atari oyunları
Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: At ve Kılıç [Kitap]

  1. #1
    Bölüm Kaptanı
    Oloroi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi : Feb 2009
    Mesajlar : 1.368
    Tecrübe Puanı 586
    Tecrübe Puanı Gücü : 100

    Standart At ve Kılıç [Kitap]



    Not : Arkadaşlar Warband Hikayeleri Varken Neden Bunu Açtınız Diye Sormayın.Bu Kitap , Diğer İse Tamamen Warband İçin Yazılan Hikayeler.

    Çok Sürükleyici Bir Eser Çıkmış Yazan Arkadaşı Tebrik Ediyorum.Büyük Bir İstekle Devamını Bekliyorum Eklendikçe Bende Buraya Ekleyeceğim.İyi Göz Yormalar

    Not : Sayfa 50000 Karakterden Fazla Almadığı İçin Hikayelerin Bazılarını Tek Tek Koyacağım.


    1. Kitap - Rhodok

    1. Gizli Buluşma - Bölüm 1
    2. Culmarr Kuşatması - Bölüm 1
    3. Gizli Buluşma - Bölüm 2
    4. Culmarr Kuşatması - Bölüm 2
    5. Aile
    6. Kral'ın Adaleti
    7. Kral'ın Hizmetinde
    8. Dostlar Arasında
    9. Eve Dönüş

    10. Tulbuk
    11. Takip
    12. Jamiche Kuşatması
    13. Kızıl Hilal'in Yükselişi - Bölüm 1
    14. Kızıl Hilal'in Yükselişi - Bölüm 2


    Ara (Mini) Hikayeler

    1. Calradia Tarihi
    2. Tanışmalar: Marnid ve Borcha
    3. Tanışmalar: Rolf
    4. Tanışmalar: Matheld
    5. Tanışmalar: Lezalit ve Artimenner
    6. Tanışmalar: Nizar
    7. Tanışmalar: Katrin


    2. Kitap - Svadia

    1. Kaçış
    2. İhanet
    3. Planlar'ın İçindeki Planlar



    __________________________________________________ _______________

    Gizli Buluşma - Bölüm 1


    Lord Etrosq ve adamları Rivacheg'in kuzey kapısına vardıklarında neredeyse güneş batmak üzereydi. Tüccar kılığındaki grup, dikkat çekmemeye çalışarak kapılardan geçip en yakındaki hana doğru yöneldi.

    Han konumu itibariyle devamlı kalabalıktı. Şehre giren çıkan hemen hemen herkes son haberleri almak veya birkaç ticari bilgi edinebilmek için hana uğrardı. Ana salonda boş masa yoktu. Ancak hancının eline sıkıştırılan birkaç dinar, bazı ayyaşları masalarından kaldırmaya yetti.

    Lord Etrosq sıcak baharatlı şarabını yudumlarken hana şöyle bir göz gezdirdi. Herkes konuşuyor ve konuşulanlara kulak kabartıyordu. Bu pek hoşuna gitmedi. Arayışının şehirdeki her meraklı kulak tarafından duyulmasını istemiyordu. Sonunda salonun diğer ucunda kendi aralarında konuşan ufak bir grup gördü. Etraflarındaki masalardakilerin çoğu kafayı bulmuş, kendi çaplarında eğlenmeye başlamışlardı. Konuşulanları duysalar bile ertesi sabah hiçbirini hatırlamazlardı.

    Lord Etrosq yaverine grubu işaret etti. Yaveri tamam anlamında başını salladı. Ardından kalkarak bara gidip bir kadeh içki aldı. Sonra sallana sallana yürüyerek sanki masaları şaşırmış gibi grubun masasına oturuverdi.

    Lord Etrosq olanları masasından izliyordu. Gruptakilerin önce şaşırmış yüzlerini, sonra yaverinin söze girişini gördü. Kısa bir konuşmanın ardından adamların hayır anlamında başlarını salladıklarını, sonra yaverinin çıkardığı dinar kesesini... Birkaç dakika sonra yaveri yanına dönmüştü bile...

    Yaklaşık yarım saat sonra hanın arkasındaki sokaktaydılar. "Adım Ruba'dır beyim." dedi adam. Handaki masada yaverin dinar kesesini ilk kapan kişiydi. "Kervan muhafızıyım. Şehirdeki tüm tüccarlar beni tanır. Ben..."

    Lord Etrosq adamın yüzüne dikkatle baktı. Savaş meydanlarında geçen uzun yılların ardından gerçek bir savaşçı ile bir korkağı ayırt edebilir hale gelmişti. Pek savaşçı yüzü yoktu adamda. Daha çok ilk haydut saldırısında kaçacak biri gibi duruyordu. Ancak şimdilik ellerindeki tek bilgi kaynağıydı. "Kervanımız yok." dedi Etrosq. "Birini arıyoruz, tüccar Roskar'ın adını duydun mu hiç?"

    "Tüccar Roskar adını duydum beyim." dedi Ruba. "Onun bir tane bile kervanını görmedim hiç, ama adını duydum. Batı kapısının orda bir evi var." Başıyla şehrin bir tarafını işaret etti.

    "Bizi oraya, tüccar Roskar'ın evine götürür müsün?" diye sordu Lord Etrosq.

    Ruba sıkılgan bir ses tonuyla cevap verdi. "Tam yerini bilmiyorum, bir kere önünden geçtim, o da gece vaktiydi. Tekrar bulabilir miyim bilmem. Hem ne yapacaksınız ki onu?"

