Genelde bir oyuna ilk giriş yaptığınızda, sizi olaylardan haberdar eden geniş bir hikaye videosuyla karşılaşırsınız. Bu videoda size karakterinizin ne gibi bir durum içerisinde olduğu, olan biten olaylar ve izleyeceğiniz yol hakkında bilgiler verilir. Fakat bazı oyunlarda açılış bir hikaye videosu yerine, direk oyunun kendisiyle yapılır. Oyunun başında hiç bir şey anlamasanız da, ilerledikçe olayların ne yöne gittiği hakkında bilgi edinir, oyunu bitirdiğinizde ise bütün hikayeyi çözmüş olursunuz. İşte geçtiğimiz günlerde Ninja Theory tarafından piyasaya sürülen Enslaved isimli oyunda ikinci tanımda bahsettiğim türden bir yapım. Neden mi? Eğer merak ediyorsanız buyurun Enslaved'a yakından bir göz atalım.
Nedir Bu Dünyayı Bu Hale Getiren?


Enslaved'ta Monkey adında bir karakteri yönetiyoruz. Monkey'de birçok oyundaki baş karakter gibi son derece kaslı, iri yapılı ve dövüşmekten son derece iyi anlayan bir yapıya sahip. Oyuna ilk olarak bir köle gemisinin içerisinde başlıyoruz. Burada bir kapsülün içerisinde gözlerini açan Monkey, Trip isimli bayanın geminin elektronik sistemlerini bozmasından yararlanarak bu kapsülden dışarıya çıkıyor. Fakat iş kapsülden çıkmakla bitmiyor. Burada kontrolü elimize veren yapımcılar, biz daha hiç bir şey anlamadan, bizi dibine kadar pisliğe batmış Enslaved dünyasına bırakıveriyorlar.


Enslaved'ın ilk turu bu köle gemisinden kaçmamızla başlıyor. Monkey'le oradan oraya atlayarak gemideki son kapsüle yetişiyoruz ve dünyaya pekte yumuşak olmayan bir iniş gerçekleştiriyoruz. Gözlerimizi açtığımızda ise karşımızda Trip'i görüyoruz. Trip'te aynı bizim gibi köle gemisi tarafından esir alınmış bir insan. Fakat elektronik bilgisi üst düzeyde olduğundan yarattığı karmaşa ile, hem bizim hem de kendisinin oradan kurtulmasını sağlıyor. Bizi gemiden kurtarmasına kurtarıyor fakat, yeni dünyada elini kolunu sallayarak köyüne ulaşamayacağından dolayı, kafamıza taktığı köle bandıyla kendisine bağımlı bir hale getiriyor. Bu köle bandı sayesinde bize istediği zaman acı çektirebiliyor. Ayrıca ondan çok fazla uzaklaştığımızda da köle bandı harekete geçiyor ve Monkey ölüyor. Unutmadan, Trip öldüğü anda, köle bandı Monkey'i de öldürüyor. O yüzden oyun esnasında Trip'i gözünüzden bile sakınmanız gerekiyor.


Monkey'le dünyaya iniş yaptıktan sonra gördüğümüz ortam, aynı "Ben Efsaneyim" filmindeki ortamı bizlere hatırlatıyor. Her yer harabeye dönüşmüş. Ortalıklarda dolaşan tek bir canlı bile yok. Çevremizdeki tek canlılar, her yeri kaplamış olan bitkiler. Birde tabi hareket eden herşeyi öldüren robotlarımız var. Peki bu dünyayı bu hale getiren neydi? Bu robotları kim yaptı? Neden bizleri öldürmek istiyorlar? Bu soruların cevabını merak ediyorsanız Enslaved'ı sonuna kadar oynamalısınız. Çünkü bütün olaylar oyunun sonunda, hiç ummadığınız fakat çok tanıdık olduğunuz dünyaca ünlü bir filmle bağdaştırılıyor. Tabi bu açık açık söylenmiyor fakat, siz eminim ki kendi kendinize, bu senaryo şu filmden alıntı olmuş diyebileceksiniz.


