Bir macera oyunu daha oyun severlerin beğenisine sunuldu. City Interactive’in yayımcılığını üstlendiği oyun, kasım ayının ortalarında piyasaya sürüldü. İşte hikâye:

Genç bir arkeolog olan Sylvie Leroux, kendisi gibi arkeolog olan amcasıyla yaptığı son telefon görüşmesinde karanlık bir sırra ortak olur. Onun maceracı ruhu, hiç tereddüt etmeden, o dakika amcasının yaşadığı ve arkeolojik araştırmalarını sürdürdüğü Malta’ya uçar. Malta’ya, çocukluğunun yaz tatillerini geçirdiği amcasının dairesine gittiğinde amcasının kaybolduğunu fark eder. Amcasının geride bıraktığı küçük ipuçlarının yardımıyla, küçük Scooter’ıyla olan biteni çözmeye çalışır. Malta sakinlerinden ve amcasını tanıyan James Anderson adlı kibar dilbilimciden de yardım alacaktır. Ancak karşısına kim çıkarsa çıksın kimseye güvenmemesi gerektiğini unutur ve kovalamaca başlar.

Konu, oldukça klasik. Esas oğlanın/kızın bir yakını/sevgilisi ortadan kaybolur. Esas oğlan/kız kaybolan kişiyi arar. Ararken de karanlık işlerin döndüğünü fark eder. Korkusuz olduğu için olaya balıklama atlar.

Oyun, diğer macera oyunlarından pek farklı değil; ancak... Son dönem macera oyunlarında yer alan bulmacalar, oldukça zorlaştı. Oyunların oynanışlarını, ilerleyişlerini zorlaştırmak için, her türlü karmaşık bulmacayı karşımıza çıkarır oldular. Oyunları oynarken, alınan her evrakı en ince ayrıntısına kadar incelemeyi gerektiren, alınan her nesneye, fotoğrafa şüpheyle baktıran, sadece bir konuşmayı yapmayı unutup ya da akıl edemeyip, oyunu oynayanı deli danalar gibi oyun mekânlarında dolaştıran oyunlar oldukça fazla. Son oynadığım oyunlardan özellikle Dracula 3: Path of The Dragon’da akıllara zarar bulmacalar vardı. Konuyu ve Dracula gibi bir karakterin varlığını unutturan kâbus gibi bulmacalardı. Mantıklıydı; ancak inanılmaz zordu. Çok iyi derecede İngilizce gerektiriyordu ki bu zaten tüm macera oyunlarında yabancı dil bilmeyenler için büyük bir sorun. Peki macera oyunlarının ilerleyişi ve bulmacaları neden bu kadar zorlaştırıldı? Macera oyunu oynayan oyuncuların, oynaya oynaya bulmacaları çözmede ustalaşmaları mı; yoksa sadece diğerlerinden farklı olma çabası mı? Tüm bunları neden yazıyorum? İşte Chronicles of Mystery: The Scorpio Ritual, bu bahsettiğim farklı olma çabalarından ya da oyuncuların ustalaştığını düşünen oyun yapımcılarının oyunlarından farklı. Oyundaki ipuçları, karakterler, karakterlerin konuşmaları oldukça basite indirgenmiş. Bulmacaları çözmek için elinize geçen evraklardan ya da nesnelerden çıkarımlarda bulunmanız gerekmiyor. Her şey gün gibi ortada. Sadece görmeniz ve biraz dikkatli olmanız yeter.