    Lord Etrosq adamın hiç rol yapamadığını gördü ama ses etmedi. İşareti ile yaveri bir dinar kesesini adama doğru fırlatıp "Bu merak etmemen için." dedi "Evi de doğru hatırlasan iyi olur." Ruba keseyi havada kapıp sırıttı. "Bu taraftan beyim." Lord Etrosq'un atının yularına doğru hamle yapmıştı ki yaveri adamı kolundan tutup öne doğru itti. "Önden ben gidiyorum." dedi. "Benim atımın yularını tut!"

    Rivacheg'in kargacık burgacık arka sokaklarında ilerlerken Lord Etrosq; "acaba bu adam, tüccar Roskar adını kullanan kişinin, aslında Rhodok'un sürgündeki veliahtı Lord Kastor olduğunu bilseydi; iki kese dinar ile yetinir miydi?" diye düşünmekten kendini alamadı.
    __________________________________________________ _______________

    Culmarr Kuşatması 1. Bölüm


    Marnid Calradia'daki işlerin ilerleyişine hep hayret etmişti. Burada, kuşattıkları bir kalenin hemen surlarının altında bekliyordu. Ancak hayatı şu anda olduğundan daha güvende olamazdı.

    Barış zamanında insanların birbirlerinin kuyusunu kazmaları, arkalarından iş çevirmeleri, yalan ve her türlü ihaneti normal karşılanırken, savaş zamanında tüm Calradia'da ilginç bir dürüstlük ve onur kuralı uygulanırdı.

    Kuşatma başladığında kalenin komutanına teslim olmaları için 3 gün süre vermişlerdi. Süre bu gün, güneş batarken son buluyordu. Marnid biliyordu ki, güneş batana kadar istediği gibi surların önünde dolaşabilirdi. Kaleden hiç kimse ona saldırmayacaktı. Savaşın yazılı olmayan kuralları bunu söylüyordu. Ancak güneş batınca...

    Güneş yavaş yavaş batıdaki dağlara doğru alçalırken Marnid son kez ana kapının önüne gelip yukarıya seslendi. "Evet," diye bağırdı. "cevabınız nedir?"

    Surlarda bir hareketlenme oldu, okçu oluğunda iri yarı, uzun kızıl sakallı biri belirdi. Lord Culmarr'ın ta kendisiydi. "O Svadia köpeklerine söyle" diye bağırdı. "Ben canlı olduğum sürece kimse bu kaleyi alamaz! Culmarr kalesi hiçir zaman Svadia'nın eline geçmedi, geçmeyecek te..."

    "Öyle olsun" dedi Marnid aşağıdan. İçten içe "Zaten böyle olacağını biliyordum." diye düşünüyordu. "Öyleyse savaşa hazır olun, artık düşmanız." Sonra atına binip tepenin ardındaki kuşatma kampına doğru yola çıktı. Artık surların altında emniyette değildi.

    *******

    Marangozlar harıl harıl çalışıyor, kuşatma kulesini bitirmeye çalışıyorlardı. Güneş batana kadar süreleri vardı. Kule bu akşam bitmeli ve yarın sabah kuşatma başlamalıydı. Alhedras bir gün bile gecikmek istemiyordu. Bir rhodok birliğinin gelmesi ve kuşatmayı yarmaya çalışması an meselesiydi.

    Etrosq kalesi ve Yalen bir ay önce ele geçirilmişti. Ancak yenilgiye uğrayan Rhodok kuvvetleri hala oralarda bir yerlerdeydi. Dağınıktılar, ancak iyi gizleniyor ve Svadia erzak kervanlarına veya destek birliklerine saldırıyorlardı. Son bir ay içerisinde Ibdeles kalesi iki kez kuşatılmış ancak iki seferde de kuşatma kampı bu dağınık birlikler tarafından saldırıya uğramıştı. Çok fazla kayıp veren kumandanlar mecburen kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmışlardı. Alhedras'ın vazgeçmeye niyeti yoktu...

    Alhedras kendi çadırından çıkıp kampın merkezindeki komuta çadırına doğru giderken durup birkaç şövalyeyle şakalaştı, okçulara talimatlarını yineleyip sırtlarını sıvazladı, akşam yemeğinin tadına bakıp eksik malzeme kullandıkları için birkaç aşçıyı azarladı. Askerlerin savaşmadığı zamanlarda da morallerinin yüksek tutulması gerekiyordu.

    Çadıra vardığında Marnid girişte bekliyordu. Alhedras ona baktığında sadece omuz silkmekle yetindi. Culmarr'ın cevabını zaten ikisi de tahmin ediyorlardı. Çadıra girdiler.

    İçeride üzerinde kale planların yayılı olduğu ufak bir masa vardı. Lezalit, Artimenner, Borcha, Matheld ve birkaç şövalye planların başında konuşuyordu. Alhedras içeri girince şövalyeler hemen selam verdi. "Rahat" dedi Alhedras şövaleyelere, sonra diğerlerine döndü. "hazır olmayan bir şey var mı? Artimenner?"

    "Kule hemen hemen hazır Alhedras," dedi Artimenner. "birkaç saate işi biter. Sabaha surlara yanaştırmış oluruz."

    "Yeni adamlarımız nasıl Lezalit?" diye sordu Alhedras. "Görevlerini iyi anladılar mı?"

    "Evet" diye cevapladı Lezalit sırıtarak. "Nord'larımız biraz heyecanlılar ancak hepsi iyi iş çıkaracaktır. Rhodok çavuşları daha ne olduğunu anlamadan işlerini halledecekler."

    Bu sırada Katrin ve Rolf içeri girdiler. Rolf'un yüzü kıpkırmızıydı ve söyleniyordu, Katrin'se kahkahalarla gülüyordu. Rolf hışımla taburelerden birine oturdu.

