Oyun dünyasında efsane denildiğinde herkesin aklına ortak birkaç oyun gelir. Hiç şüphe yok ki Bionic Commando’ da bunlardan biridir. Bir oyunun efsane olabilmesi gerçekten çok güç bir durumdur. Bunun için ya türünün ilk örneği, ya da kusursuz bir yapısı olması gerekir. Şöyle bir bakıldığında ikinci durumun sağlanması gerçekten çok zordur. Çünkü oyun yapımcıları ne kadar çabalarsa çabalasın oyunda mutlaka bir hata vardır. Bu da biz editörlerin gözünden kolay kolay kaçmaz. =) Efsane olmanın diğer yolu da türünün ilk örneği olabilmektir. Bu gibi oyunlar da hata dolu olsa bile birçoğuna göz yumulur. Çünkü o yepyeni bir tarz, yepyeni bir oynanış, kısacası oyun piyasasına yepyeni bir heyecan katmıştır. ( Buna örnek olarak bknz. The Sims serisi. ) Tabi geçmişe dönüp baktığımızda, taaa atarilerin, Nes’lerin olduğu zamanlara ulaştığımızda, karşımıza çıkan efsane oyun Bionic Commando’dur. 1988 senesinde Nes için üretilen oyun o döneme adeta damasını vurmuştu. Fakat nedense böylesine fırtınalar estirmiş bir oyunun devamı bir türlü gelmemişti. Bu yüzden neredeyse biyonik koluyla düşmanlarının canına okuyan komandomuz Radd Spencer’i unutuyorduk ki Capcom sesimizi duydu ve tam 20 yıl aradan sonra Bionic Commando’yu konsollarımıza bir kez daha taşıdı.
Nihayet beklenen özlem bitti ve Radd Spencer konsollarımıza, pclerimize teşrif etti. Bionic Commando ilk duyurulduğu günden bu yana oyun dünyasının merakla beklenen isimlerinden biri oldu. Çünkü herkes böylesine efsane bir ismin 20 yıl sonra nasıl karşımıza çıkacağını çok merak ediyordu. Çoğu oyunsever hayal kırıklığına uğramaktan korktuysa da Capcom elinden geleni yaptı ve 2009 model Bionic Commando’yu bizlere sundu.
On yıl öncesi ve sonrası


Öncelikle oyunun hikâye örgüsünden biraz bahsedelim. Oyun ilk çıktığında bu kadar tutulmasını sağlayan en önemli etkenlerden biride kuşkusuz senaryosunun oturmuş olmasıydı. 1988 yılındaki oyunun senaryosuna azıcık değinecek olursak, Radd Spencer devleti uğruna çalışan, verilen görevleri hakkıyla yerine getiren bir komandoydu. Zaten oyunun sonunda da bir halk kahramanı oluyordu. Nitekim aradan geçen 20 yıl Spencer’e pek yaramamış. Oyunumuz konu olarak ilk oyundaki olaylardan 10 sene sonrasını anlatıyor. Girişte bu 10 senede neler yaşanmış kısaca bir özeti çıkıyor karşımıza. Zaten Spencer’ı hapishanede görünce kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım. İlk oyunda ki o halk kahramanı ne yaptı da hapse atıldı diye. Sonradan anladım ki bizim komando halk kahramanı olunca millet buna özenmiş. Gönüllü olarak biyonik deneylere katılmışlar. Sonradan tabi biyonik insanların sayısında belli bir artış olunca normal insanlar ve yönetim bu duruma isyan etmiş ve biyonik insanların infazına karar vermiş. Eee tabi durum bu olunca ilk oyundaki o vatansever Spencer’dan da eser kalmamış. Şimdi aklınıza hemen şu soru gelebilir “ ee biz devletimize karşı isyan mı edeceğiz? Bu oyunda Nazileri öldürmeyecek miyiz ?” Cevabını ise size hemen veriyim. Korkmayın Spencer her nekadar devletini eskisi kadar sevmese bile bu oyunda da devlet adına çalışan bir komando olacağız. Fakat bu oyunda Nazileri öldürmeyeceğiz. Nedense yapımcılar Naziler yerine Master D adında bir örgüt üzerinde kararlılar. Gerçi ilk oyunu oynayanlar bilirler. İlk çıkan Bionic Commando oyununda da bir sürümünde nazi askerleri ve nazi logoları varken diğer sürümünde ise Master D örgütü ve Albatros logoları vardı. Sonuç olarak bu oyunda da bize reddedemeyeceğimiz bir teklif geliyor ve bizde kabul edip devletimizin verdiği görevleri yapmaya başlıyoruz. Bu teklifi size söylemek oyunu bitirme isteğinizi kırabileceğinden kendinizin bitirip öğrenmesi en doğrusu olacaktır. Tabi bitirebilirseniz =)
En cesur komando yine görev başında
