atari oyunları
Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan 12 SonuncuSonuncu
Toplam 37 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 20 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Orta Dünyadaki Önemli Irklar,Kişiler ve Varlıklar

  1. #1
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart Orta Dünyadaki Önemli Irklar,Kişiler ve Varlıklar



    AİNUR


    illuvatar

    Başlangıçta yalnızca Boşlukta yaşayan ve Elfce ismi Ilúvatar olan Tek Varlık Eru vardı. Ilúvatar, düşüncelerine Sönmez Ateşinin gücü ile sonsuz hayat verdi ve bu yarattıklarını Ainur, yani "kutsal varlıklar" olarak adlandırdı. İlk ırk olan Ainur, Ilúvatar'ın kendileri için yaratıığı Sonsuz Odalarda yaşadılar. Herbirinin, Ilúvatar'ın önünde şarkı söyleyerek onu eğlendirmesi için verilmiş güçlü bir sesi vardı. Hikayelerde Ainur'un Müziği olarak adlandırılan ve kendi doğalarına göre baskınlık veya uyum arayan tekil ruhların oluşturduğu büyük temalar bunlardır. Bir tek sözcük ve Sönmez Ateşi ile Ilúvatar, daha sonra Eä, yani "Bilinen Dünya"yı yarattı; Elfler ve İnsanlar daha sonra ona Arda, yani Yeryüzü adını verdiler. Ainur'un bir bölümü bu yeni yaratılmış Dünyaya indiler ve Arda'nın Güçleri haline geldiler. Arda'da kendi doğalarına ve sevdikleri güçlere göre farklı biçimlere büründüler; görünür biçimlerle bağlı olmamakla birlikte, genellikle bunları giysi gibi giydiler ve daha sonraki Çağlarda Elfler ve İnsanlar onları bu biçimleri ile tanıdılar.

    Arda'da Elfler bu ırkı Valar ve Maiar olarak ikiye ayırır. Valar olarak kabul edilen Ainur'un arasında aşağıdakiler sayılabilir: Rüzgarların Kralı Manwë; Yıldızların Kraliçesi Varda; Suların Efendisi Ulmo; Ağlayan Nienna; Demirci Aulë; Meyva Veren Yavanna; Ormanların Efendisi Oromë; Genç Vána; Ölülerin Bekçisi Mandos; Dokumacı Vairë; Rüyaların Efendisi Lórien; İyileştirici Estë; Güreşçi Tulkas; Danscı Nessa; ve daha sonra Karanlık Düşman Morgoth olarak adlandırılacak olan Melkor.

    Pek çok Ainur, Maiar arasında sayılmakla birlikte, İnsanların tarihçelerinde bunların pek azının adı geçer: Manwë'nin Sözcüsü Eönwë; Varda'nın Nedimesi Ilmarë; Dalgaların Ossë'si; Durgun Denizlerin Uinen'i; Sindar Kraliçesi Melian; Güneş Arien; Ay Tilion; Büyücü Sauron; Balrogların Efendisi Gothmog; ve Olórin (Gandalf), Aiwendil (Radagast), Curunír (Saruman), Alatar ve Pallandro - ya da Büyücüler. Orta Dünya tarihçelerinde adı geçen ve Maiar olabilecek başka karakterler de vardır: Vampir Thuringwethil; Örümcek Ungoliant; Kurtadam Dragluin; Irmağın Kızı Goldberry.

    Dünyanın Sonunda Valar ve Maiar Sonsuz Odalardaki ırkdaşlarına katılacaklar ve geriye dönenlerin arasında Arda'da ilk olarak ortaya çıkan Eruhíni yani Ilúvatar'ın Çocukları da bulunacaktır.






    Paylaş



  2. #2
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    Altın Smaug


    Altın Smaug

    Altın Smaug, Erebor'un Ejderhası idi. Smaug, Üçüncü Çağın en büyük ejderhasıydı. Kocaman altın-kızılı bir Alev-püskürtücüsü olan Smaug'un kocaman yarasa kanatları ve geçirimsiz demir pullarla kaplı bir zırhı vardı. Tek güçsüz yeri olan karnı, yüz yıllar boyunca mücevherlerden oluşan hazinelerin üzerinde uyuması nedeniyle oraya gömülmüş olan değerli taşlardan bir yelek ile korunuyordu. Yaradılışı bilinmemekle birlikte, 2770 yılında Erebor'a gelmeden önce Gri Dağlarda yaşadığı bilinmektedir. Erebor'a ulaştığında önce Dale'i yakarak yağmaladı, daha sonra da Dağın Altındaki Krallığa girerek Cüceleri öldürdü ya da yurtlarından sürdü. Tam iki yüz yıl boyunca, Erebor'daki hazinesinin üstünde tatmin olmuş bir halde yattı. Daha sonra 2941 yılında uykusu, Thorin ve Arkadaşları tarafından hazinesinin bir bölümünün çalınması ile bozuldu. Öfke ile Esgaroth'daki Göl İnsanlarına saldırdı ve Okçu Bard'ın karnındaki değerli taşlardan zırhı ile örtülmemiş tek zayıf noktasına attığı bir okla öldürüldü.






    Paylaş

  3. #3
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    Balrog



    Karanlık Düşman Melkor'un hizmetkarları haline gelen Maiar ruhlarının en korkuncu olan Balroglar, şeytani canavarlara dönüşmüşlerdi. Yüksek Elf dilinde Valaraukar olarak adlandırılıyorlar fakat Orta Dünyada Balrog, yani "güçlü şeytanlar" olarak biliniyorlardı. Melkor'un tüm yaratıkları arasında yalnızca Ejderhalar Balroglardan daha güçlüydü. İri ve güçlü yaratıklar ve İnsansı şeytanlar olan Balrogların, akan ateşten yeleleri ve alev kusan burunları vardı. Kara gölgelerden bulutlar içinde hareket ediyormuş gibi görünüler ve kol ile bacakları yılan gibi kıvrılabilirdi. Balrogların en önemli silahı, çok dilli ateş kırbacı idi; ayrıca bir ağ, bir balta ve bir de alevli kılıç taşımalarında rağmen, düşmanlarını en çok korkutan bu ateş kırbacıydı. Bu silah o kadar korkutucuydu ki, Büyük Örümcek Ungoliant'ın Valar tarafından bile yokedilemeyen büyük kötülüğü, ateşli kırbaç darbeleri ile Melkor'un ülkesinden sürülebilmişti.

    Balrog ırkının en ünlü üyesi Balrogların Efendisi ve Angband'ın Yüksek Komutanı Gothmog'dur. Beleriand Savaşlarında üç Yüksek Elf Lordu, kırbacı ve kara baltası önünde yenik düşerek ölmüştür. Melkor'un güçlendiği her dönemde ve her savaşında Balroglar, en önde savaşan kahramanları olmuşlar ve bu nedenle, Öfke Savaşının sonundaki soykırımı Melkor'un hükümdarlığını sonsuza dek bitirdiğinde, Balrogları da ırk olarak neredeyse tamamen yoketmiştir.

    Söylendiğine göre Balroglardan bir kısmı son savaştan kaçarak, kendilerini dağların köklerinde derine gömdü fakat binlerce yıl sonra bu kötü yaratıklar hakkında hiç bir şey duyulmaz hale geldiğinde pek çok kişi bu şeytansı varlıkların sonsuz dek Yeryüzünden ayrıldığına inandı. Fakat Güneşin Üçüncü Çağında Moria'da çok derinlere inen Cüceler yanlışlıkla gömülmüş şeytansı bir varlığı serbest bıraktılar. Bir kere serbest kalan Balrog, iki Cüce kralını öldürdü ve Orcları ve Trolleri kendisine yardım etmeleri için bir araya getirerek, Cüceleri sonsuza dek Moria'dan kovdu. İki yüzyıl boyunca tartışmasız biçimde hükümranlığını koruyan Balrog sonunda, Khazad-dûm Köprüsünde yapılan savaşın ardından Büyücü Gandalf tarafından Zirakzigil'in zirvesinden aşağı atılarak yokedildi.






    Paylaş

  4. #4
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    CÜCELER



    Karanlığın Çağlarında Melkor ile Utumno ve Angband'daki kötü hizmetkarları Orta Dünyaya hakimken, Orta Dünya dağlarının altındaki büyük salonda Valar Demircisi Aulë, Cücelerin Yedi Babasını biçimlendirmiştir. Melkor ve hizmetkarlarının gücüne karşı Aulë Cücelerini, sağlam ve güçlü, soğuktan ve ateşten etkilenmez ve arkalarından gelecek ırklardan daha dayanıklı olarak yaratmıştır. Aulë, Melkor'un büyük kötülüğünü bildiğinden Cüceleri inatçı, hükmedilmez ve iş ve zorluklara karşı ısrarcı yapmıştır. Cüceler savaşta cesurdu ve onurları ve iradeleri kolay yıkılmazdı.

    Cüceler, derinlere doğru kazan madenciler, taş ve metal ustaları ve olağanüstü taş oymacılarıydı. Güçlü, uzun sakallı ve sağlam fakat uzun boylu değil yüz yirmi ila yüz elli santim boylarında oldukları için dağları biçimlendiren Aulë'nin zanaatlerine son derece uygunlardı. Çabaları uzun sürdüğünden ve ölümlü olduklarından, herbirine yaklaşık iki yüz elli yıllık bir ömür verilmişti. Aulë, Cüceleri kendi zanaatlerinde bilge yaptı ve onlara Khuzdul adıyla bilinen kendilerine ait bir dil verdi. Bu dilde Aulë Mahal, Cüceler ise Khazâd olarak adlandırılıyorlardı; fakat bu, dillerini kıskançlıkla koruyan Cüceler dışında kimse tarafından bir kaç kelimesinden fazlası bilinmeyen gizli bir dildi. Cüceler her zaman Aulë'ye teşekkür ettiler ve onun tarafından biçimlendirildiklerini kabul ettiler. Fakat onlara hayat veren aslında Ilúvatar idi.


    Madenci Cüce

    Söylendiğine göre Aulë Cüceleri yarattıktan sora onları diğer Valar'dan sakladı ve hem onların hem de kendisinin Ilúvatar'dan da saklandığını inandı. Fakat Ilúvatar, Aulë'nin yaptıklarından haberdardı ve bunların kötülükle yapılmadığına kanaat getirerek Cüceleri kutsadı. Fakat bu ırkın, İlkdoğanlar olması gereken kendi seçilmiş çocukları Elflerden önce ortaya çıkmasına izin vermedi. Bu nedenle Cüceler tamamen biçimlendirilmiş oldukları halde Aulë onları alarak derinlere taşların altına yerleştirdi ve Cücelerin Yedi Babası, Yıldızlara yeniden ışık verilene ve Uyanma Zamanı gelene kadar Çağlar boyunca uyudular.

    Böylece Yıldızların İlk Çağında Doğudaki Cuiviénen'de Elfler uyandı. Bunu izleyen yıllarda Cücelerin Yedi Babası da kıpırdandı ve taş odaları kırılıp açıldığında kalktılar ve hayret içinde kaldılar.