    "Üçüzler," dedi Katrin, savaşçı üç kız kardeşi kastederek. "Yine bizimkini biraz sıkıştırdılar. Beyefendimizin terbiyesi o kadar fazla ki kızların sözleri biraz utanmasına sebep oldu."

    "Utanmadım," diye gürledi Rolf. "Genç kızların bu tür şeylerden konuşmasına sinirlendim sadece. Geldiğim yerde genç kızlar oturup nakış işleyip hizmetçilerin işlerini kontrol ederler. Bu üçü gibi ellerine kılıç alıp erkeklerle aşık atmazlar!"

    "Biz de mi nakış işleyelim?" diye sordu Matheld. "Ama bu ellere yazık değil mi? hep iğne batacak... Hem Katrin'in gözleri de eskisi kadar iyi görmüyor. Aslan* işleyeceğine Ayı* işleyiverirse ne olacak?"

    "Sizin durumunuz farklı" dedi Rolf püfleyerek. "Ahh, neyse ben birşey demiyorum siz işinize bakın. Yarın sabah görüşürüz." Ardından yine söylene söylene kalkıp çadırdan çıktı. Çadırdaki herkes arkasından gülüyordu.

    "Moralleri yerinde," diye düşündü Alhedras. "Savaştan önce bu iyi." Dikkat çekmek için parmağıyla masaya vurdu. "Küçük eğlencemiz bittiğine göre planların son kez üstünden geçelim. Herkes burda mı?... Nizar nerde kaldı?"

    "Ben zaten burdayım" dedi Nizar. Herkes arkasını dönüp baktığından Nizar'ın köşedeki bir şiltede uzanmış olduğunu gördüler. Uzun zamandır zaten oradaymış gibi görünüyordu. Uyuşuk bir şekilde uzanıp yanından ayırmadığı lavtasını aldı. "Benden rahatsız olmayın," dedi altı telli çalgıya akort basarken. "Siz devam edin ben burdan dinliyorum."

    "En azından savaşmak isteyen herkes hazır olduğuna göre" diye başladı Alhedras lavtadan gelen seslerin eşliğinde. "Planı yeniden gözden geçirelim."

    "Kule Borcha ve adamları tarafından sabahın ilk ışıkları ile surlara doğru itilecek. Bu sırada Matheld ve Katrin arbaletçiler ile surlardaki okçulara baskı yapacaklar. Kule sura ulaşıp rampa açıldığında ilk olarak sürprizimizi göndereceğiz. Sürprizimiz işini yaptığında Lezalit'in komutasındaki şövalyeler saldıracak. Giriş yolu açıldığında Lezalit ve Artimenner birlikleri ile sağ tarafa, Marnid, Rolf ve ben ise adamlarımız ile sol tarafa gideceğiz. Biz surlara çıktıktan sonra Borcha herhangi bir karşı saldırıya karşı kulenin emniyetini sağlayacak."

    "Surlar temizlendikten sonra Lezalit ve Artimenner avlunun emniyetini sağlayacaklar. Biz kapıya yönelip kapıyı açacağız. Sizin" diye Matheld ve Katrin'i işaret etti. "ok atışlarını tam zamanında kesip kapıda olmanız lazım. Bundan sonra güçlerimiz birleştirip iç kaleye saldıracağız. Nizar sen..."

    "Sağolun ben almayayım" dedi Nizar yattığı yerden. "Ben bozkırlarda at üstünde savaşan asil bir savaşçıyım. Kale kuşatmak benim işim değil. Ben burada sizin dönmenizi beklerim. Hatta zaferiniz için bir şarkı bile besteleyebilirim size..."

    "Pekala," dedi Alhedras. Dostları ve o Nizar'ın bu hallerine çoktan alışmışlardı. Nizar'ın o asil savaşçı ruhu pek sık ortaya çıkmazdı. "herkes görevini anladığına göre dinlenmeye çekilebiliriz. Yarın zor bir gün olacak ama umalım ki zaferle sonuçlansın."

    Hep birlikte "ZAFERE" diyerek kadeh kaldırdılar. Çadırdan çıkarlarken Nizar'ın zafer kelimesine kafiyeli bir dize bulmaya çalıştığını duyabiliyorlardı.

    * Aslan Svadya'nın, Ayı ise Rhodok'un simgesidir. İki krallık ta sancaklarında bu hayvan motiflerini kullanırlar.
    __________________________________________________ _______________


    Gizli Buluşma - Bölüm 2

    Kervan muhafızı Ruba, Lord Etrosq ve beraberindekileri yıkılacakmış gibi duran eski bir binanın önüne getirdiğinde neredeyse geceyarısıydı. Evin küçük bir avlusu vardı. Kapıdaki uşak pek sorun etmeden atlıları avluya aldı.

    Ruba sırıtıp ellerini ovuştururken Lord Etrosq avluyu inceliyordu. Geceyarısı olmasına rağmen avluda dolaşan birileri vardı. Başını çevirdiğinde girdikleri kapının kapatılmış olduğunu gördü. Önünde iki kişi duruyordu. Tuzak mı acaba? diye düşündü. Belki de Ruba bu tüccar müsvettelerinden daha fazla para almayı düşünmüştü...

    Adamları her ne kadar savaşçı olsalar da kılık değiştirdikleri için yanlarında sadece hafif silahlar vardı. Ayrıca karşı tarafın kaç kişi olduklarını bilmiyordu. Herşey aleyhlerindeydi...