Oyun point-click tarzında ve 3rd person dediğimiz, oynadığımız karakteri görebildiğimiz 3. kişi şeklinde oynanıyor. Giriş menüsü oldukça kullanışlı. Oyun içi menüsü, ara yüz de öyle. Envanteriniz hemen ekranın altında. Farenizin sağ tuşuyla aldığınız nesneleri envanterinizde inceliyor, sol tuşuyla ise nesneleri envanter içinde birleştiriyor ve kullanıyorsunuz. Giriş menüsüne geri dönmek ya da oyunun oynanış ayarlarını yapmak için fareyi ekranın üst bölümüne getiriyorsunuz ve menü karşınıza çıkıyor. Oyunu kaydetme sınırı yok. Mekânlar ve kaplamaları 3D grafiklerle çok iyi denecek kadar başarılı. Oyun boyunca karakter hiçbir yerde takılmadı ve grafik hatası göremedim. Oyunun giriş demosu ve oyun için bölüm demoları da başarılı. Sistem özellikleri yeterli olmayan oyuncular için grafik değerlerini düşürme ve özel animasyonları kaldırma seçeneği de mevcut.

Genelde macera oyunlarını oynarken oyunların tam çözümlerinden sık sık faydalanırız. Ancak bu oyunda tam çözüme ihtiyaç duymadan ilerlemeniz olası. Ayrıca oyun boyunca ilerlemenizi kolaylaştırmak için, karşımıza çok sık çıkmasa da son iki-üç yılda çıkan bazı oyunlarda da kullanılan “hints” ipucu özelliği, bu oyunda da var. Nereye bakacağınızı bilmiyorsanız envanterinizin en sağındaki soru işareti ikonuna tıklayıp nerelere bakmanız gerektiğini görebilirsiniz. Ancak hints özelliğinin bir eksiği, daha önce baktığınız ve işlemin bittiği yani yapılacak işin bittiği, alınacak nesnenin alındığı, artık bakmaya gerek olmayan yerleri hala gösteriyor olması. Takıldığınız zaman hintse bastığınızda gereksiz yere aynı yerlere bakmanıza sebep oluyor. Eh, bu kadar kusur kadı kızında da olur, değil mi! Oyun boyunca birçok nesne alıyorsunuz envantere. Hepsini de kullanıyorsunuz. Bazı nesneleri anlık kullanımlar için alıyorsunuz. İşiniz bittiğinde karakter, nesneyi otomatik olarak aldığı yere bırakıyor. Gereksiz nesne taşımayı ve envanterde taşımayı ortadan kaldırmışlar. Güzel bir özellik eklemişler. Alınan nesneyi işi bitince yerine bırakmak…

Nedense son zamanlarda birkaç oyunda, bazı bölümler Türkiye’de geçiyor. Çoğunlukla İstanbul olmakla birlikte Ürgüp’teki Peri Bacaları bile oyunlarda mekan olarak kullanılıyor. Bu oyunda da oyunun bir bölümü İstanbul’da geçiyor. Macera oyunlarının mistik hikâyelerinde İstanbul’un da yer almasında, bu güzel şehrin birçok medeniyetin ana damarlarını barındırması, Antik Yunan Mitolojisinin devamı niteliğinde olan Doğu Roma İmparatorluğunu yaşaması çok büyük etken diye düşünüyorum. Batı, kendi medeniyetinin yapı taşı olarak gördüğü Antik Yunan Mitolojisine o kadar hayran ki icat ettikleri bir toplu iğneden uzaya gönderdikleri mekiklere bile mitolojiden isimler veriyorlar. Neden Yunan mitolojisinin ve medeniyetinin devamı kabul edilen Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentini oyunlarına dahil etmesinler ki. Yalnız dikkatimi çeken bir şey var. Gariptir ki oyunlar içinde yer alan Türk karakterler, Arap aksanıyla İngilizce konuşturulmuş. İlginç!..

Oyunla tam olarak ilgili olmasa da bir ayrıntı daha vermek istiyorum. Oyunun İstanbul’da geçen bölümünde sanat galerisinin duvarında asılı olan reklam posteri dikkat çekmeyecek ve bahsedilmeyecek gibi değildi. Poster, Art of Murder: FBI Confidential oyunun posteri. Reklamı çok iyi düşünmüşler. Oyun içinde oyun reklamı. Tebrik ediyorum fikir sahibini.

Efendim, her ne kadar oyunun sonu beni tatmin etmese de keyifli bir oyundu. Oynayın.

İyi oyunlar!