    Söylendiğine göre Yedi Babadan herbiri, Orta Dünya dağlarının altında kendisi için ayrı ve büyük bir saray yapmıştır; fakat Elf tarihçelerinde bu ilk yıllardan sadece üç saraydan bahsedilir. Bunlar Mavi Dağlardaki Belegost ve Nogrod ile Sisli Dağlardaki Khazad-dûm adlı Cüce ülkeleridir. Khazad-dûm'un hikayesi içlerinde en uzun olanıdır çünkü burası Durin I ya da Ölümsüz Durin olarak bilinen İlk Babanın Evidir.


    Khazad Dum

    Yıldızların Çağında Beleriand'da yaşayan Elfler için Belegost ve Nogrod Cüceleri gerçekten de büyük bir şanstı. Çünkü bunlar Gri Elflerin ülkesine ellerinde çelikten silah ve aletlerle gelerek taş işçiliğindeki hünerlerini gösterdiler. Ve Gri Elfler çirkin olduklarını düşündükleri bu ırkın varlığını daha önceden bilmemekle birlikte, onları Naugrim yani "hünerli kişiler" olarak adlandırdılar ve çabucak Aulë'nin zanaatlerindeki bilgeliklerini de anlayarak onlara ayrıca Gonnhirrim yani "taş ustaları" adını verdiler. Elfler ile Cüceler arasında büyük miktarda ticaret yapıldı ve iki ırk da zenginleşti.

    Yıldız Işığı Çağlarında, Mavi Dağların Cüceleri Dünyanın gördüğü en iyi çeliği biçimlendirdiler. (Ayrıca Gabilgathol ve Mickleburg olarak da adlandırılan) Belegost'ta birbirine bağlı zincirlerden oluşan ünlü Cüce zırhı ilk defa yapılırken, (ayrıca Tumunzahar ve Hollowbold olarak da adlandırılan) Nogrod'da tüm zamanların en büyük Cüce demircisi Telchar yaşıyordu. Bu dönemde Cüceler, Sindar için silah yaptılar ve Kral Thingol'un Gri Elfleri için Orta Dünyanın en güzel sarayı olarak ün kazanan ve Bin Mağara olarak da bilinen Menegroth kalesini inşa ettiler.



    Menegroth

    Güneşin İlk Çağında başlayan Mücevherler Savaşında Cücelerin çoğu Elflerle birlikte, Morgoth'un hizmetkarlarına karşı savaştı. Bu Çağın Cüceleri içinde en büyük ün kazanan, Belegost'un efendisi Kral Azaghâl'dır. Sayısız Gözyaşı Savaşında Ejderha ateşine dayanabilen yalnızca, yüksek ısılara dayanıklı bir demirciler ırkı olan ve tolgalarının altına yüzlerini alevlerden koruyan çelik maskeler giyen Cüceler olmuştur.

    Fakat Cücelerin bu Çağ boyunca yaptıklarının tamamı övgüye değer değildir. Çünkü anlatıldığına göre, Nogrod Cüceleri Silmaril'i ele geçirmek istemişler ve bu amaçla Kral Thingol'u öldürerek Menegroth'u yağmalamışlardır.

    Güneşin İlk Çağının sonundan itibaren Cücelerden bahseden Elf ve İnsan tarihçeleri, özellikle Khazad-dûm'da yaşayan ve Durin'in soyundan gelenlerle ilgilidir. Öfke Savaşının sonunda Beleriand yokedildiğinde Nogrod ve Belegost sarayları da parçalanarak kayboldu. Bu krallıklarda yaşayan Cüceler, İkinci Çağda Sisli Dağlara gelerek, Orta Dünyadaki Cücelerin en büyük sarayı olan Khazad-dûm'u daha da büyük hale getirdiler. İkinci Çağda Lindon'un Noldorin Elflerinin pek çoğu, Khazad-dûm'un Batı Kapısı yakınlarındaki Eregion'a yerleşerek, Cüceler ile burada bol miktarlarda bulunan değerli bir metal olan mithril ticareti yapmak amacıyla bir krallık kurdular. Bu Elfler, daha sonra Elf Kuyumcuları olarak adlandırılacak olan Gwaith-i-Mírdain idi. Bu Elflerin bilgeliği ve Sauron'un yanıltıcılığı bir araya gelerek burada Güç Yüzüklerinin yapılmasına imkan vermiştir. Cücelere de bu Yüzüklerden yedi tanesinin verilmiş olmasına karşın Cüceler, İkinci Çağın sonlarına dek Yüzüklerin yapılışını izleyen korkunç savaşlara katılmamışlardır. Khazad-dûm'daki Cüceler, saraylarının kapısını Dünyanın dertlerine kapatmışlardır. Hiç bir güç zorla ülkelerine giremese de, kapalı ve karanlık bir krallık olduğu düşünülen Khazad-dûm, bundan sonra Moria olarak adlandırılmıştır.

    Böylece Durin'in soyundan gelen Cüceler, Cücelerin büyük dönemlerinin geride kalmış olmasına ve sayılarının gittikçe azalmasına rağmen, Güneşin Üçüncü Çağına kadar hayatlarına devam etmişlerdir. Öte yandan Moria, beş Yıldızlar Çağı ve üç Güneş Çağı boyunca ayakta kalmış ve gurur ve zenginliğini Güneşin Üçüncü Çağının yirminci yüzyılına kadar korumuştur. Fakat 1980 yılında Durin VI'nın krallığı sırasında, kazıcı Cüceler dağların altında çok derinlere inerek büyük şeytani bir varlığı serbest bırakmışlardır. Bu yaratık Morgoth'un Balroglarından birisiydi ve öfke ile ortaya çıkarak Kral Durin ile oğlu Náin'i öldürdü ve Cüceleri sonsuza dek Moria'dan kovdu.




    Balrog

    Durin'in insanları yurtsuz, göçebe bir halk haline geldiler fakat 1999 yılında Náin'in oğlu Thráin, Erebor'da Dağın altındaki krallığı kurdu. Bir süre için Thráin ile Moria halkının bir bölümü zenginleşti çünkü Erebor ya da diğer adıyla Yalnız Dağ, cevherler ve taşlar bakımından pek zengindi. Fakat Thráin'in oğlu Thorin buradan ayrılarak 2210 yılında Moria'dan kaçan Cücelerin büyük bölümünün yaşadığının söylendiği Gri Dağlara gitti. Burada Thorin kral olarak kabul edildi ve Güç Yüzüğü sayesinde halkı yeniden zenginleşti. Thorin'den sonra oğlu Gróin ve ardından sırasıyla Oin ve Náin II tahta çıktı ve Gri Dağlar Cüce altınları ile ün kazandı. Ve böylece Náin II'nin oğlu Dáin'in hükümdarlığı sırasında Boş Kuzey Bozkırlarından pek çok Soğuk çöl Ejderi çıkageldi. Cücelerin hazinelerinin peşinde olan bu Ejderhalar savaşa hazırlıklı olarak gelmişlerdi ve Cüceleri öldürerek sağ kalanların da Gri Dağlardan kaçmasına neden oldular.

    2590 yılında Dáin I'in varisi Thrór, Gri Dağların Cücelerinden sağ kalanların bir kısmını toplayarak Erebor'daki Dağın altındaki krallığa geri götürürken, aynı yıl erkek kardeşi Grór ise geriye kalanları Demir Tepelerine götürdü. Ve bir kez daha, Cüceler ile Dale ve Esgaroth İnsanları ile Karanlık Orman Elfleri arasındaki ticaret ilişkileri sayesinde bu halklar zenginleşti.

    Fakat Durin'in Halkı için barış kısa süreli olacaktı çünkü 2770 yılında Thrór'un hükümdarlığı sırasında Üçüncü Çağın en büyük Ejderhası, Altın Smaug olarak adlandırılan kanatlı Ateş Ejderi Erebor'a geldi. Amaçsızca öldürdü, Dale'i yağmaladı ve Cüceleri Dağdan kovdu. Smaug, Yalnız Dağın efendisi olarak iki yüz yıl boyunca burada yaşadı.



    Cüceler bir kez daha yurtlarından sürülmüşlerdi. Bir kısmı Demir Tepelerdeki koloniye sığındı fakat diğerleri Kral Thrór ile oğlu Thróin II ve torunu Thorin II'yi izleyerek göçebe koloniler kurdular.

    Bu dönemde Thrór, Moria Orcları tarafından öldürüldü ve cesedi parçalanarak kafası halkına geri verildi. Tüm Cüce Evleri bir araya toplanarak, Cüceler ile Orclar arasındaki korkunç ve kanlı savaşı başlattılar. Yedi uzun yıl süren bu savaşta Cüce ordusu, Batı ülkelerinin her yanında tüm Orc mağaralarını bulup tüm Orc çetelerini yokederek 2799 yılında Moria'nın Doğu Kapısına ulaştı. Burada Azanulbizar Savaşı yapıldı. Bu savaşta Kuzey Orclarının tamamına yakını Cüceler tarafından yokedildi. Fakat Cücelerin zaferinde çok az mutluluk vardı çünkü savaşçılarının neredeyse yarısı ölmüştü.


    Azanulbizar Savaşı

    Cüceler üzüntüyle krallıklarına geri döndüler. Grór'un torunu Demirayak Dáin Demir Tepelerini yönetmek için geri dönerken Thráin II ile (şimdi Meşekalkanı olarak bilinen) oğlu Thorin II batıya Mavi Dağlara giderek orada küçük bir krallık kurdular.

    Fakat Thráin II'nin hükümdarlığı uzun sürmedi çünkü bir yolculuğu sırasında Karanlık Orman yakınlarında Sauron tarafından yakalanarak Dol Guldur'a hapsedildi. Cücelerin son Yüzüğü elinden alındı ve işkence ile öldürüldü.

    Meşekalkanı Thorin 2941 yılında Büyücü Gandalf ile görüştü ve ikili hemen "Batı Yolculuğunun Kırmızı Kitabı"nda (Red Book of Westmarch) Hobbit Bilbo Baggins tarafından anlatılan büyük macerayı planladılar. Bu Hobbit ile on iki Cüce, krallığını geri almak için başlattığı mücadelesinde Thorin'e oldaşlık ettiler. Bu on iki Cüce, Fíli, Kíli, Dori, Ori, Nori, Óin, Glóin, Balin, Dwalin, Bifur, Bofur ve Bombur idi.

    Hobbit'in hikayesinde anlatıldığı gibi, Thorin amacına ulaştı. Çünkü sonunda Ejderha Altın Smaug öldürüldü ve Thorin II, kısa bir süre için de olsa hakkı olan krallığına kavuştu. Bunu Orclar, Kurtlar ve Yarasaların Cüceler, Elfler, İnsanlar ve Kartallara karşı savaştığı Beş Ordunun Savaşı izledi. Ve Orc birlikleri yokedildiği halde, Thorin öldü.

