanabilen ve yakın dövüşlerde yumruklarını iyi konuşturabilen, deneyimli bir hazine avcısı olarak, oyunda rolüne çok yakışan bir kahraman.

Drake hep boynunda taşıdığı, aile ağacından 15. yüzyıl kaşiflerinden Sir Francis Drake'in yüzüğündeki şifrelerden çözdüğü koordinatlardaki büyük bir hazine peşindedir. Çok yakın dostu Victor Sullivan ile bu maceraya atılırken, belgesel film yapımcısı Elena Fisher'da elinde kamerasıyla haber peşinde kahramanlarımızla birlikte dolaşmaktadır. Senaryoda olayların gelişimi istenmeyen bir şekilde değişince oyunun genelinde Drake ve Elena beraber hareket etmek zorunda kalıyorlar. Elena karakterini yönetemesek de oyun boyunca Drake'le birlikte maceranın içerisinde aktif bir şekilde rol alıyor. Hatta silahlı çatışma sahnelerinde bile size yardımcı oluyor ve kötü adamlara beraber kurşu yağdırıyorsunuz.

Platform tarzına yeni bir nefes

Oyun Hollywood tarzı bir macera oyunu olunca, onlarca silah çeşiti ve patlayıcı senaryonun büyük bir parçası oluyor tabii ki. Drake oyun boyunca değişik tabancalardan, pompalı tüfeklere, otomatik silahlardan, dürbünlü tüfeke kadar bir çok silahı kullanabiliyor. Tabii ki yakın dövüşlerdeki başarısı da unutulmamalı. Bir düşmanla yakın mesafede karşı karşıya kaldığımızda tuşlara doğru kombinasyonlarda basarak onlarca değişik hareket yapabilirsiniz. Bu yakın mesafe komboları oyuna güzel bir hava vermiş olsa da malesef bir çok sahnede rakipleriniz çok sayıda ve silahlı bir şekilde geldikleri için fazla kullanamıyoruz.

Çatışma sahnelerinde ortamı ve ortamda bulunan nesneleri siper olarak kullanabiliyorsunuz. Neredeyse her taş parçasının, kutunun veya yıkıntının arkasına saklanabiliyoruz. Tabii düşmanlarınızda aynı şekilde siperlerin arkasına saklanıyorlar. Fakat malesef çatışma sahneleri oyunda dengesizce hazırlanmış. Aksiyon olarak zevk alsanız da silahların rakipler üzerindeki etkisi çok başarısız seviyelerde. Mesela bir otomatik silahla 8-10 kez vurduğunuz bir düşman ölmeyebiliyor. İşin tuhaf yanı bacağından vurduğunuz bir düşman vurulduğu an bacağını tutuyor ama sonra kalkıp diğer sipere koşabiliyor. Kafasından vurduğunuz bir düşman ise kesinlikle bir vuruşta ölüyor. Bu dengesizlikler bazen çatışma sahnelerinden soğumanıza debep oluyor.