    Evden pelerine sarılmış kısa saçlı tıknaz bir adam çıktı. Pelerini tüm vücuduna sarmıştı. Üzerinde silah olup olmadığı görülmüyordu. Gruba doğru yaklaşarak doğrudan Lord Etrosq'a doğru konuştu:

    "Hayırlı sabahlar beyim, Roskar beyimizi arıyormuşsunuz diye duydum. Acaba beyimi kim arıyor öğrenebilir miyim?"

    Lord Etrosq yine yılların verdiği tecrübe ile adamı baştan aşağı inceledi. Bu adam sıradan bir uşak değildi. Duruşundan ve konuşmasından adamın bir savaşçı olduğu anlaşılıyordu. İşleri iyice zorlaşmıştı...

    "Onunla kadife ticareti yapmak istiyorum. İyi fiyat verdiğini duydum" diye cevap verdi Etrosq. Bu şifreyi Veluca'daki Kastor'un ailesinden almıştı. Ailesi yıllardır gizlice Kastor ile haberleşiyordu. Ancak şifre daha çok haberciler içindi. Bu şekilde kullanılmasına nasıl tepki alacağını bilmiyordu.

    Şifreli kelimeyi duyan uşak bir adım daha yaklaştı. Etrosq'un yaveri atında doğruldu. Aynı anda avludaki karaltılar arasında da hareketlenmeler oldu. "En az on kişiler" diye düşündü Etrosq. "Şimdi saldırırlarsa karşılık veremeden ölüp gideriz!"

    Uşak bir adım daha yaklaştı. Etrosq'u inceliyor gibiydi. Yüzünde ne düşündüğünü belli edecek bir mimik yoktu. Neden sonra yüzündeki sabit ifade gitti, gülümsedi. "Sizi tanıdım lordum" dedi. "Lord Etrosq'sunuz, sizinle Grunwalder kalesinde beraber savaşmıştık. 3 hafta boyunca o svadya köpeklerini içeri almadık."

    Etrosq rahatladı. Uşak eski bir askerdi anlaşılan. Kastor kendi güveneceği adamlarını da getirmişti yanında. "Sen beni tanıyorsun," dedi adama. "Peki ben seni tanıyabilir miyim?"

    "Adım Bunduk lord'um" dedi adam. "Lord Kastor'un muhafız çavuşuyum. Şimdi izin verirseniz görüşmeyi ayarlayalım..." yukarıya bakarak başını salladı.

    Lord Etrosq da yukarı baktı. Balkonda elinde kapaklı bir fener tutan birini gördü. Adam fenerin kapağını açtı, sonra kapadı. Sonra tekrar açıp kapadı. Sonra bir kez daha. Ancak bu kez daha uzun süre kapağı açık tuttu. Birilerine haber gönderiyorlardı! Birkaç saniye sonra birkaç sokak ötedeki başka bir evin çatısından benzer ışık parlamalarını gördü.

    "Şimdi gidebiliriz" dedi Bunduk. "Lord Kastor bizi bekliyor."

    "Gitmek mi?" diye sordu Etrosq. "Lord Kastor burada değil mi?"

    "Hayır" diye güldü Bunduk. "Burası sadece güvenlik için. Lord'um başka bir evde kalıyor."

    *****

    Birkaç sokak ötedeki başka bir evin önündeydiler şimdi. İlk evden çok daha eski, daha yıkık gözüküyordu. Lord Kastor onları kapıda karşıladı.

    "Etrosq, dostum" diyerek sarıldı Etrosq'a. "Görüşmeyeli uzun zaman oldu nasılsın? Veluca nasıl? Ailemi gördün mü? Burada onlardan bazen mektup alıyorum ama gerçekte nasıl olduklarını merak ediyorum hep. Kızım büyüdü mü? Ah neler diyorum ben. Kusura bakma dostum. Bunca yıllık sürgünden sonra insan bazı görgü kurallarını unutuyor. Gel içeri geçelim..."

    Yarım saat kadar sohbet ettiler. Etrosq Kastor'a veluca ve ailesiyle ilgili son haberleri verdi. Ancak konuyu bir türlü bağlayamıyordu. Yarım saatin sonunda konuşma tıkandı. Kısa bir süre sessizlik oldu. Kastor'da sorunu anlamıştı.

    "Ee dostum" diye başladı. "Buraya bana sırf velucanın havasından suyundan haber vermek için gelmedin herhalde? Seni bu kadar gizlilikle buralara getiren sebep nedir?"

    "Savaş" diye başladı Etrosq. Konuyu Kastor'un açmasından rahatlamış bir şekilde. "Biliyorsunuz Svadya ile olan savaşımız hiç iyi gitmiyor. Eminim haberler buraya kadar ulaşıyordur."

    "Parça parça" diye cevapladı Kastor. "Ama hepsine güven olmuyor. Durum ne kadar kötü?"

    "Bir ay kadar önce Yalen'i kaybettik. Daha öncesinde Etrosq'u, Almerra'yı, Grunwalder'i ve Jamiche'yi... Ülkenin neredeyse yarısı elden gitti. Ben yola çıkarken Ibdeles ve Culmarr'ın kuşatılmasına hazırlanıyorlardı."

    Kastor düşüncelere dalmıştı. "Gerçekten kötüymüş." dedi. "Hiç karşı saldırı yapamadınız mı? Kral Graveth..."

    "Efendim Kral Graveth çıldırdı!" diye araya girdi Etrosq. Kalelerimiz düşerken doğru düzgün bir karşı saldırı organize edemedi. Hemen önündeki Almerra düşerken Jelkala'da oturmaya devam etti! Yalen'e yardıma giden birlikleri dahi geri çevirdi!"