    Fakat bu olay, Durin'in soyunun da sonu olmamıştır, çünkü Demir Tepelerden beş yüz savaşçı ile gelerek Beş Ordunun Savaşına katılan Demirayak Dáin, Thorin gibi Dáin I'in torunun çocuklarından biri olduğundan aynı zamanda Thorin'in de hak sahibi varisiydi. Böylece Demirayak Dáin, Dáin II adını alarak tahta çıktı.






    Paylaş

  5. #5
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    DUNEDAİN

    Dúnedain, İlk Çağın Edaininden geriye kalanlardır. Bunlar Valar tarafından onurlandırılmış ve kendilerine Batı Denizinde Orta Dünya ile Ölümsüz Topraklar arasında bulunan bir ada verilmiştir. Bu ülke, Númenor ya da Westernesse (Batı Ülkesi) olarak adlandırılmıştır. Güçlü insanların yaşadığı bu ülkenin denize batarak gerçekleşen sonu ise korkunç olmuştur.



    Numenor

    Güneşin İkinci Çağının 3319. yılında, Batı Denizinden dokuz gemi geldi. Bunlar kurtulan inançlı Dúnedain'i Orta Dünyaya getiren Uzun Boylu Elendil'in gemileri idi. Elendil, Dúnedain'in Kuzey Krallığı Arnor'u kurarak bu ülkenin ilk şehri Annúminas'ı Lindon'daki Elf ülkelerinin yakınında inşa ederken, Anárion ile Isildur ise Dúnedain'in Güney Krallığı Gondor'u kurarak ilk şehri Osgiliath'ı inşa ettiler.


    Elendil ve İsildur

    Bu Çağın bir yüzyılı boyunca Dúnedain barış içinde güçlenirken, büyüyen başka bir güç de vardı. Mordor'dan Sauron ve Nazgûl'ları ile birlikte emirlerine girmiş olan Orclar ile değişik ırklardan İnsanlar çıkıp geldi. Böylece bir kez daha savaş başladı fakat daha sonra Elfler ile İnsanların Son Birliği olarak adlandırılacak olan bir müttefik birlik kurulmuştu; Elflerin Orta Dünyadaki Son Yüksek Kralı Gil-galad Lindon Elflerini komuta ederken, Dúnedain güçlerinin başında da Elendil bulunuyordu. Ve Elendil, Anárion ve Gil-galad'ın ölümüne rağmen Yüzük Hayaletleri ile Sauron'un gücü de yokedildi. Isildur yüzüğü Sauron'un elinden kesip aldı ve Yüzük Hayaletleri ile Sauron'un diğer tüm hizmetkarları gölgelere karıştı.



    Bu Güneşin İkinci Çağını sona erdiren savaştı. Sauron'un gitmesi nedeniyle bir barış dönemi yaşanmasının beklenmesine karşın, Isildur Sauron'un Yüzüğünü yoketmediği için Üçüncü Çağ da kanlı bir savaşla sona erecekti. Üçüncü Çağın ikinci yılında Isildur Gladden Otlaklarında pusuya düşürülerek kara Orc okları ile öldürüldü ve Yüzük Anduin Irmağında kayboldu. Böylece bir süre için barış içinde yaşandıysa da, savaş Batı ülkelerine geri döncekti. Dúnedain her yönden saldırıya uğramıştı: Rhûn'dan gelen Balchoth ile Wainriders (Araba Sürücüleri); Güneyden gelen Siyah Númenóreanlar ile Haradrim; Khand'dan gelen Variaglar; Sisli Dağlardan gelen Orclar ile Dunlendingler; Etten Kırlarından gelen Dağ Adamları ile Troller; ve Mordor, Angmar, Morgul ve Dol Guldur'da yeniden ortaya çıkan Yüzük Hayaletleri. Böylece Üçüncü Çağ Dúnedain'in, sonunda yeniden biçim kazanan ve Mordor'daki güçlü kulesi Barad-dûr'a yerleşen tek bir güç, Yüzüklerin Efendisi Sauron tarafından yönetilenlerle mücadelesi ile geçip gitti.

    Bu dönemde zaman zaman Dúnedain güçlenerek Rhûn ve Harad'ı ülkelerine kattılar. Fakat yüzyıllar boyunca, deniz tarafından yavaş yavaş oyulan kıyı yarları gibiydiler: Arnor Krallığı parçalandı ve 1975 yılında Arnor'un son şehri de düştü. Ülkede tahtın bir varisi saklanarak hayatta kaldıysa da, bu Dúnedain krallığı tamamen kaybedildi. Bu olaydan sonra Kuzeyde Dúnedain'in hak sahibi kralları yalnızca kabile şefi ünvanını taşıdılar. Güneyde ise, sık sık kuşatılmasına ve saldırıya uğramasına rağmen Dúnedain Krallığı Gondor bütünlüğünü ve gücünü korudu fakat kraliyet ailesi sona erdi ve krallık Vekiller tarafından yönetildi.

    Üçüncü Çağ boyunca Sauron'un gücü büyüdü ve sonunda savaşarak Dúnedain ile Elfleri Dünyadan kovup Orta Dünyayı sonsuza dek kendi hükümdarlığına almak üzere ortaya çıktı. Bu Yüzükler Savaşıydı. Yüzük Savaşı sonunda Hobbit Frodo'nun Tek Yüzüğü yok etmeyi başarması ile birlikte gizli kral Aragorn Gondor kralı oldu. Bundan sonraki çağlar boyunca Gondor Orta Dünya'nın en büyük gücü oldu.


    Aragorn






    Paylaş

  6. #6
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    DUNHARROW ÖLÜ ADAMLARI



    Dead Men of Dunharrow (Dunharrow'un Ölü Adamları), Rohan'ın eski kalesinin labirentlerini lanetlemişlerdi. Bunlar bir zamanlar Güneşin İkinci Çağında Dúnedain kralına savaşta bağlılık yemini eden fakat savaş sırasında sözlerini tutmayarak ona Kara Lord Sauron lehine ihanet eden Beyaz Dağların İnsanlarıydı. Bu olaydan sonra lanetlenerek gezgin hayaletler haline gelmişlerdir. Güneşin Üçüncü Çağı boyunca bu İnsanlar, Ölülerin Patikalarında dolaşarak burayı lanetlemişlerdir. Bu koridorlara girenler korku ile delirerek kaybolmuştur.

    Bu eski lanet Yüzük Savaşı sırasında buraya gelen Gondor'un saklı kralı Aragorn tarafından ölülerin kendisine yardım etmesi koşulu ile kaldırılmıştır. Yanında yüzük kardeşliğinden Gimli ve Legolas'da olan Aragorn bu sayede Plennor Düzlükleri'nde ki savaşa tam vaktinde yetişebilmiştir.







    Paylaş

  7. #7
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    EJDERHALAR



    "Quenta Silmarillion", Güneşin İlk Çağında Karanlık Düşman Morgoth'un nasıl Angband'ın Kuyularında saklanarak alevler ve büyü ile kötülük başyapıtlarını meydana getirdiğini anlatır. Morgoth'un dehasının karanlık mücevherleri, Dragons (Ejderhalar) olarak adlandırılan Büyük Solucanlar idi. Bunları üç tür olarak yaratmıştı: sürünen, yürüyen ve Yarasalarınkilere benzer kanatları ile uçan büyük yılanlar. Her türün iki çeşidi vardı: tırnak ve pençeleri ile dövüşen Soğuk Ejderler ve alevden solukları ile yokeden mucizevi Urulóki Ateş Ejderleri. Bunların tümü, İnsanlar, Elfler ve Cücelerin En Önemli başbelasını oluşturuyorlardı ve bu ırkların yokedilmesinde önemli rol oynadılar.

    Sürüngenler, silah işlemeyen demirden pullar ile korunmuşlardı. Diş ve tırnakları mızrak ve kılıç gibiydi. Kanatlı Ejderhalar, uçarken altlarındaki toprakları kasırga rüzgarları ile süpürürler ve Ateş Ejderleri Yeryüzünü yalayarak yollarına çıkan herşeyi yokeden kızıl ve yeşil alevler püskürtürlerdi. Gözleri, şahinlerinkinden daha keskindi ve gördükleri hiç bir şey onlardan kaçamazdı. En sessiz düşmanın en hafif nefes alışını bile duyabilecek kadar keskin kulakları ve etinin en hafif kokusundan her yaratığı tanıyacak kadar gelişmiş bir koku duyuları vardı. Zekaları ile ünlü olmakla birlikte, ihtiras, açgözlülük, yanıltıcılık ve öfke gibi zayıflıkları vardı. Çoğunlukla ateş ve büyü gücü ile yaratılmış olduklarından, su ve günışığından çekinirlerdi. Ejderha kanı, kara renkli ve ölümcül bir zehirdi ve solucan kokularının buharı yanan kükürt ve sümükten oluşmuştu.

    Morgoth tarafından Angband'da yaratılan ilk Ateş Ejderi ya da Urulóki, Ejderhaların Babası Glaurung idi. Daha sonra ortaya çıkacak olan kanatlı ırktan olmamakla birlikte, Glaurung döneminin en büyük korkusuydu.




    Glaurung

    Fakat Dünyaya gelen en büyük Ejderha, Kara Ancalagon idi. Ancalagon, kanatlı Ateş Ejderlerinin ilkiydi ve o ve türünün diğer üyeleri Morgoth'un son savunmasında Angband'dan rüzgarlı ve alevli güçlü fırtına bulutları gibi fırladılar. Ancalagon düşürüldü ve diğer Ateş Ejderleri ya öldürüldü ya da kaçtı; Güneşin Üçüncü Çağının sonlarına dek Orta Dünya tarihçelerinde bir daha onlardan bahsedilmedi. Bu dönemde Kuzeyde, Gri Dağların ardındaki boş bozkırlarda yaşadılar. Söylendiğine göre açgözlülükleri onları, Cücelerin Yedi Kralının birikmiş hazinesine çekti. Gri Dağların Ejderhalarının en güçlüsü Solucan Scatha idi.


    Anclagon


    Scatha

    Üçüncü Çağın yirmi sekizinci yüzyılında Çağın en büyük Ejderhası, Kuzeyden Cücelerin Erebor'daki krallığına geldi. Bu kanatlı Ateş Ejderinin adı, Altın Smaug idi. Smaug Cüce krallığını yoketti ve iki yüz yıl boyunca hiç bir meydan okuma ile karşılaşmadan Erebor'a hükmetti. Fakat 2941 yılında, on iki Cüce ile Bilbo Baggins adındaki bir Hobbitten oluşan bir grup maceracı dağa geldi. Onlar tarafından uyandırılan Smaug, ateşi ile çevreye zarar verdiyse de, Uzun Göldeki Esgaroth'da Kuzeyli Okçu Bard tarafından öldürüldü.



    Söylencelere göre Ejderhalar yüz yıllar boyunca Gri Dağların ardındaki Boş Kuzey Bozkılarında yaşamaya devam ettilerse de, daha sonraki hiç bir hikayede bu kötü fakat olağanüstü yaratıklardan bahsedilmemektedir.