Hareket Var, Alan Var Ama Özgürlük Yok


Enslaved'da kontrol ettiğimiz Monkey karakteri son derece kıvrak bir yapıya sahip. Yani aynı Assassin's Creed 2'de ki Ezio karakteri gibi oradan oraya rahatlıkla atlayabiliyor. Fakat bu atlayışlar sırasında sadece tek bir yol izleyebiliyor. Yani diyelim ki bir binanın tepesine tırmanacaksınız. Oraya ulaşmak için izlemeniz gereken belirli bir yol oluyor. Ve siz bu yolun dışında başka yerlere tutunarak zirveye ulaşamıyorsunuz. Zaten siz atlamak isteseniz bile Monkey sizin istediğiniz yere atlamıyor. Bu durumda tek yapmanız gereken ileri tuşuyla zıplama tuşuna basmaktan ibaret oluyor. Ben oyunu oynarken bazen nereye atlayacağımı göremeyebiliyordum. Fakat Monkey'in tek düze bir ilerleme sistemi olduğundan, atlama tuşuna bastığımda o gideceği yeri kendi buluyordu. Ninja Theory, oynanışı neden bu denli kısıtlamış, doğrusu anlayamadım. En basitinden, yıkık binalar arasında gezerken önünüze gelen bir taş blokla eğer bir işiniz yoksa onun üzerine çıkamıyorsunuz. Bu da zaman zaman sinirlerinizin bozulmasına neden olabiliyor.


Enslaved açık bir dünyada geçtiğinden zaman zaman geniş düzlüklerle karşılaşabiliyorsunuz. Bu gibi durumlarda izlediğiniz yoldan çıkıp sağa sola doğru koşturmak, size cazip gelse de Trip buna izin vermiyor. Kendisi hep en kestirme yollardan gittiği için bizimde çevrede dolaşmamız engellenmiş oluyor. Kafamıza taktığı köle bandı yüzünden hep Trip'e belirli bir yakınlıkta gezmek zorunda kalıyoruz. Doğrusu oyun yapımcıları görünürde gayet geniş olan hareket alanını, oyun içinde daraltmayı çok iyi başarmışlar. Görünmez duvarlara çarpıp ileriye gidememek yerine, Trip'ten uzaklaşınca ölmek fikri kulağa daha iyi geliyor.


Zorlu Bir Dünya ve Karşısında İki Kişilik Bir Takım


Yazımın başında da bahsettiğim gibi, Enslaved dünyası ölü bir atmosferden ibaret. Bu dünyadaki en büyük düşmanlarımız ise en ufak hareketleri bile rahatlıkla algılayabilen robotlar. Bu robotlara karşı her ne kadar tek başımıza savaşıyor olsak da, Trip'te bize bazen ufak tefek yardımlarda bulunabiliyor. Oyun boyunca beraber dolaştığımız Trip, sanal şifrelerle kilitlenmiş kapıları açabiliyor, bizim geçemeyeceğimiz yerlerden geçerek bize yeni yollar gösterebiliyor ve en önemlisi kolundaki bir cihazla robotların ilgisini üzerine çekerek bizim bir siperden diğerine geçmememizi sağlayabiliyor.


Oyun boyunca Trip'e belirli komutlar verebiliyoruz. Mesela yoğun ateş altındayken ona bir yerde durmasını söyleyebiliyor, ateş kesildiğinde yanımıza gelmesini emredebiliyoruz. O da eli mahkum bizi dinliyor. Yada Trip'e düşmanların dikkatini dağıtmasını söyleyerek, robotların yanına gidip onları bir güzel haklayabiliyoruz. Trip'in bizim korumamıza ise pekte ihtiyacı olmuyor. Çünkü kendisi en ufak bir ateş altına girdiğinde hemen kafasını sokacak bir siper buluyor kendine. Arada oyun senaryosu gereği ona saldıran robotları yok etmemiz gerekse de, beraber ilerlerken genelde robotların hedefinde biz oluyoruz.