    Kastor hala sessizdi. Etrosq konuşmaya devam etti. "Durum kötüleştiğinde lord'lar Svadya'ya ateşkes teklifi gönderilmesini önerdiler. Reddetti! Savaşmıyor, barış da yapmıyor. Jelkala'da oturup sadece bekliyor. Bu sırada Svadya teker teker tüm topraklarımızı elimizden alıyor!"

    Kastor bu yakarışın ardından neyin geleceğini biliyordu. Yine de sormadan edemedi. "Benden bu konuda ne yapmamı istiyorsun Etrosq? Açık konuş..."

    "Efendim," diye söze başladı Etrosq. İşte buraya gelmesinin sebebine gelmişti sıra. "Sizden ülkenize dönüp Rhodok kralı görevini devralmanızı istiyorum. Ülkeyi tekrar eski haline getirebilecek olan biri var ise bu Graveth değil sizsiniz. Diğer lord'ların bir çoğu da benimle aynı fikirde. Eğer dönerseniz..."

    "Eğer dönersem ne?" diye araya girdi Kastor. "Dönersem ne olacak? Tekrar oylama mı yapacaksınız? 5 yıl önceki gibi ikimizi karşı karşıya mı getireceksiniz? Geçen sefer Lord Graveth'ten korkan sizler, şimdi Kral Graveth'e karşı oy verecekler mi?"

    "Şu an içinde bulunduğumuz durum 5 yıl öncesinden farklı" dedi Etrosq. "Hem o zaman Graveth silahlıydı ve"

    "Kutsal mekanımızda" diye gürledi Kastor. Yıllardır üzerine basılan bir yaraydı bu. "Silah sokmanın yasak olduğu kutsal konseyimize silahlı girdi. Peki siz onu cezalandırmak yerine ne yaptınız? Başınıza kral seçtiniz! Şimdi de bu günaha alet olmuş bir konseyin beni kral seçeceğini mi söylüyorsun Etrosq? Size güvenmemi mi istiyorsun?"

    "Efendim şunu bilmenizi isterim ki 5 yıl önce Graveth'e oy vermemin tek sebebi konseyin bir bütün olarak kalmasını istememdi. Benim gibi düşünen diğer lord'lar da size oy vermek yerine Graveth'i seçtiler. Çünkü asıl olarak ülkenin iç savaşa sürüklenmesini istemiyorlardı."

    "Aman ne iyi yaptınız" dedi Kastor. Az evvelki patlamadan sonra yavaş yavaş sakinleşiyordu. "Şimdiki durumunuz ortada."

    "Bunu değiştirebiliriz" dedi Etrosq.

    "Nasıl?" diye sordu Kastor. "Oyların yeterli olacağına nasıl garanti verebilirsin? Yine o eski entrikalar dönecek. Birkaç ünvan, biraz toprak. Sonra Graveth yine kral seçilecek ve bu kez benim kaçma şansım da olmaz."

    "Bu kez farklı bir yol izleyeceğiz." diye cevapladı Etrosq. "Hemen krallık seçimine gidersek Graveth kazanacaktır. Ancak savaşta olmamız bize bazı avantajlar sağlıyor."

    "İlk olarak Veluca'ya döneceğiz." diye devam etti. "Orada bir savaş konseyi kuracağız ve sizi Mareşal olarak seçeceğiz. Savaş ortamında buna kimse karşı çıkamaz. Sonra oluşturacağımız orduyla Svadya'ya karşı birkaç küçük savaş kazanmamız yeterli. Belki bir kaleyi geri alırız. Graveth başarılarımız karşısında daha da çıldıracak ve kendi adamlarını sıkıştıracaktır. Toprak ve kalelerini kaybetmiş lord'lara biraz ganimet dağıttıktan sonra da konseyi toplayıp seçime gidebiliriz. Ondan sonra kim Graveth'i seçer merak ediyorum."

    "Riskli bir plan" dedi Kastor sonunda. "Herşey savaşın gidişatına bağlı. Ya bu sırada Svadya ile barış olursa?"

    "Risk var, doğru" dedi Etrosq. "Ancak önemli olan bunun değip değmeyeceği..."

    "Rhodok için?" dedi Kastor.

    "Rhodok için" diye cevapladı Etrosq.

    Kastor bir süre sessiz kaldı. Konuştuğunda sesi düşünceliydi. "Başaramazsak ölümümüz ya Graveth'in elinden olur ya Svadya'nın..."

    "Başarırsak da ülkeyi kurtaracağız." dedi Etrosq.

    "Başarırsak..." dedi Kastor. Pencereden yeni doğan güneşin ışıltıları içeri vururken gözlerine tekrar parıltı gelmişti. Yıllardır içerilerde bir yerlerde küllenmiş olan bir ateş tekrar alevlenmiş gibiydi.

    "Pekala" dedi. "Seninle birlikte Veluca'ya geliyorum. Önce şu Svadya ile bir görüşelim. Sonra sıra Graveth'e gelecek!"
    __________________________________________________ _______________


    Culmarr Kuşatması - 2. Bölüm


    Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kuşatma kulesi hareket geçti. Borcha'nın birliği, yani acemiler var gücüyle kuleyi itiyor ve büyük ihtimalle içlerinden ne zaman gerçek bir savaşçı olabileceklerini düşünüyorlardı.

    Kule ağırdı, Artimenner'in tüm diğer kuşatma makineleri gibi. "Sağlam olması hızlı olmasından iyidir." derdi hep. Kirişleri en kalın ve en sağlam ağaçlardan seçerdi. Üzerindeki tam donanımlı onlarca savaşçının ağırlığını kaldırmalıydı çünkü.