    Paylaş

  8. #8
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    ELENDİLİ

    Valar Undying Lands (Ölümsüz Topraklar) ile orta Dünya arasında insanlar için bir ada yaratmıştı. Bu adaya Numenor ismi verilmişti. Numenor insanlarının bu adadan batıya, Undying Lands’e doğru yelken açmaları yasaklanmıştı. Numenor insanları asırlarca bu adada yaşadılar. Orta Dünya’da kalan insanlardan daha bilgili, daha soylu ve daha uzun ömürlü idiler. Elflerle en iyi ilişkileri kuranlar da bunlardı.

    Fakat Numenoreans, Sauron’u yenilgiye uğratıp Numenor’a getirdikten sonra adanın huzuru yok olmaya başladı. İnsanlar uzun ömürleri ile yetinmeyip neden ölümsüz olmadıklarını soruyorlardı. Sauron insanların içindeki bu huzursuzluğu arttırdı. En sonunda Numenoreans Valar’a savaş açtı.

    Kendilerine inançlılar adını takan bir grup insan Elendil önderliğinde bu savaşa katılmadı ve Valar, Numenor’u yok ederken Elendil ve yedi gemi Orta Dünya’ya doğru yelken açtı. Bu insanlar sonradan Elendili adını alan insanlardı ve Orta Dünya’da Andor ve Gondor krallıklarını
    kurdular...






    Paylaş

  9. #9
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    ELFLER




    Göklerin Efendisi Varda Orta Dünya üzerindeki parlak Yıldızlara yeniden ışık verdiği anda Eru'nun çocukları, Cuiviénen Denizi yani "uyanış suyunun" yanında gözlerini açtılar. Efler olarak adlandırılan bu halk, Quendi idi ve yaratıldıkları anda ilk gördükleri yeni Yıldızların ışığı oldu. Bu nedenle Elfler, yıldız ışığını her şeyden çok sever ve tüm Valar arasında Elentári yani Yıldızların Kraliçesi olarak adlandırdıkları Varda'ya taparlar. Ve dahası, uyandıkları anda Elflerin gözüne giren yeni ışık orada kalmış ve bu andan sonra gözlerinde parlamaya devam etmiştir.

    Böylece Dünyada-doğanların Ilúvatar olarak tanıdığı Tek Varlık Eru, tüm zamanların en güzel ve en bilge ırkını yaratmış oldu. Ilúvatar, Elflerin tüm diğer yeryüzü yaratıklarından daha fazla güzelliğe sahip olacaklarını ve daha fazla güzellik yaratacaklarını ve bu yüzden de hem en büyük mutluluklara hem de en derin acılara sahip olacaklarını söylemişti. Ölümsüz ve yaşsız olacaklar ve Yeryüzü kadar uzun yaşayacaklardı. Hiç bir zaman hastalık ve zayıflığın ne olduğunu bilmeyecekler fakat vücutları fiziksel olarak Yeryüzüne benzer ve yokedilebilir olacaktı. Savaşta ateş veya çelik ile öldürülebilecekler, cinayete kurban gidebilecekler ve hatta umutsuzluktan ölebileceklerdi.

    Büyüklükleri henüz yaratılmamış olan İnsanlarınki (Men) gibi olacak fakat Elfler ruh ve bedence daha güçlü olacaklar ve yaşlandıkça zayıf düşmeyecek fakat bilgelik ve güzellik kazanacaklardı.

    Tanrısal Valar'a göre büyüklük ve güç açısından çok daha zayıf olmakla birlikte Elfler, bu güçlerin doğasına İkinci-doğan İnsanlara göre çok daha yakındır. Söylendiğine göre Elfler, her zaman Yeryüzünün hemen çevresindeki Ayın parıltısına benzeyen bir ışık içinde yürürler. Saçları altın gibi eğrilmiş ya da gümüş veya parlatılmış obsidyen gibi dokunmuştur ve yıldızların ışığı sürekli olarak etraflarına, saçlarında, gözlerinde, ipeksi giysilerinde ve mücevherlerle süslenmiş ellerinde parıldar durur. Her Elf yüzünde sürekli olarak bir ışık vardır ve sesleri farklı, güzel ve su kadar berraktır.



    Tüm sanatlar içerisinde en mükemmel düzeye ulaştıkları konuşma, şarkı ve şiirdir. Elfler, Dünyadaki halklar arasında sesler ile konuşabilen ilk ırk idi ve onlardan önce hiç bir yeryüzü yaratığı şarkı söylemedi. Ve bu nedenle de haklı olarak kendilerine Quendi yani "konuşanlar" adını verdiler çünkü Yeryüzünün tüm ırklarına konuşma sanatını onlar öğretti.

    Yıldız Işığının İlk Çağında, Utumno'nun düşüşünden ve Karanlık Düşman Melkor'un yenilgiye uğratılmasının ardından Valar, Elfleri Batıdaki Ölümsüz Topraklara (Undying Lands) çağırdılar. Bu Güneşin ve Ayın doğmasından önce, Orta Dünyayı yalnızca Yıldızların aydınlattığı ve Valar'ın Elfleri karanlıktan ve Melkor'un ardında bıraktığı ve hala etrafta gezinen kötülükten korumak istediği dönemde idi.

    Ve böylece, Batıdaki denizlerin ardında bulunan Ölümsüz Topraklarda Valar, Eldamar yani "Elf yurdu" adını taşıyan bir yer hazırladılar; zaman içinde Elflerin burada gümüşten kubbeleri, altından sokakları ve kristalden merdivenleri olan şehirler inşa edileceği öngörülmüştü.


    Eldamar

    Bu yüzden Elfler ilk defa bölünmüş oldular çünkü Elf halkının tamamı Orta Dünyayı bırakarak Ölümsüz Toprakların Sonsuz Işığının bir parçası olmak istemedi. Valar'ın çağrısı üzerine pek çoğu Batıya gitti ve bunlara Eldar yani "Yıldızların halkı" adı verildi fakat bir kısmı da yıldız ışığının aşkına geride kaldı ve bunlara da Avari yani "isteksizler" adı verildi. Doğa ile ilgili konularda yetenekli ve hemcinsleri gibi ölümsüz olmalarına rağmen, bu ikinci grup daha zayıf bir halk olarak kabul edilir. Bunlar Melkor'un güçlü olduğu doğu ülkelerinde kaldılar ve bu yüzden sayıları yavaş yavaş azaldı.

    Eldar ayrıca Büyük Yolculuğun Halkı olarak da bilinirler çünkü batıdaki Büyük Denize doğru Orta Dünyanın patikasız topraklarında yıllarca yolculuk etmişlerdir. Bu Elf insanları üç ayrı kral tarafından yönetilen Üç Halktan oluşmuştu. Bunlardan ilki olan Vanyar'ın kralı Ingwë, ikincisi Noldor'un kralı Finwë ve üçüncüsü Teleri'nin kralı Elwë Singollo idi. Vanyar ile Noldor Batı Denizi Belegaer'e Teleri'den çok önce vardılar ve Suların Efendisi Ulmo onlara gelerek onları büyük bir gemiye benzeyen bir adanın üzerine yerleştirdi. Sonra da bu iki halkı denizin üzerinde çekerek Ölümsüz Topraklarda Valar'ın onlar için hazırladığı yer olan Eldemar'a götürdü.

    Teleri'nin kaderi diğer ırkdaşlarından farklı idi ve bunlar çeşitli gruplara bölündüler. Teleri, tüm halklar içinde en kalabalığı olduğundan, denizi geçişleri de yavaş oldu. Pek çoğu yolculuktan vazgeçti ki, bunların arasında Nandor, Laiquendi, Sindar ve Falathrim sayılabilir. Yüksek Kral Elwë'nin kendisi de ortadan kaybolarak Orta Dünyada kalmıştır. Fakat Teleri'nin büyük kısmı Batıya yönelmiş ve kral olarak Elwë'nin erkek kardeşi Olwë'yi alarak Büyük Denize ulaşmışlardır. Orada Ulmo'yu beklemişler ve Ulmo onları sonunda Eldemar'a götürmüştür.

    Eldemar'da Vanyar ile Noldor, Túna Tepesi üzerinde Tirion adı verilen büyük bir şehir inşa ederken, Teleri de kıyıda Kuğular Limanı ya da kendi dillerinde Alqualondë adı verilen liman kentini inşa etmişlerdir. Eflerin bu şehirleri, dünya yüzündekiler içinde en güzelleridir.


    Tirion


    Alqualondë

    Orta Dünyada (Gri Elfler olarak adlandırılan) Sindar, Maia Melian'ın öğretileri ve ışığı sayesinde Ölümlü Topraklardaki tüm diğer Elflerden daha güçlü hale gelmişlerdir. Doriath Ormanında büyük güce sahip büyülü bir krallık kurulmuştur. Mavi Dağların Cücelerinin yardımı ile Sindar, dağın altında olduğu için Bin Mağara adıyla da bilinen Menegroth şehrini inşa etmişlerdir. Yerin altında olmasına rağmen bu şehir, altın lambalarla aydınlatılmış bir ormana benziyordu. Galerilerinde kuşların şarkıları ve gümüş çeşmelerinden akan suların sesi duyulabiliyordu.

    Bunlar hem Ölümlü Topraklardaki hem de Ölümsüz Topraklardaki Eldar'ın büyük Çağları idi. Noldor prensi Fëanor'un elmasa benzeyen ve bir yaşam türü olan bir alevle ve aynı zamanda Valar Ağaçlarının yaşayan Işığı ile kendiliklerinden parlayan üç mücevher olan Silmarilleri yarattığı dönem de budur.


    Fëanor ve Silmaril

    Yine bu dönemde Melkor'un yaydığı yalanlar meyvalarını vermiş ve husursuzluk ve savaşlara neden olmuştur. Büyük Örümcek Ungoliant ile gelen Melkor, Ağaçları yoketmiş ve Ölümsüz Topraklar sonsuza dek bunların Işığından mahrum kalmıştır. Bunu izleyen Uzun Gecede Melkor Silmarilleri çalmış ve Ungoliant ile birlikte Helcaraxë ya da "unufak olan buzlar" yolu ile kaçarak Orta Dünyadaki büyük sığınağı Angband'ın Kuyularına geri dönmüştür.

    Fëanor öç almaya yemin etmiş ve Noldor, Melkor'u Orta Dünyaya kadar takip etmişlerdir. Bunları yaparken de lanetlenmiş bir halk haline gelmişlerdir çünkü Alqualondë'de Teleri'nin kuğu gemilerini çalmış ve Elf kardeşlerini öldürmüşlerdir. Bu Elfler arasındaki ilk Irkdaş Katlidir. Finwë'nin Noldor'u Teleri gemileri ile Büyük Deniz Belegaer'i geçerken, Fingolfin önderliğindeki Noldor ise, büyük bir cesaret göstererek yürüyerek Helcaraxë'yi geçmişlerdir.