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki oyunda sahip olduğumuz tek şey biyonik kolumuz değil. Zaten mantıken de bir komandonun silahının olmaması düşünülemezdi. Spencer’da makineli tüfekten, roket atara kadar birçok silahı başarıyla kullanabiliyor. Üstelik öyle şarjör doldurma gibi bir sorunu da yok. Üzerimizde ne kadar mermi varsa hepsi silahın içinde gözüküyor. Bunu bize sağlayan biyonik olan kolumuz mu yoksa silahların gelişmişliğimi tam olarak bilemiyorum. Her ne kadar oyunda silahta kullanabilsek bile yapımcılar bizim biyonik kolumuzu daha çok kullanabilmemiz için etrafa tek tük mermiler bırakmışlar. Mesela bir sniper aldığınızda mermisi size verilen göreve ucu ucuna yetiyor. Tabi bu durumda oyunda bir nebze daha zorlaşıyor. Çünkü biyonik kolumuzun tahribat gücü iyi olsa bile uzaktaki düşmana pek bir etkisi olmuyor. Gerçi kolumuzu savaş alanında kullanmasak bile bazı yerlerde kolumuzu uzatıp sallanmamız gerekebiliyor. Yani kolumuzu kullanmadan bazı bölümleri geçmemiz mümkün değil. Böyle süper bir kolunun olmasına karşın Spencer’ın bünyesi de çok hassas. Bazen iki üç mermide yere yığılıveriyor. Tabi karakteriniz biyonik olunca beklentileriniz daha bir artıyor. “Senin bir parçan demir, uzuyor, kısalıyor bir çeşit alete dönüşüyor, olur mu öyle hemen ölmek?” diye geçiriyor insan içinden :) Ama ne yazık ki bu gaza rağmen Spencer yığıldığı yerden kalkamıyor.
Gördüğümüz fakat gidemediğimiz yerler


Yapımcılar mekân tasarımında gayet başarılı bir iş çıkarmışlar. Yıkık binalar, virane olmuş bir şehir gerçektende iyi yansıtılmış oyunda. Fakat gel gelelim bu güzelim atmosferin üzerine bizi tek düze bir yola sürüklemeleri hiç iyi olmamış. Oyun genelde açık bir alanda geçiyor gibi gözükse bile ne yazık ki bize ayrılan çizgilerin dışına çıkamıyoruz. Yapımcılar bizim yolumuz dışında ki mekânlara bolca radyasyon serpiştirmiş. Bu mekânlara adım attığımız anda Spencer hafif bir kriz geçirerek hayata gözlerini yumuyor. :) Bu da o güzelim atmosferi ister istemez baltalıyor işte. Oyunu tek düzeye sokarak bizi sadece aksiyonun içine sokuyor. Yani içinizden “aa şu yıkık köprünün altına bir gireyim, soluklanayım, belki biyonik kolumu uzatır köprüde biraz sallanırım” diye geçirseniz bile, köprüye varmadan ölüp gidiyorsunuz. Bu arada hemen belirtiyim oyunu oynarken çok terledim diyip karakterimizi derin sulara bırakmayın. Çünkü Spencer yüzemiyor “ Bu nasıl komando kardeşim nasıl yüzemez” dediğinizi duyar gibiyim fakat unutmayın ki onun bir kolu yüzlerce kilo =) Olur da suya düşerseniz kolunuzu uzatıp kendinizi kurtarmanız gerekiyor. Eğer tutunacak bir şey bulamazsanız ölüyorsunuz. Oyunda da quicksave gibi bir özellik bulunmadığından dolayı aynı yerleri bir daha oynamak zorunda kalıyorsunuz. Bu da bazen gerçekten sıkıcı oluyor.
Efsane hala efsane mi?
Capcom oyun için elinden geleni yapmış diyebilmek isterdim ama bunun yerine yapımcılar birazda oyunun ismine, etiketine güvenmişler. Tamam, oyunda hikâye yine oturmuş, oyunu bitirdiğinizde kafanızda fazla soru işareti kalmıyor. Oynanış desek, ee oda fena değil. Tuşlar yerli yerinde, size fazla zorluk çıkarmıyor. Kamera açıları da gayet hoş olmuş. Fakat oyunun grafikleri ne yazık ki orta düzeyden ileri gidememiş. Sonuçta böyle efsane bir oyunun devamını getiriyorsan beklentilerinde büyük olduğunu bilmelisin. Capcom bunun tam olarak bilincinde değilmiş anlaşılan. Kısacası arkadaşlar grafikler beni tatmin etmedi. Birde öldürdüğünüz askerlerin yarısının esrarengiz bir şekilde yere gömülmesi de gözden kaçacak bir hata değil ne yazık ki. Bu saydıklarımın dışında bir de oyunun müzik ve sesleri var. Zaten oyun vur kır parçala tarzı olduğundan arkada bir fon müziği ihtiyacı hissetmemişler. Yani aksiyonun içindeyken duyduğunuz sesler silah ve ölüm çığlıklarından ibaret. Ama sonuç olarak diyebilirim ki oyunu alıp oynamalısınız. En azından biyonik kollu bir komandoyu kontrol etmenin zevkine varın. =) Unutmayın herkes oyun oynar.