    Her hareketinde gıcırdayan kulenin yoğun arbaletçi atışı altında ilerleyip surlara varması 2 saat kadar sürdü. Son birkaç metrede Alhedras en üst kata, Lezalit'in bulunduğu bölüme çıktı. Hemen önlerinde özel kuşatma ekibi duruyordu.

    "Efendim," dedi Lezalit. "Bir alt kata inseniz daha iyi olur. Burası birazdan epey karışacak."

    Alhedras hayır anlamında başını salladı. Planının işe yarayıp yaramayacağını kendi gözleri ile görmek istiyordu. Lezalit itiraz etmeye hazırlanırken kulenin ilerlemesi durdu.

    "Geldik" dedi Lezalit, artık Alhedras'ın nerede duracağı üzerinde düşünecek vakti yoktu. Bir kumandan olarak saldırıya konsantre olmalıydı. "Kalkanlar hazır olun" diye bağırdı. "Rampa indiğinde hemen pozisyonunuzu alın!"

    Lezalit daha önce de Rhodok'a karşı savaşmıştı. Rampa indiğinde üzerinde bir Rhodok kalkan duvarı bulacağını biliyordu. Rhodok geleni rampada durduracak ve yanlardan arbaletçiler ile baskı altına alacaktı. Ancak bu sefer Lezalit hazırlıklıydı. Onlara kendi silahları ile cevap verecekti.

    Rampa indiğinde onlarca adam ileri fırladı. Ellerinde daha önceki Rhodok savaşlarından alınmış geniş Rhodok kalkanları vardı. Aynı anda diğer taraftan Rhodok birlikleri de rampaya çıktı. İki grup büyük bir gürültüyle rampanın ortasında çarpıştılar.

    Kimse yaralanmadı veya ölmedi. Çünkü bu ilk hareketin böyle bir niyeti yoktu. İki taraf ta geniş kalkanlarını kaldırmış, rampanın ortasında birbirini itiyor üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Birkaç dakikalık itiş kakıştan sonra güçler eşitlendi.

    Rampa kilitlenmişti.

    Lezalit arbaletçilerin yakında atışa başlayacaklarını biliyordu. "Yancılar!" diye emir verdi. Yine geniş Rhodok kalkanlarına sahip bir grup ileri fırladı ve yanlarda (tam da zamanında) bir kalkan duvarı oluşturdu. Duvar tamamlanır tamamlanmaz arbalet atışları başladı. Kalkanlar çınlıyor sarsılıyor ama adamlar yerinden kıpırdamıyordu.

    Rampada hala hareket yoktu.

    Kalkanlar arbalet oklarını durdursa da çok fazla dayanamazlardı. Şimdi Alhedras'ın planına gelmişti sıra.

    Alhedras Rhodok'un savaşma stratejilerini uzun uzun incelemişti. Defansif savaş düzenleri hayran kalınacak cinstendi. Özellikle surlarda geniş kalkanları ve ağır zırhları ile konuşlanmış bir Rhodok birliği, adeta surun bir parçası haline geliyor ve ağır kayıplar verilmeden yerlerinden sökülemiyorlardı.

    Alhedras devamlı ve devamlı saldırırsa eninde sonunda bu savunmayı yarabileceğini biliyordu. Ancak bunun için ne yeterli adamı ne de zamanı vardı. Başka bir şey düşünmeliydi.

    Sonra Alhedras bu muhteşem savunmadaki ufak bir çatlağı farketti. Rhodok savunması o kadar sıkı ve sağlamdı ki, hareket etmekte zorlanıyordu. Bu açığı kullanmak isteyen Alhedras çok büyük miktarlarda dinar harcayıp özenle seçilmiş 20 Nord paralı askeri tutmuştu. Şimdi kulenin en üst katında Alhedras ve Lezalit ile birlikteydiler.

    Nord'lar kısa boylu, tıknaz ve yapılıydılar. Üzerlerinde çok hafif zırhlar vardı ve sadece kısa kılıç, kısa balta veya küçük fırlatma baltaları taşıyorlardı. Kalkanları veya miğferleri yoktu. Hepsi vücutlarına savaş boyaları sürmüşlerdi.

    Alhedras'ın işaretiyle Nord'lar ileri fırladı. Adamlarının omuzlarına ve başlarına basarak kalkan duvarını aştılar ve Rhodok askerlerinin arasına daldılar.

    Alhedras Nord'ların kaleyi fethetmesini beklemiyordu. Onların görevi hareketsiz Rhodok savunması içerisinde dolaşmak, mümkün olduğu kadar fazla rahatsızlık vermek ve savunma hattını bozmaktı.

    Öyle de oldu. Ufak tefek ve hafif zırhlı Nord'lar kalkanlı ve ağır zırhlı sıkışık Rhodok sıraları arasında dolaşıyor. Tekmeliyor, ısırıyor, kılıçları ve baltaları ile ufak kesikler atıyor ve sonra hop! birden başka bir sıranın arasına girip ortadan kayboluyorlardı. Gece uyutmayan sivrisinek gibiydiler.

    İlk birkaç dakika bir şey olmadı. Rampadakiler hala sabit duruyordu. Sonra aniden sağ taraftaki arbaletçi atışı kesildi. Nord'lar arbaletçilerin arasına dalmıştı.

    Lezalit fırsatı kaçırmadı. "Sağ taraf ŞİMDİ!" diye bağırdı. Sağ yandaki adamlar kalkanlarını bırakıp ön tarafa yüklendiler.