    Fingolfin

    "Quenta Silmarillion"da anlatıldığı üzere böylece Mücevherler Savaşı başlamıştır. Noldor, Melkor'u izlemişler ve onu Morgoth yani "Dünyanın karanlık düşmanı" olarak adlandırmışlardır. Savaş acı dolu ve korkunç olmuş ve Orta Dünyadaki Eldar'dan çok azı bu mücadeleden sağ çıkabilmiştir. Sonunda Valar ile Ölümsüz Topraklardaki pek çok Eldar gelerek Öfke Savaşında Düşman Morgoth'u sonsuza dek yenmişlerdir. Fakat bu savaşta Beleriand yokolmuş ve büyük denizin dalgalarının altında kalmıştır. Bu topraklardaki krallıklar da, Elf şehirleri Menegroth, Nargothrond ve Gondolin ile birlikte sonsuza dek kaybolmuştur. Bu yıkımdan sadece Ossiriand'ın küçük bir parçası olan Lindon kurtulmuştur. Burada Güneşin İkinci Çağının ilk yıllarında Orta Dünyadaki son Eldar krallığı varlığını sürdürmüştür. Öfke Savaşından kurtulan Eldar'ın büyük bölümü Batıya dönmüş ve Teleri'nin beyaz gemileri ile Eldemar koyundaki Tol Eressëa'ya ulaşmışlardır. Burada Avallónë Limanını inşa etmişlerdir. Bu arada Morgoth'a karşı Eldar'a yardım eden İnsanlar da Númenor adı verilen bir adaya yerleşmişlerdir.

    Fakat yine de bir süre için Ölümlü Topraklarda kalan Eldar da olmuştur. Bunlardan biri olan Gil-galad, Orta Dünyadaki Eldar'ın son Yüksek Kralı idi. Hükümdarlığı Güneşin İkinci Çağının sonuna kadar sürmüş ve Lindon'daki krallığı da Dördüncü Çağa kadar varlığını devam ettirmiştir. İkinci Çağın geri kalanı boyunca barış hüküm sürmüştür. Noldor ve Sindar efendilerinin bir kısmı Silvan Elflerine katılmışlar ve kendilerine yeni krallıklar kurmuşlardır: Thranduil Büyük Yeşil Ormanı Ormanlık Ülkesi haline getirmiş ve Celeborn ile Galadriel Altın Orman Lothlórien'i yönetmişlerdir. Bu Çağda Eldarin kolonilerinin en büyüğü, Noldor'un büyük soylularının büyük bölümünün de gitmiş olduğu ve İnsanların Hollin adını verdiği Eregion'da bulunuyordu. Bunlara Gwaith-i-Mírdain adı verilmişti fakat daha sonraki yıllarda Elf Kuyumcuları olarak anıldılar. Morgoth'un hizmetkarı Maia Sauron'un kılık değiştirerek aralarına karıştığı grup da budur. Orta Dünyadaki Elf Kuyumcularının en büyüğü ve Silmarilleri yapan Fëanor'un torunu Celebrimbor da Hollin'de yaşıyordu. Güç Yüzükleri onun emri ve yeteneği sayesinde yapılmışlar ve bu Yüzükler ile Sauron'un yaptığı Tek Yüzük nedeniyle Sauron ile Elfler arasındaki Savaş ile bunu izleyen pek çok savaş meydana gelmiştir.


    Celebrimbor

    Sauron'un savaşının kötü mücadeleleri korkunçtu. Celebrimbor öldü ve ülkesi yokedildi; Gil-galad Lindon'dan Elrond ile pek çok savaşçıyı Eregion halkına yardım etmek üzere yolladı. Eregion'un yok edilşinden kurtulan Elfler (Üçüncü Çağda Rivendell olarak adlandırılan) Imlardis'e kaçarak, bu korkunç olaylardan saklandılar ve Yarı-Elf Elrond'u efendileri olarak kabul ettiler. Fakat, Elfler tek başlarına, Tek Yüzüğe sahip olduğu sürece Karanlık Efendinin gücünü kıracak kadar güçlü değilleridi; fakat bu arada müttefikleri Númenóreanlar Batıdaki ülkelerinde güçlenmişlerdi. Númenóreanlar gemileri ile Lindon'a gelerek Sauron'u Batı topraklarından kovdular. Daha sonra bir kez daha gelerek, Karanlıkların Efendisini yakaladılar ve zincire vurarak kendi ülkelerine götürdüler.


    Elrond

    Fakat Güneşin İkinci Çağında, hala mücadele edilmesi gereken Yüzüklerin Efendisi Sauron vardı. Çünkü Númenor'un Batışından kurtularak Mordor'daki krallığına geri dönmüştü. Bu nedenle Elfler ile İnsanların Son Birliği kuruldu. Mordor ile Yüzüklerin Efendisinin kulesi Barad-dûr'a girdiler ve Yüzüğü elinden aldılar. O ve hizmetkarları yokolarak gölgelere karıştı fakat Orta Dünyadaki Elflerin son Yüksek Kralı Gil-galad ve yüce Númenórean efendilerinin hemen hemen hepsi de öldü.

    Yine de geriye İnsan ırkının yavaş yavaş ele geçirdiği toprakları gözetecek bir kaç Eldar kaldı. Üçüncü Çağda Orta Dünyada kalmış olan Eldar, eski varlıklarının yalnızca bir gölgesiydi. Lindon varlığını sürdürdüyse de, Orta Dünyanın mücadelelerinden uzak durmayı tercih etti; Gri Limanın Efendisi Círdan, bunların arasında en yücesiydi. Elflerin dertleri bir konu dışında yalnızca kendilerini ilgilendiriyor gibi görünmekteydi: bu önemli konu, yeniden Mordor'a dönerek hizmetkarları Nazgûl'u çevre ülkeleri gözlemekle görevlendiren Yüzüklerin Efendisi idi. Bunun ardından Elfler ile Númenóreanların soyundan gelen İnsanlar Yüzük Savaşı olarak bilinen mücadelenin bir parçası haline geldiler.






    Paylaş

  10. #10
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    ENTLER



    Yüzük Savaşı sırasında, Entler olarak bilinen garip orman devleri Orclar ile Isengrad İnsanlarına karşı mücadeleye katıldılar. Yarı İnsan yarı ağaç olan bu yaratıklar, dört metre yirmi beş santim boyundaydılar ve en yaşlıları Orta Dünyada tam dokuz Yıldızlar ve Güneş Çağı boyunca yaşamıştı.

    Entlerin Efendisi, ortak dildeki ismi Ağaçsakalı (Treebeard) olan Fangorn idi. Çok iri ve yaşlıydı çünkü Dünyaya gelmiş olan en uzun boylu ve sağlam ırkın üyesiydi. Ağaçsakalı'nın kocaman kaba kabuklu gövdesi, bir meşe veya kayın ağacınınkini hatırlatıyordu; dala benzeyen düzgün kolları ve dallar gibi düğümlü yedi parmaklı elleri vardı. Ağaçsakalı'nın kendine özgü neredeyse boyunsuz başı yüksek ve gövdesi kadar kalındı. Kahve renkli gözleri iri ve bilge bakışlıydı ve yeşil bir ışıkla parlıyorlardı. Vahşi gri sakalı dallar ve yosunlardan yapılmış bir hasır gibiydi. Ağaçlar gibi liflerden yapılmıştı fakat yaşayan köklere benzeyen ayaklarının üzerindeki bükülmez bacakları ile, uzun bacaklı bir bataklık kuşu gibi sallanıp uzanarak çok hızlı yürüyebilirdi.

    Elf tarihçeleri, Gökyüzünün Kraliçesi Varda Yıldızlara yeniden ışık verdiğinde ve Elfler uyandığında, Arda'nın Büyük Ormanlarında aynı zamanda Entlerin de uyandığını anlatır. Yeryüzünün Kraliçesi Yavanna'nın düşüncelerinden yaratılmış olan Entler Ağaçların Çobanları idiler. Gerçekten de çoban ve bekçiler olduklarını kanıtladılar çünkü bir kez uyanan Ent öfkesi korkunçtu ve elleri ile taş ve çeliği parçalayabilecek güce sahiplerdi. Haklı olarak onlardan korkulmakla birlikte, aynı zamanda nazik ve bilgeydiler. Ağaçları ve tüm Olvar'ı (Orta Dünya bitkilerini) severler ve onları kötülüklerden korurlardı.


    Treebeard

    Uyandıkları zaman Entler konuşamıyordu fakat Elfler onlara bu sanatı öğrettiler ve onlar da bu sanatı çok sevdiler. Aralarında İnsanların kısa şakıyan dilleri de olmak üzere pek çok dil öğrenmekten büyük zevk aldılar. Fakat hepsinden çok kendileri için yaratmış oldukları ve yalnızca kendilerinin öğrenebildiği dili sevdiler. Bu dil, dillerinden yuvarlanan tok ve yavaş bir gökgürültüsünü andırıyordu.

    Zaman zaman Entmoot adı verilen büyük toplantılar yapmakla birlikte Entler, büyük ormanların içinde birbirlerinden uzakta Ent evlerinde tek başlarına yaşayan ve yalnızlığı seven bir halktı. Ent evleri genellikle, bol kaynak suyu bulunan ve güzel ağaçlarla çevrelenmiş dağ mağaralarıydı. Katı yiyeceklerden değil büyük taş kavanozlarda sakladıkları berrak bir sıvıdan oluşan yemeklerini de bu yerlerde yerlerdi. Ent içkileri olarak bilinen bu büyülü sıvılar altın ve yeşil renkli bir ışıkla parlardı. Ve yine Ent evlerinde, genellikle gece boyunca bir şelalenin kristal serinliği altında ayakta durarak rahatlamak suretiyle dinlenirlerdi. Böylece Entler bilge ve hemen hemen ölümsüz hayatlarını sürdürdüler ve Yeryüzünün pek çok farklı ırkı onların yüceliğini etkilemeden etraflarında ortaya çıktı ve kayboldu. Yalnızca kötü Orclar çelik silahları ile ortaya çıktığında, Entler öfke ile harekete geçtiler. Entler, Cüceleri de sevmezdi çünkü Cüceler silah olarak balta kullanır ve ağaç keserlerdi. Ve söylendiğine göre Güneşin İlk Çağında Menegroth'daki Gri Elf kalesini yağmalayan Nogrod'un Cüce savaşçıları, Entler tarafından yakalanarak yokedilmişlerdi.

    Yıldızışığı yıllarında Entler, hem dişi hem erkek türlere sahipti fakat Güneşin Çağlarında Ent-karıları meyva ağaçları, çalılar, çiçekler, çimenler ve tahıllar gibi Olvar'ın daha küçük türleriyle ilgilenebilecekleri açık alanlara aşık oldular fakat erkek Entler ormanlardaki ağaçları seviyorlardı.



