Ülkemizde oyun kültürü ağırlıklı olarak PlayStation ve PC üzerinde yayılmakta. Fakat oyun kültürünü evrensel olarak ele aldığımızda, oyun pazarına en çok hakim olan konsolun Nintendo DualScreen olduğunu söyleyebiliriz. Peki dünya üzerinde satış rakamlarında açık ara önde olan bir konsol, neden ülkemizde rakiplerine oranla daha geride? Bu sorunun birden çok cevabı olduğu aşikâr. Fakat NDS’nin ülkemizde fazla rağbet görmemesinin asıl nedeni Nintendo’nun Türkiye pazarına biraz geç girmiş olması. Bunun yanında NDS tanıtımlarının yeterli derecede önemsenmemiş olması da bir hayli önemli bir faktör. Son yıllarda Türkiye pazarına Nortec Eurasia eşliğinde dahil olan Nintendo, kendini gün ve gün bir adım daha ileri götürmeye devam ediyor. Normalde sitemizde NDS incelemelerine yer vermiyor olsak bile, bundan böyle bu platform için çıkan önemli oyunları da imkanlarımız el verdiği sürece incelemeye çalışacağız. Yani artık NDS sahiplerinin zevkle okuyacağı incelemelerde Türkiye’nin en iyi oyun sitelerinden biri olan CyberOyun’da olacak. İlk DS incelememizi ise ülkemizde de gösterime giren “ The Sorcerer’s Apprentice (Sihirbaz’ın Çırağı)” isimli macera filminin NDS için uyarlanan oyunuyla yapacağız.
Sihirbazlık Zor Meslek...


The Sorcerer’s Apprentice hikaye olarak film ile paralel bir konuya sahip. Büyük ve bilge sihirbaz Merlin ölümü sırasında sırlarını sadece 3 kişiye söylemiştir. Bu 3 kişi onun en yakınındaki çıraklarıdır. Morgana adlı kötü büyücü Merlin’i öldürebilmek için bu 3 çırak içinden birini kendisine hizmet etmesi için ikna eder. Fakat Balthazar Blake bunu fark eder ve ihanet eden çırakla birlikte Morgana’yı Grimhold isimli sihirli bir kutuya hapseder. Merlin, son cümlelerinde Morgana’yı öldürecek olan kişiye ait olan yüzüğü Blake’e verir ve onu ölümsüzlükle ödüllendirir. Blake, yüzyıllar boyuncu bu yüzüğün sahibini arar durur. Bir gün dükkanına tesadüf eseri giren Dave Stutler isimli bir gencin yüzüğün gerçek sahibi olduğunu fark eder. Dave, yanlışlıkla Grimhold’un en üst tabakasına zarar verir ve Merlin’e ihanet eden çırağın serbest kalmasına neden olur. İşte bu noktadan sonra, Dave’in en iyi sihirbaz olmak için yola koyulduğu macerası da start alır.




The Sorcerer’s Apprentice’da oyun boyunca Dave Stutler adlı karakteri kontrol ediyoruz. Oyun, genel itibariyle kuşbakışı olarak nitelendirdiğimiz bir görüş açısına sahip. Yani GTA 2’de olduğu gibi karakterimizi ve oyun alanımızı tepeden görme şansına sahibiz. The Sorcerer’s Apprentice’a ilk girdiğimizde olayları anlatan bir video ile karşılaşıyoruz. Ardından ise maceramız başlamış oluyor. İlk turda Blake, bize güçlerimizi nasıl kullanmamız gerektiğinden bahsediyor. Yani klasik bir eğitim turu oynuyoruz da denilebilir.

The Sorcerer’s Apprentice’da sahip olduğumuz 6 ana büyümüz var. Bu büyüleri oyunda ilerledikçe açabiliyoruz. Yani oyuna ilk başladığımızda 6 büyümüzden sadece 1 tanesi aktif durumda. Bu aynı zamanda sınırsız olarak kullanabileceğimiz tek büyümüz. Oyunun aktif görüntüsü NDS’nin üst kısmında bulunurken, büyülerimizi ise alt kısımdaki dokunmatik ekrandan seçebiliyoruz. Çember şeklinde çeşitli sembollerle dizilmiş olan büyülerimizden hangisine dokunursak onu aktif hale getirmiş oluyoruz. Oyunun aktif görüntüsünün bulunduğu üst ekranda ise 2 adet barımız bulunuyor. Bu barlardan biri sağlığımızı ifade ederken diğeri ise büyü gücümüzü simgeliyor. Oyunda azalan sağlığımızı önümüze çıkan paketlerle doldururken, azalan büyü gücümüzü ise parlayan nesnelerden tedarik edebiliyoruz. Bu nesneler genelde bir telefon kulübesi veya trafik tabelaları şeklinde karşımıza çıkıyor.


Oyunda ilerledikçe düşman çeşitliliği de artıyor. Fakat mekan tasarımları kendini sürekli tekrar ediyor. Sürekli şehrin caddelerinde dolaşıp karşımıza çıkan yaratıkları haklamak bir yerden sonra sıkıcı gelmeye başlıyor. Her ne kadar oyunun içine çeşitli mini oyunlar saklanmış olsa da bir seviyeden sonra oyundan sıkılıyorsunuz. The Sorcerer’s Apprentice’ın en önemli eksiği ise DS’in dokunmatik ekranını verimli bir şekilde kullanamaması olmuş.


Genel Yorum


The Sorcerer’s Apprentice’ın geneline bakıldığında daha çok 12 yaş altı oyunculara hitap eden bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Oyun görsel yönden DS’in gücünü fazla zorlamamış gözüküyor. Yani DS için daha iyi bir oyunun yapılabileceğini düşünüyorum. Ayrıca, az öncede bahsettiğim gibi, oyun içinde dokunmatik ekranla daha fazla etkileşime girebilseydik, yapım da oynanış açısından daha zevkli bir hal alabilirdi. Ama yinede The Sorcerer’s Apprentice için kötünün iyisi diyebiliriz. Eğer bir DS sahibiyseniz, kısa sürede olsa The Sorcerer’s Apprentice ile eğlenceli dakikalar geçirebilirsiniz. Unutmayın... Herkes Oyun Oynar!