    Rampadaki Rhodok askerleri önce biraz kıpırdandı sonra baskıya dayanamayıp ilk önce bir adım, sonra iki adım ve sonra durmaksızın geriye doğru çekilmeye başladılar. Adamlar yüklendikçe geriye çekilmeleri hızlandı. Sonunda bir tanesi dengesini kaybedip rampadan aşağı düştü. Bunu bir diğeri izledi ve en sonunda kalan duvarı aniden boşaldı. Svadya birlikleri ete giren bir kama gibi surlara daldı.

    Surlara ilk çıkanlar Svadya şövalyeleri oldu. Battal kılıçları ve seheryıldızları ile silahlanmış ağır zırhlı şövalyeler sağa ve sola dönerek surları temizlemeye başladılar. Bu sırada Borcha, Marnid, Artimenner ve Rolf üst kata çıkmışlardı.

    "Pekala" dedi Alhedras. "Planladığımız gibi... işte başlıyoruz."

    Herkes ileri fırladı. Lezalit ve Artimenner çoğunluğunu svadya şövalyelerinin oluşturduğu birlikleri ile sağa doğru dönerek sur üzerinde ilerlemeye başladılar. Alhedras, Marnid ve Rolf ise piyadeler ile birlikte sola döndü. Bu arada Borcha kulenin emniyeti sağlamak üzere acemi birliğini yerleştiriyordu.

    Nord fikrinin işe yaradığını görmek Alhedras'ı sevindirmişti. Surların üzerinden geçip ilk kuleye vardıklarında Alhedras ve Rolf merdivene doğru yöneldi. "Biz avluya iniyoruz" dedi Marnid'e. "Sen bir sonraki kuleden in, surları Lezalit'e bırakalım o temizlesin. Biz avluyu emniyete alalım."

    Sonra Rolf ve piyadelerin bir kısmı ile birlikte merdivenlerden aşağı inmeye başladılar. Burada ilginç bir manzara ile karşılaştılar. İki grup Rhodok askeri merdivende karşılaşmıştı. Bir kısmı aşağı inmeye çalışıyor, diğerleri ise yukarı çıkmaya çalışıyorlardı. Nord'lar kafalarını oldukça karıştırmışlardı anlaşılan. Hemen saldırıya geçtiler. Kısa bir süre sonra tekrar merdivenden inmeye başlamışlardı.

    Alhedras avluya indiğinde orada burada koşuşturan bir kaç Nord ve peşlerinde takip eden Rhodok askerlerini gördü. Karışmadı, sonuçta Nord'lar bu iş için para alıyorlardı. Ana kapıya doğru yöneldi.

    Kapıdaki direniş çok fazla değildi. Halledip kapıyı açtıklarında Katrin ve Matheld'in beklediğini gördüler. Yanlarında arbaletçiler hazır bekliyordu. "Çok uzun sürdü çocuk" dedi Katrin gülerek. "Bu kadar uzun süreceğini bilseydim ben de kuleden girerdim."

    Matheld ise yanından geçerken kısa bir bakış atmakla yetindi. Alhedras karnında birşeylerin kıpırdandığını hissetti. "Şu kadın!" diye düşündü. Ama şimdi Matheld ile uğraşacak zamanı yoktu. Hepsi birden avluya girerken Alhedras batı duvarının altındaki büyük binayı işaret etti. "İç kaleye gidiyoruz!"

    ****

    İç kalenin çift kanatlı kapısı kapatılmış. Rhodok arbaletçileri pencerelerde yerini almıştı. Tam bir arbaletçi savaşı gerçekleşiyordu.

    Baltalı adamlar kapıya saldırıyor, Rhodok'lar yukarıdan onları vurmaya çalışıyorlardı. Svadya'lı arbaletçiler de onları vurmaya çalışıyordu.

    Lezalit ve Artimenner saldırıyı yönetiyordu. Diğerleri yandaki bir ahırda oturmuş bekliyorlardı. Birkaç ufak çizik dışında aralarında yaralanan olmamıştı. "Kaleye girmemiz daha kısa sürmüştü!" dedi Alhedras dişlerini gıcırdatarak. Neredeyse bir saattir iç kalenin kapısını kırmaya çalışıyorlardı. Ancak rhodok arbaletçileri işlerinde iyiydi. Çok fazla yaralıları vardı.

    Artimenner ellerini ovuşturarak içeri girdi. "Alhedras," dedi "iyi haberlerim var."

    "Lütfen kapıyı kırdığınızı söyleyin" dedi Alhedras. "Hayır," diye cevapladı Artimenner. "ama sanırım içeri girmenin başka bir yolunu bulmuş olabiliriz."

    İç kalenin kuzey tarafında rhodok arbaletçilerinin görüş alanı dışındaydılar şimdi. Artimenner duvardaki bir bölümü gösterdi. "İşte" dedi.

    Alhedras duvara baktığında dikkat çekecek herhangi bir şey göremedi. "Bu.. bir duvar" dedi sonunda. "Ben de kapı falan buldun sanmıştım. Duvarlardan geçebileceğini mi söylüyorsun Artimenner?"

    "Hayır, hayır" diye cevapları Artimenner. "Duvardaki izleri görmüyor musunuz? Bakın şuradaki eğimi? Bu bölüm sonradan örülmüş, belki önceki kuşatmaların birinde bir mancınık duvarı parçalamıştır. Sonra da duvarı tekrar örmüşlerdir. Bilmiyorum, ancak bu bölge duvarın geri kalanından farklı, harcı daha zayıf. Binanın ağırlığı altında eğilmiş."

    Alhedras duvara bakmaya devam etti ama hala bir fark göremiyordu. Sonunda yapı işlerini Artimenner'e bırakmaya karar verdi. "Kırabilir miyiz?" diye sordu. "Kapıdan daha çabuk olacağı kesin." diye cevapladı Artimenner.