    Fakat Güneşin İkinci Çağının sonu gelmeden Ent-karılarının bahçeleri yokedildi ve bahçeleri ile birlikte Ent-karıları da ortadan kayboldular. Bunların arasında Ağaçsakalı'nın eşi Hafifayaklı Fidankolu olarak da bilinen Fimbrethil de bulunuyordu. Hiç bir hikaye başlarına neler geldiğini anlatmamaktadır. Belki de Ent-karıları Güneye veya Doğuya gittiler; fakat neler olduğunu, uzun yıllar boyunca onları arayarak dolaşan Orman Entlerinin hiç bir zaman öğrenemediler.

    Böylece, İnsanlar gibi ölmemelerine rağmen Entler, yaşlandıkça sayıları azalan bir ırk haline geldiler. Zaten hiç bir zaman sayıları çok fazla olmamıştı; bir kısmı çelik ve ateşle öldürüldü ve Ent-karılarının gidişinden sonra hiç bir Ent-çocuğu dünyaya gelmedi. Entler gibi, bir zamanlar içinde yaşadıkları uçsuz bucaksız olan Eriador ormanları da kesilip yakıldı ve geriye yalnızca Ağaçsakalı'nın Ent-ormanı, Shire ile sınırı bulunan Eski Orman kaldı.

    Yüzük Savaşı başladığı sırada Ağaçsakalı, Uyanış Zamanında ortaya çıkmış olan en yaşlı üç Entten biriydi. Ağaçsakalı'ndan başka, adı "Yaprak lülesi" anlamına gelen Finglas ile adı "Deri kabuk" anlamına gelen Flandrif vardı fakat bu ikisi artık başka Entlerin sorunları ile bile ilgilenmiyorlardı. Entler, komşu şehir Isengrad'da oturan Saruman'ın hizmetkarları tarafından rahatsız ediliyorlardı. Bu nedenle Yüzük Savaşına katıldılar ve Entlerin Büyük Yürüyüşü denilen olay meydana geldi. Kıtalarca Ent, Isengrad kalesine yürüdü. Onlarla birlikte Entler tarafından yönetilen ve hemen hemen onlar kadar güçlü olan ağaç ruhları Huornlar da geldi. Ent öfkesi ile Isengrad'ın surları paramparça edilerek, Saruman'ın gücü yokedildi. Huornlar yürüyen bir orman gibi Hornburg Savaşına katıldılar ve Saruman'ın birlikleri de yokedildi.



    Yüzük Savaşından sonra Entler yine barış içinde Ent Ormanında yaşamaya devam ettilerse de, zamanla sayıları azaldı ve inanışa göre Dördüncü Çağda tamamen yokoldular.






    Paylaş

  11. #11
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    GONDORLULAR



    Orta Dünyada krallıklar kuran Dúnedain arasında en ünlüleri kuşkusuz Güney Krallığının Gondor İnsanlarıdır. Isildur ile Anárion Gondor'un beyaz kulelerini Güneşin İkinci Çağının 3320. yılında, Arnor'daki Kuzey Krallığını kuran babaları Elendil ile birlikte Númenor'un yokedilişinden kaçtıktan sonra inşa etmişlerdir.

    Güçlerinin doruğunda Gondor kralları, Rhûn Denizinin batısında, Celebrant ile Harnen Nehirleri arasında kalan tüm Orta Dünya topraklarına hükmetmişlerdir. Gondor krallığı zayıflarken bile, hükümdarları tüm Anórien, Ithilien, Lebennin, Lossarnach, Lamedon, Anfalas, Tolfalas, Belfalas ve Calenardhon topraklarını ellerinde tutmuşlardır.


    Gondor'da, ikisi büyük liman kentleri Büyük Nehir Anduin'in deltası üzerinde kurulmuş olan eski Pelargir ile Belfalas Körfezindeki kıyı derebeylerini yöneten kale Dol Amroth olan beş büyük şehir bulunuyordu. Diğer üç büyük şehir ise Gondor'un merkezinde yeralıyordu. Doğu kenti, adı "Ay kulesi" anlamına gelen Minas Ithil, Batı kenti ise adı "Güneş kulesi" anlamına gelen Minas Anor idi; fakat bunların arasında en büyüğü, adı "Yıldızların kalesi" anlamına gelen Osgiliath idi.


    Dol Amroth


    Minas Ithil


    Minas Anor



    Osgiliath

    Gondor krallığı Üçüncü Çağda pek çok kez saldırıya uğradı ve büyük sorunlar yaşadı. 1432 yılında uzun bir iç savaş başladı; 1636'da Büyük Salgın yaşandı; ve 1851 ile 1954 yılları arasında Araba Sürücüleri ülkeyi işgal etti. 2002'de Minas Ithil Nazgûl ile Orcların eline geçti. Bu olaydan sonra kötü bir yer haline geldi ve Minas Morgul adıyla anıldı. 2475 yılında Mordor'dan gelen büyük Orclar ya da Uruk-hai, çok sayıda birlikle zayıf düşmüş bulunan Osgiliath'a saldırdılar, şehrin büyük bölümünü ateşe verdiler ve Anduin üzerindeki büyük taş köprüsünü yıktılar.



    Minas Morgul


    Yüzük Savaşı öncesinde meydana gelen bu olaylarla Gondor ülkesi küçüldü. Merkezinde yeralan üç büyük şehrinden yalnızca Minas Anor sağlam kalabildi. Güneşin Kulesi, yüzyıllardır Mordor, Morgul, Rhûn ve Harad'da yoğunlaşan karanlığa karşı ayakta kaldı. Gondor'un bu son şehri, büyük bir kötülük komplosuna karşı ayakta durmayı başaran tek güç gibi görünüyordu çünkü Kuzeyin Dúnedain Krallığı yokedilmişti ve Elfler Orta Dünyada meydana gelen olaylarla pek de ilgilenmiyormuş gibiydi. Fakat çok az umudun kaldığı ve Sauron'un gücünün sınır tanımadığı bu zor dönemde, Gondor İnsanları büyük ün kazandılar.

    Çünkü Gondor Krallığında eskinin büyük savaşçılarına benzeyen şövalyeler bulunuyordu ve Minas Anor'da hala deniz kuşlarının beyaz kanatları ile süslenmiş gümüş ve mithril yüksek başlıklı tolgaları giyiyorlardı.






    Paylaş

  12. #12
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    Gwaihir the Windlord (Gwaihir Rüzgar Lordu)



    Yüzük savaşları zamanındaki kartalların en büyüğü. Gwaihir keskin görüşü ile devasa kartalların en süratlisiydi. Yetişkin bir insanı taşıyabilecek kadar büyük ve güçlü olan Gwaihir'in konuşma yeteneği de bulunuyordu. Gwaihir gelmiş geçmiş kartalların en büyüğü olan Thorondorun soyundan geliyordu. Landroval adında bir kardeşi vardı. Kuzeydeki sisli dağlarda emrindeki diğer kartallarla birlikte yaşarlardı.

    3018in yazında Gri Gandalf ,üçüncü çağda orta dünyaya gönderilmiş 5 büyücüden biri olan Radagast'dan arkadaşları olan kuşları(radagast hayvanlar ve doğa üzerine bilgiliydi) düşmanın planlarını öğrenmek için göndermesini istedi. Bunun üzerine büyük kartallar uzak mesafelere uçarak nazgulların eşliğinde bir araya gelen orc taburlarını ve gollumun mirkwooddan kaçış haberini getirdiler.

    Gwaihir haberleri Gandalfa iletmek için Isengard'a gelmiş ancak Gandalf'ı Saruman tarafından Orthanc'ın tepesinde hapsedilmiş olarak bulmuştur. Gandalf'ı oradan almış ve uzaklara taşımıştır. Büyücünün ata ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine Gwaihir onu Rohan topraklarına bırakmıştır.

    3019 şubatı 17'sinde , Gwaihir Galadriel'in isteği üzerine Gandalf'ı aramaya başlamış ve büyücüyü Silvertine tepesinde bulmuştur. Gandalf, Moria'nın balrogunu zirve savaşında hezimete uğratmış ancak sonsuz merdivenin girişi bloke olduğundan dağın zirvesinden kaçamamıştır. Gwaihir bir kez daha Gandalf'ı taşımıştır.

    Kartal Gandalf'ı Lothlorien'e getirmiş ve büyücünün isteği üzerine yüzük kardeşliğinin akıbetini öğrenmesi için kanat çırpmıştır.Aragorn ve Legolas kartalı Emyn Muil üzerinde daireler çizerken görmüşler kartal ise Gandalf'a Merry ile Pippin'in Uruk Hai'ler tarafından esir edildiği haberini getirmiştir.

    Gwaihir ve kardeşi Landroval eşliğindeki kartallar 3019 Martı 25'indeki Morannon Savaşın'da (orduların kara kapıya yürüdüğü savaş) Nazgul'lara aniden saldırmışlar ancak yüzük taşıyıcısının hüküm dağında yüzüğü takmasıyla Sauronun çağırdığı Nazgul'lar dağa doğru kaçmıştır. Yüzüğün yok edilmesiyle hüküm dağı infilak etmiş , Frodo ve Sam akan lavlar ve yağan külün ortasında bir kayaya çıkmışlardır. Gandalf Gwaihir'e üçüncü ve son kez olmak üzere kendisini taşımasını söylemiştir. Landroval ve Meneldor eşliğinde Gwaihir hüküm dağına hızlıca süzülmüş ve keskin görüşüyle hobbitleri alevlerin arasında tespit etmiştir. Daha sonra kartallar Frodo ve Sam'i patlayan dağın uzağında güvenli bir yere taşımışlardır.






    Paylaş

  13. #13
    Emekli Yetkili

    Üyelik tarihi : May 2009
    Mesajlar : 7.741
    Tecrübe Puanı 1469
    Tecrübe Puanı Gücü : 100

    Standart



    gondor kralı olarak sadece dunedain ;)






    Paylaş
    South of Heaven

  14. #14
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    HARADRIM




    Daha çok Orta Dünya’nın güneyinde yaşayan kahverengi derili insanlardır. Çağlar boyunca çoğunlukla isimleri Melkor ve Sauron ile birlikte anılmıştır. Haradrim savaşçı bir halktı. Büyük bir çoğunluğu at üzerinde savaşırdı. Corsairs adı verilenler ise kara gemileri ile denizlerde korsanlık yaparlardı. Fakat savaş meydanında en fazla korkulanları büyük Mûmakil’e binenleri idi. Mûmakil kullanan Haradrim güçleri Orta Dünya’ya oldukça büyük zarar vermişlerdi. Savaş alanında bu dev hayvanlar neredeyse yenilmezlerdi. Atlarda dahil hiçbir canlı yanlarına yaklaşamazdı, mûmakil tarafından öldürülmeyenler, hayvanın üzerindeki Haradrim tarafından oklanarak öldürülürdü.



    Pelennor Düzlükleri savaşında Witch-King tarafında Gondor’lulara karşı savaşmışlardı. Savaş aletleri çok çeşitliydi: Ok ve yaylar; mızraklar, kargılar, hançerler, palalar. Hepsinide büyük bir ustalıkla kullanıyorlardı. Ortasında kara bir yılanın bulunduğu kırmızı flama altında toplanıyorlardı. Kırmızı pelerin giyiyorlar ve her iki kulaklarına altından yapılmış küpeler takıyorlardı. Kara gözlü, kara uzun saçları vardı ve büyük kalkanları ustalıkla kullanabiliyorlardı.



