Hayır hayır, kesinlikle filminin oyunu değil. Çoğu kişi halen Transformers’ın yeni oyununu filme bağlı sanıp uzak duruyor. İlk duyduğumda ben de böyle tepki göstermiştim; çünkü film oyunları genelde zayıf oluyor ve filmin beraberinde getirdiği beğeniyi üzerinden nemalanarak satmayı düşünüyor. Dolayısıyla ortaya çıkan oyun pek bir şeye benzemiyor. Ama dediğim gibi Transformers’ın bu oyununun filmle alakası yok, tamamen bağımsız bir konusu var.

Oyun, açgözlü Megatron’un Autobot’larla olan savaşında avantajı ele geçirerek çarpışmayı kendi lehine çevirecek "Dark Energon" adlı maddeyi ele geçirmeye çalışmasıyla başlıyor. Bu noktadan sonra beş bölüm boyunca Decepticon’ları yönetiyoruz, kalan diğer bölümlerdeyse Autobot’larla direniyoruz. Benim gibi pek Decepticon hayranı değilseniz, doğrudan altıncı bölümden, yani Autobot’larla oynayarak da başlayabilirsiniz fakat bu şekilde hikayenin nasıl geliştiğini kaçırırsınız.



Karakterlerin hepsi olabildiğince çizgi filmin klasik çizgilerine sadık kalınarak çizilmiş ve filmdeki o karmaşık robot şeklinden uzak. Oyun boyunca tanıdık ve farklı karakterleri ve bazılarının hikayelerini bile görme fırsatı yakalayacaksınız. Örneğin; Starscream nasıl Autobot iken Decepticon’a geçiyor, öğreneceksiniz. Diğer bazı karakterlerse Bumblebee, Jazz, Jetfire ve Optimus Prime gibi tanınmış simalar.

Oyunda bir sınıf sistemi mevcut, yani robotlar kendi aralarında Leader, Science, Soldier ve Scout olmak üzere dörde ayrılıyor. Leader’lar ağır silahlar kullanabiliyorken Science karakterler koruma kalkanı cinsindeki özellikleriyle genelde takım arkadaşlarına destek oluyor. "Takım arkadaşları" diyorum; çünkü oyunda tek başınıza değilsiniz, gayet faydasını gördüğünüz ve bilgisayarın yönettiği iki takım arkadaşınızla zorlu bölümleri geçmeye çalışıyorsunuz.

Oynanabilirliği rahat buldum. Karakteri ekranın bir köşesine yakınlaştırılmış halde, üçüncü şahsın kamerasından yönetiyoruz. Bu yüzden atlama zıplama gibi hareketler sorun olmuyor. Şekil değiştirip araba ya da uçak olduğunuz zaman da kontroller zorlaşmıyor. Fakat böyle yapınca ateş gücünüz azaldığı için düşmanları öldürmekte zorlanıyorsunuz, o kadar. Mermilerinizi çok kolay harcadığınız içinse etrafta sağlık ve mermi kutuları saklayan kutuları ıskalamadan kırmanız çok önemli. Aksi halde hiç ölmeyen yapay zekanın yönettiği arkadaşlarınızın düşmanı öldürmesini beklersiniz ki bu da çok zaman alıyor.

Cybertron’un yıkık atmosferi oyuna çok güzel yansıtılmış. Savaşın getirdiği tahribat, metalden gezegenin yer yanına yansımış durumda. Her köşede savaş robotları mevcut ve siz de bu çatışmanın bir parçası olabiliyorsunuz. Bazı bölümlerde uçarak, bazı bölümlerde araba olup metro tünellerinde yarışarak oynamak da oyuna farklı ve eğlenceli bir hava katmış.



War for Cybertron, sadece belli bir hikayenin üzerine kurulu bir oyun değil. İçerdiği multiplayer seçenekleriyle de oyun süresini arttırıyor. Deathmatch ve Team Deathmatch, klasik seçenekler olduğu için açıklamaya gerek yok. Countdown to Extinction’da aktif haldeki bir bombayı düşman üssüne götürmeye çalışıyorsunuz. (Ayrıca Megadeth’in bir şarkısının ismidir.) Code of Power’daysa kısa bir süre içinde karşı tarafın saldırı silahını ele geçirmeye çalışıyorsunuz. Conquest’te belli bir bölgeyi ele geçirip düşmana karşı savunuyoruz. Power Struggle’daysa bölge ele geçirme odaklı bir itiş kakış savaşı söz konusu.

Transformers: War for Cybertron, eğlenceli bir aksiyon oyunu ve bölümleri de gayet uzun, dolayısıyla hemen bitmiyor. Belli hikaye örgüsü sayesinde öykünün ilerisinde ne olacak diye merak ediyor insan. Bunlar hep olumlu özellikler.