Gelişmiş Robotlara Karşı, Taş ve Sopa...


Enslaved'ın kendine özgü bir dövüş ve silah sistemi bulunuyor. Oyunda silah olarak sopa benzeri bir şey kullanıyoruz. Tabi bu öyle bildiğimiz odundan yontma sopalara benzemiyor. Genelde düşmanlarımızı öldürebilmek için diplerine kadar girip onları pataklayarak yok etmemiz gerekiyor. Fakat oyunda ilerledikçe karşımıza sopamız vasıtasıyla kullanabileceğimiz uzak menzilli cephaneler çıkıyor. Bunları bize uzaktan ateş eden robotların kalkanlarını yok etmede, yada onların devrelerini kısa sürelide olsa bozmada kullanabiliyoruz. Onların devresini bozarak yakınına girebiliyor ve alaşağı edebiliyoruz.


Oyunda birde upgrade sistemimiz bulunuyor. Bu sisteme Trip'e emir verdiğimiz menüden ulaşabiliyoruz. Bu sistemden, silahımızı, can barımızı, kalkanımızı upgrade edebiliyoruz. Upgrade edebilmek içinse çevreden ve öldürdüğümüz robotlardan topladığımı orbları kullanıyoruz. Enslaved'ta ki sağlık doldurma sistemi ise alışık olduğumuz türden bir yapıya sahip. Oyun boyunca, belirli noktalarda karşımıza çıkan sağlık paketlerini alarak can barımızı doldurabiliyoruz. Canımızı anlık doldurabileceğimiz paketlerin yanında, yanımıza alıp taşıyabileceğimiz sağlık paketleride bulunuyor. Bu paketleri aldığımızda, sadece Trip'in yanına giderek kullanabiliyoruz. Çünkü yanımıza aldığımız sağlık paketlerini Trip taşıyor.


Genel Yorum ve Ekstralar


Enslaved, bir süre oynadıktan sonra kendini tekrar etmeye başlıyor. Yani bir bölüme geçiyorsunuz, yine aynı robotlar, ardından onları öldürmeye uğraşıyorsunuz vs vs. Oyunu oynarken sizlerinde fark edeceği gibi bir tekdüzeliğin hakim olduğunu görüyoruz. Yinede oyunun sonundaki hikayeyi görebilmeniz adına, sabırla ve sıkılmadan oynamanızı tavsiye ederim.




Enslaved görsel yönden ise yeterli bir yapıma benziyor. Yıkık dökük şehir, ortalığı kaplamış olan bitki örtüsü, size durmadan ateş eden robotlar, arkasına girdiğinizde ateşin etkisiyle parçalanan duvarlar oyuna gerçekten çok iyi bir şekilde aktarılmış. Yapımdaki, karakter detaylandırmaları da iyi denilebilecek bir seviyede. Oyundaki seslerde fena sayılmayacak derecede. Karakter seslendirmeleri de son derece başarılı olmuş.

Ayrıca belirtmeliyim ki, dövüş anında hareket eden kamera sistemi de bir hayli hoşuma gitti. Yani düşmanınıza son darbeyi indirirken, kamera birden Monkey'in yüzüne doğru yakınlaşıyor ve onun suratındaki öfkeyi net bir şekilde görmenizi sağlıyor. Oyundaki kamera açısı bulunduğunuz ortama göre değişiklik gösteriyor. Mesela bazen karakterinize yakın bir konumdayken, bazense gayet uzak bir açıdan Monkey'i kontrol etmeye çalışıyorsunuz. Tam olarak benzemese de God of War 3'te de bu tarz sahnelerin olduğunu hatırlıyorum. Sonuç olarak, Enslaved oynarken iyi vakit geçirebileceğiniz, sonunu gördüğünüzde ise vay be diye şaşırabileceğiniz bir yapım. Bu oyunu aldığınıza pişman olmayacağınızı garanti ederim. Unutmayın... Herkes Oyun Oynar!