    Haradrim’in Sauron’un yanında yer aldığı tek savaş Pelennor Düzlükleri savaşı değildi. İkinci çağda Elflerle İnsanlar arasındaki Son İttifak ile Sauron ordusu arasındaki Dagorlad savaşında da Haradrim Sauron ordusunda yer alıyordu. Fakat Dagorlad savaşı Son İttifak’ın zaferi ile bitti. Ardından gelen yedi senelik kuşatma sonunda Sauron yenildi. Dagorlad savaşında ve Sauron’un düşmesi ile birlikte Haradrim’in çoğu yok edildi. Kalanlar ise kaçarak kendi topraklarına geri döndüler.
    Fakat Tek Yüzük yok edilmediğinden Sauron’da yok edilmemişti bu nedenle Haradrim’de tarih sahnesinden çekilmedi. Üçüncü çağda Sauron Mordor’a geri döndü. Nazgûl Sauron’un gelişi için Modor’u hazırlamış ve kara orduları organize etmeye o açık açık Mordor’a gelmeden önce başlamıştı.

    Haradrim Üçüncü Çağ’da sık sık Gondor insanları ile savaşa girdi. Gondor insanları büyük kayıplar verselerde direndiler ve Haradrim’e karşı koydular. Bu dönemde Haradrim’in bir de müttefiki oldu. Kendisine Yağmacı Castamir adını veren bir korsan Umbar’a gelerek Haradrim ile Gondor’a karşı müttefik oldu. Sauron’un kötülüğü iş başındaydı; 1944 yılında zaten birleşerek güçlenmiş olan Haradrim, Umbar korsanları ittifakına bir de Easterling barbarları katıldı. Gondor’un bu kara orduya dayanması çok zor oldu, Kral katledildi fakat Batı Gondor ordularının komutanı Earnil kara orduyu durdurdu. Poros Geçidi savaşında Haradrim ittifakı yenilgiye uğratıldı. Fakat Gondor’da büyük yara almıştı.



    Yüzük Savaşı sırasında Haradrim ile Gondor bir kez daha çarpıştı. Pelennor’da zorda olsa Haradrim yenilgiye uğratıldı. Herşey Gondor için bitti denirken Yüzük Savaşı Tek Yüzük’ün ve Sauron’un yok edilmesiyle sona erdi ve Haradrim teslim oldu.







    Paylaş

  15. #15
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    HOBBiTLER



    Güneş Arien'in ışığı Dünyayı aydınlattığında, Doğuda Hobbitler olarak bilinen bir Yarım-insanlar (Halfling) halkı ortaya çıktı. Bunlar, çukurlar kazan ve deliklerde yaşayan bir halktı; İnsanlarla akraba oldukları iddia edilmekle birlikte, Cücelerden bile küçüklerdi ve ömürleri de bir yüzyıl kadardı.

    Üçüncü Çağın 1050. yılından önce Hobbitlerle ilgili hiç bir şey bilinmemektedir; bu dönemde Anduin'in Sisli Dağlar ile Yeşil Orman arasında kalan Kuzey Vadilerinde Kuzey İnsanları ile birlikte yaşadıkları söylenmektedir. Aynı yüzyıl içerisinde Yeşil Orman'a kötü bir güç girmiş ve adının kısa bir süre sonra Karanlık Orman olarak değiştirilmesine neden olmuştur. Büyük ihtimalle Hobbitlerin bu Vadileri terk etmesine neden olan da aynı olaydır. Çünkü bunu izleyen yüzyıllarda Hobbitler batıya doğru göç etmişler, Sisli Dağları geçerek Eriador'a gelmişler ve bu açık ve verimli topraklarda Elfler ve İnsanlar ile birlikte yaşamaya başlamışlardır.




    Tüm Hobbitlerin bazı ortak özellikleri bulunuyordu. Hepsinin boyu altmış ile doksan santim arasındaydı; uzun parmakları, iyi beslenmiş ve neşeli bir görünüşleri, kıvırcık kahve renkli saçları ve kendilerine özgü, ayakkabısız, iri ayakları vardı. Beklentisiz ve tutucu bir halk olan Hobbitlerin taşkınlıkları, canlı renkli giyisiler ile günde altı öğün ana yemek yemeleri ile sınırlıydı. Tek gariplikleri, Dünya kültürüne en önemli katkıları olduğunu iddia ettikleri Pipo Otu içmeleriydi.



    Söylendiğine göre Hobbitlerin üç soyu vardır. Bunlar Harfootlar, Fallohidelar ve Stoorlar'dır. En kalabalık Hobbit soyu olan Harfootlar, aynı zamanda en ufak tefekleriydi. Fındık kahvesi bir cilde ve saça sahiplerdi. Tepelik yerlerden hoşlanırlardı ve Sisli Dağları geçerek Eriador'a ilk gelen Hobbit halkı da onlar oldu.

    Neredeyse tam bir yüzyıl sonra, Üçüncü Çağın 1150. yılında, Fallohidelar da ırkdaşları Harfootları izlediler. Rivendell'in kuzeyindeki geçitleri kullanarak Eriador'a geldiler. Fallohidelar, Hobbit soyları içinde en az sayıda olanıydı. Daha uzun boylu, ince ve ırkdaşlarına göre daha maceracı oldukları düşünülürdü.

    Stoorlar, Eriador'a en son ulaşan Hobbit soyu oldu. Irkın en İnsansı soyu olan Stoorlar, diğerlerine göre daha iri yarı idi ve tüm ırkdaşlarını hayrete düşüren yanları bazılarının sakal bırakabilmesiydi. Düz nehir boylarında yaşıyor ve tekne kullanmayı, balıkçılığı ve yüzmeyi biliyorlardı. Söylentiye göre Stoorlar, batıya doğru göçlerine 1300 yılından sonra başladılar ve Kızıl Boynuz (Redorn) Geçitini kullandılar; fakat on iki yüzyıl sonra bile hala Gladden Düzlükleri gibi yerlerde yerleşimleri vardı.

    Eriador Hobbitlerinin çoğu, Bree kasabası yakınlarındaki İnsan ülkelerine yerleşti. 1601 yılında, Bree Hobbitlerinin büyük çoğunluğu yeniden yola çıkarak, Kanyakşarabı (Brandywine) Nehrinin ardındaki verimli topraklara doğru gittiler. Burada, daha sonra Hobbitlerin anayurdu olarak kabul edilecek olan Shire'ı kurdular. Hobbitlerin tarihi zaman kavramı da bu olay ile başlar.



    Shire

    Doğaları gereği Hobbitler barış-sever mizaçlı idi ve 2747 yılına dek Shire'da tek bir silahlı mücadele bile meydana gelmedi. Ufak bir Orc saldırısı olan bu olay, Hobbitler tarafından yüceltilerek Yeşil Tarlalar Savaşı olarak adlandırılmıştır. Meydana gelen çok daha ciddi bir olay, Uzun 2758 Kışı ile bunu izleyen iki yıllık açlıktır. Fakat, Orta Dünyanın diğer halkları ile karşılaştırıldığında Hobbitler, uzun bir süre barış içinde yaşamışlardır. Diğer ırklar onları gördüklerinde değer vermemişler ve bunun sonucu olarak Hobbitler de diğerlerinin büyük zenginlikleri veya güçleri için hiç bir hırs duymamışlardır. Küçük kasaba ve yerleşimleri Shire toprakları boyunca yayılmıştır. Bunların arasında Hobbiton, Tuckborough, Michel Delving, Oatbarton, Frogmorton ve daha başka düzinelercesi sayılabilir; diğer yandan Hobbitler kendilerine göre bir refah düzeyine ulaşmışlardır.

    Ünlü Hobbitler düşünülecek olursa, bu konuda Güneşin Üçüncü Çağının on üçüncü yüzyılına dek söylenebilecek pek bir şey yoktur çünkü bu tarihten önce Dünya bu ırk hakkında hiç bir şey bilmemekteydi. Fakat elbette, Hobbitlerin ün konusundaki fikri farklıydı. Shire geleneği uyarınca ilk olarak adı anılan Hobbitler, onları Bree'den çıkararak Shire'a getiren Fallohide kardeşler Marcho ve Blanco'dur. Bu topraklar, Arnor'un Dúnedain'i tarafından Hobbitlere bırakılmış ve karşılığında Hobbitler Arnor kralına vergi ödemişlerdir. 1979 yılında son Arnor kralı kuzeyde ortadan kaybolduğunda, Shire'da bir Şeriflik (Thain) düzeni kurulmuştur. İlk Şerif, Marish'li Bucca olumuş ve daha sonraki Şerifler de onun soyundan gelmiştir.



    Dev bir Hobbit olan Bandobras Took, yüz iki buçuk santim boyunda idi ve bir ata binerek Yeşil Tarlalar Savaşında Orclara karşı halkına cesurca önderlik etti. Bir sopa ile Orcların şefi Golfimbul'u öldürdüğü iddia edilir. İriliği ve yaptıkları nedeni ile Boğa Gibi Gürleyen Took adıyla anılır. Küçük bir ülke olan Shire'da yaptıkları ile dikkat çeken başka bir Hobbit olan ve Shire'ın yirmi ikinci Şerifi olarak II. Isengrim adıyla anılan Isengrim Took, Michel Delving'in Büyük Smiallerinin mimarı ve Bandobras Took'un büyük babasıdır.


    Bandobras Took

    Fakat Hobbitler arasında tipik olarak Yüzük Savaşı öncesinde en fazla onurlandırılan kahraman, Longbottom'lı Tobold Hornblower adlı alçakgönüllü bir çifçidir; bu Hobbit ilk defa yirmi yedinci yüzyılda diğer adı Pipo Otu olan Galenas bitkisini yetiştirmiştir.

    Dünyaca meşhur olan ilk Hobbit Hobbiton'lu Bilbo Baggins'dir. Bilbo, Büyücü Gandalf ile Cüce Kralı Meşekalkanı Thorin tarafından Erebor macerasının baş rolünü oynamaya ikna edilmiştir. Bu macera, içerisinde Trollerin, Orcların, Kurtların, Örümceklerin ve bir de Ejderhanın öldürüldüğü, yine Bilbo'nun kendisi tarafından yazılan ve "Gittim ve Geri Döndüm" adını taşıyan hatıralarında anlatılır.


    Hobbiton'lu Bilbo Baggins

    Yine bu maceranın bir bölümünde, Bilbo Baggins'in nasıl büyülü bir yüzüğü ele geçirdiğini anlatılır; o dönemde pek de önemli görünmemekle birlikte, bu olay Orta Dünyada yaşayanların tümünü büyük bir tehlike ile karşı karşıya bırakmıştır. Zaman içinde Tek Yüzüğün niteliği anlaşılmış ve Yüzük Bilbo'nun varisi Frodo Baggins'in eline geçmiştir. 3018 yılında Büyücü Gandalf Frodo'ya gelerek, onun Yüzük Arayışına başlamasını sağlamıştır. Arayış başarılı olduğu takdirde, Tek Yüzük yokedilecek ve Dünya Sauron'un hükümdarlığından kurtulacaktır. Yüzük Kardeşliği oluşturulmuş ve Arayışta Yüzük Taşıyıcısı Frodo Baggins'e eşlik etmek üzere sekiz kişi daha seçilmiştir. Frodo'nun uşağı Samwise Gamgee de bunlardan birisi olmuştur. Basit ve sadık bir ruha sahip olan Samwise, hem efendisinin hayatını hem de Arayışın geleceğini birden fazla kez kurtarmıştır. Shire Şerif varisi Peregrin Took ile Buckland'in efendisi Meriadoc Brandybuck da, Kardeşlikte yeralan diğer Hobbitler olmuştur.

    Gerçekten kötülüğe yönelen ilk Hobbit kuşkusuz Sméagol Gollum'dur. Stoor Hobbitlerinden biri olan Gollum, kayıp Yüzüğün bulunduğu Gladden Düzlüklerinin yakınında yaşamaktaydı. Yüzüğün gücü ile hayat süresi uzadı fakat görüntüsü hayaletimsi bir hal aldı ve Yüzüğün karanlık etkisi onu ışıktan korkar hale getirdi. Gollum, Hobbit Bilbo Baggins mağarasına gelerek Tek Yüzüğü elinden alana dek, Sisli Dağların altındaki mağaralarda hemen hemen beş yüz yıl boyunca saklandı. Yüzük Bilbo'dan Frodo Baggins'e geçti fakat Yüzüğün arayan ellerinden alındığı seksen yıl boyunca Gollum onu aramaktan hiç vazgeçmedi.


    Gollum






    Paylaş

  16. #16
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    İSTARİ




    Güneşin 3. Çağın'da Grey Havens (Gri Limanlar)a bir elf gemisi ile gelen 5 Maiar'a verilen isimdir. Grey Havens'da gemi yapımcısı Cirdan tarafından karşılanan bu 5 Maia daha sonraları Elfler (Elves) tarafından Istari olarak adlandırılan fakat İnsanlar (Men) tarafından Wizards denilen büyücülerdi.

    İnsan kılığına girmiş bu 5 Maia'nın Orta Dünya'ya gelme amaçları Sauron'un büyüyen kötülüğüne karşı tüm Orta Dünya'yı haberdar etmek ve onları örgütlemekti. Her biri Valar tarafından seçilmiş bu 5 büyücüden en güçlüsü elflerin Curunir adını verdikleri Saruman'dı. Beyazlar giyinmişti ve bu yüzden ona Saruman The White adı da takılmıştı. Saruman daha sonra kendine Yüzük Yapıcısı Rengarenk Saruman adını takmış ve kötülüğe dönmüştür.



    Istarilerin en güçlüsü Saruman(Curunir)

    Gelen 5 Maiar'dan ikisi mavi kıyafetler giyinmişti. Ithryn Luin veya Blue Wizards diyede bilinen Alatar ve Pallando isimli bu iki Maia, Vala Orome tarafından bu görev için seçilmişlerdi. Onlar hakkında Orta Dünya tarihi fazla bilgi vermez. Sadece doğuya gittikleri ve bir daha geri dönmedikleri bilinmektedir.


    Blue Wizards(Alatar ve Pallando)

    Bir diğer Istari Radagast The Brown; insan ve elf meseleleri ile pek az ilgilenmiştir. Onun Vala Yavanna tarafından Orta Dünya'ya yollanmasının nedeni Kelvar ve Olvar ile yani Orta Dünya'nın konuşamayan canlıları; bitkileri, hayvanları ile ilgilenmesi ve onları Sauron'un kötülüğünden koruması içindi.


    Radagast The Brown

    Son Istari ise aralarında en yaşlı görüneni idi. Gri elbiselere bürünmüştü. İnsanlar tarafından Gandalf The Grey olarak bilinirdi. Elfler ona Mithrandir derlerdi. Cüceler (Dwarfs) ona Tharkun ve Haradrim ise Incanus derdi. Valar Manwe tarafından seçilmişti. Istari'leri karşılayan Cirdan 5 Istari içinde en güçlü ruhun Gandalf olduğunu gördü ve bu nedenle ona korumakta olduğu güç yüzüklerinden Narya The Red'i verdi. Gandalf bu 5 Istari içerisinde Sauron'un kötülüğüne karşı koyabilen tek büyücüydü. Yüzük Savaş'ı sırasında Orta Dünya'nın her yerindeydi. Hornburg savaşında Rohan'a yardım etti. Rivendell'de Frodo'nun nehri geçmesinde onun da katkısı vardı. Pelennor Düzlükleri Savaşı'nda Witch King'i Minas Tirith'in kapılarında durduran oydu. Khazad-Dum'da Balrog'la karşılaşan Yüzük Kardeşliği'ni kurtardı.


    Gandalf The Grey

    Derler ki: Yüzük Savaşı sona erip Sauron'un gölgesi sonsuza kadar kalktığında görevleri biten 5 Istari'den sadece Gandalf geldiği gemi ile Undying Lands'e (Ölümsüz Topraklar) geri dönmüştür.






    Paylaş

  17. #17
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    İZLEYİCİLER

    Mordor’a girmenin sadece iki yolu vardı. Bunlardan biri de batı Mordor’da bulunan ve Shelob tarafından korunan Cirith Ungol’du. Yüzyıllardır bu geçitte bulunan örümcek Shelob, Mordor’a izinsiz girmeye çalışanların yolculuğunu sona erdiriyordu. Fakat yinede Shelob’un geçebilen olursa diye girişin Mordor tarafına bir gözcü kulesi yapılmıştı. Bu kulenin girişinde iki büyük heykel bulunuyordu. Watchers adı verilen bu iki korkunç heykelin izni olmadan giriş imkansızdı. Sadece gözcülerden daha kudretliler zorla içeri girebilirdi. O zaman bile gözcüler keskin bir ses çıkarırlar ve Ork birliklerini uyarırlardı. Her bir heykel birbirine sırtını vermiş üç yüzlü, üç vucutlu korkunç görünümlü heykellerden oluşuyordu. Bu heykeller tamamen kötülük dolu idiler. Gözleri canlıymış gibi parıldar ve kapılardan içeri girmek isteyen –ister görünür olsun ister görünmez- her türlü yaratığı görürlerdi.

    Yüzük Savaşı sırasında efendisi Frodo’yu arayan Sam Gamgee bu kapıdan zorla girmiş ve Tek Yüzük’ün taşıyıcısı Frodo Baggins’i hapis olduğu kuleden çıkarmıştır.






    Paylaş

  18. #18
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    KARTALLAR



    Arda'nın kanatlı yaratıklarının en soylusu olan Eagles (Kartallar), iki güçlü Valar, Havanın Efendisi Manwë ile Yeryüzünün Kraliçesi Yavanna tarafından yaratılmışlardır. Kartallar, en eski ve en bilge ırklar arasında sayılıyorlardı. Bu kuşlar her zaman Manwë'nin habercileri ve hizmetkarları oldular. Manwë'nin gözleri olarak deniz mavisi dünyanın üstünde uçtular ve düşmanlarının üzerine yıldırım gibi düştüler.
    Güneşin İlk Çağında, bu ırkın güçlü bir türü Beleriand'da yaşıyordu. Çevreleyen Dağların Kartalları olarak bilinen bu grup, Crissaegrim olarak adlandırılan doruklardaki yüksek yuvalarda yaşıyorlardı. Bu Kartallar, Mücevherler Savaşında yaptıkları ile büyük ün kazandırlar. Efendileri olan Thorondor, tüm Kartalların en büyüğü ve en soylusu idi. Thorondor'un kanat açıklığı otuz kulaçtı ve bu kuşun hızı en hızlı rüzgarınkinden bile fazlaydı.



    Thorondo

    Thorondor ve ırkı en büyük zaferlerini Öfke Savaşında kazandılar. "Quenta Silmarillion", Büyük Savaşta Kartalların en korkunç kötülüğe - yani kanatlı Ateş Ejderlerine karşı nasıl zafer kazandıklarını anlatır. Güneşin Üçüncü Çağında, Orta Dünya Kartallarının hükümdarı Rüzgarların Efendisi Gwaihir idi. Büyüklüğü İlk Çağın Kartallarının en küçüğü kadar bile olmamakla birlikte, Üçüncü Çağın ölçütlerine göre döneminin en büyüğü idi. Gwaihir'in halkı yani Misty Mountains'in (Sisli Dağlar) Kartalları güçlü savaşçılar olduklarından, Karanlık Güçler onlardan pek korkuyordu.






    Paylaş

  19. #19
    Aktif Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 332
    Tecrübe Puanı 10
    Tecrübe Puanı Gücü : 11

    Standart



    işte beklediğim konu ikinizinde ellerine sağlık çok emek harcamış olmanız lazım böle güzel yapabilmek için bu yüzden

    Rep Please






    Paylaş

    Hem Kendinle Barışık Ol,Hem de Doğayla
    Hem Kaçamaklara Zaman Ayır,Hem de Sorumluluklara
    Hem Cesaretini Göster,Hem de Duygularını
    Hem Zevklerine Sahip Çık,Hem de Dünya'ya
    Hem Düşüncelerinle Farklı Ol,Hem de Hareketlerinle



    ''İŞTE O ZAMAN SANA BÜYÜK DERLER''

  20. #20
    Usta Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jul 2009
    Mesajlar : 1.313
    Tecrübe Puanı 25
    Tecrübe Puanı Gücü : 26

    Standart



    KURT BİNİCİLERİ



    Dağlarda yaşayan Orklar köylere yada yakın yerleşim yerlerine saldıracakları zaman bazı birlikler kurtların üzerinde saldırırdı.Bu birlikler genellikle öncüler,Orc'ların başkanı (ki başkanı genellikle kurtların başkanı taşırdı)ve de başkanın muhafızları olurdu. Bu Orklar kendilerine Warg adını verirlerdi. Elfler ve İnsanlar arasında ise onlara Wolfriders (Kurt Binicileri) denirdi.



    Wolfriderlar çok tehlikeli olurdu.Çünkü hem hızlı hemde çok güçlüydüler. "Red Book of Westmarch" da anlatılan Battle Of The Five Armies de (Beş Ordular Savaşı)Rhovanion Orkları savaşa bu şekilde gelmişlerdi. Ayrıca Yıldızların Çağların'da Beleriand'lı Sindarin Elfleri wolfriders ile pek çok savaşa girmişlerdir.






    Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yandex.Metrica

Turnuval Yasal Uyarı!

Turnuval Bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Web sitemizi kullanmaya devam ederek, turnuval.com hizmetlerini sizlere daha iyi sunabilmek amacıyla kullandığımız cookie'ler (çerezler) ve kişisel verilerinizle ilgili Gizlilik Politikası'nı kabul etmiş olursunuz.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793