    ****

    Açılan delik küçüktü. Sürünerek geçilebilirdi ancak. Tüm adamların buradan girip iç kaleyi almaları imkansızdı. Daha önce kullandığı stratejiyi yine kullanmaya karar verdi Alhedras. Sağ kalan yaralanmamış birkaç nord ve küçük bir kuvvetle içeri girecek ve dikkat dağıtıp kapıyı içeriden açacaklardı.

    Delik küçük bir odaya açılıyordu. Alhedras ve Rolf ile birlikte bir düzine kadar savaşçı içeri girmişti. Diğerleri ön kapı açıldığında hızlıca içeri girmek için hazır bekleyecekti.

    Rolf kapıyı hafifçe aralayıp baktı. "Uzun bir koridor" diye tarif etti. "Görünüşte kimse yok ama yan kapılar var."

    "Pekala," dedi Alhedras. "Şu anda iç kalenin kuzey tarafındayız. Kapı doğuya bakıyor. Yani hepimiz dağılıp soldaki kapılara bakarak ilerleyelim. Eninde sonunda ana kapıya ulaşacağız." Adamların hepsi başlarını tamam anlamında salladılar. Rolf kapıyı açtığında hepsi birden ses çıkarmamaya çalışarak koridora çıktılar.

    ****

    "Bu taraftan" diye bağırdı Rolf. Kapının bulunduğu salonun diğer ucundaydı. Çift elli baltası ile kesip biçerek kapıya doğru ilerlemeye çalışıyordu. Salona bakan diğer kapılardan birkaç Nord savaşçısı girdi. Salon karışmıştı.

    Alhedras dövüş seslerini duyuyordu ancak binanın içinde kaybolmuştu. Sol taraftaki birkaç kapı ve koridoru izlemiş ancak ya yukarı ya da aşağı inen merdivenlerle karşılaşmıştı. Geri dönerken de yanlış bir yerden dönmüştü. Şu anda kalenin neresinde olduğu konusunda en ufak bir fikri yoktu.

    Bir köşeden döndü ve başka bir kapı ile karşılaştı. Önünde de ellerinde mızraklı balta olan iki rhodok çavuşu vardı. Alhedras'ı gördüklerinde hemen saldırdılar.

    Alhedras'ın elinde (kalkanı sırtında asılı olduğu için) çift eliyle tuttuğu battal kılıcı vardı. İlk rhodok çavuşunun saplama hareketini sola doğru savuşturdui. Üzerine doğru gelen adamın gelişine bir tekme atarak yere düşürdü. Diğerinin yukarıdan gelen savurma hareketini görüp son anda kenara kaçtı. Baltalı mızrak yere vururken kılıcını kaldırıp adamın ellerine doğru indirdi. Adam kopan kolunu tutarak yerlerde yuvarlanmaya başladı.

    Bu arada yerdeki adam kalkmıştı. Bu kez soldan bir savurma yaptı. Alhedras soldan gelen saldırıyı karşıladı ve sola doğru etrafında tam bir tur dönerek eğildi ve kılıcını adamın bacağına doğru savurdu.

    İki adam da yerde yuvarlanırken Alhedras kapıya yöneldi. Bu ikisinin neyi beklediğini merak etmişti. Kapıyı açtı. Karşısında taht odası ve elinde çift elli bir seheryıldızı tutan Lord Culmarr duruyordu.

    ****

    Büyük bir gümbürtü koptu. Binanın içinde yankılanan sesler aniden arttı.

    "Teslim ol Culmarr" dedi Alhedras. "Kapı açıldı. Adamlarım birazdan burda olur. Aptallık etme."

    "Teslim olmak mı?" dedi Culmarr. "Burası Culmarr kalesi seni köpek! Atalarım bu kaleyi hiç kimseye vermediler. Benden de alamazsın!"

    Aniden saldırdı. Alhedras oldukça ağır bir silahı bu kadar kolay kullanan birini daha önce görmemişti. Kılıcı ile son anda karşılayabildi. Yine de darbe o kadar güçlüydü ki iki adım geri savruldu. Culmarr'ın sonraki saldırısında kalkanını ancak eline alabilmişti.

    Taht odası içinde savaştılar. Culmarr çift elli silahı hem saldırıda hem de savunmada oldukça iyi kullanıyordu. Alhedras ağır darbeler alan kalkan tutan kolunun uyuşmaya başladığını hissediyordu. Battal kılıcı ile bir saplama yaptı.

    Culmarr o anda sol eliyle tuttuğu seheryıldızı ile kılıcı karşıladı ve sağ eliyle Alhedras'ın kaldırdığı kalkana yumruk attı.

    Alhedras bütün yaşamı boyunca yaptığı savaşlarda böyle bir darbe ne görmüş nede duymuştu. Adam GÜÇLÜYDÜ! Kalkanı havadaydı ancak böyle bir darbe beklemiyordu, tamamen hazırlıksız yakalanmıştı. Geriye doğru tökezledi ve sırtüstü yere düştü. Kalkanını tekrar kaldırmayı son anda akıl etti ve Culmarr'ın seheryıldızı kalkanın üstüne indi.

    Sırtüstü yattığı için kalkanı göğsünün üzerinde tutmuştu. Darbenin şiddeti ile akciğerlerine çok büyük bir baskı oldu ve nefesi kesildi. Etrafta uçuşan kırmızı noktalar görüyordu.

    Culmarr uzandı ve Alhedras'ın sersemlemiş ellerinden kalkanı çekip alarak bir kenara fırlattı. Çift eliyle kullandığı ağır seheryıldızını kaldırdı. Alhedras hamleyi gördü ancak kılıç tutan koluna hükmedemiyordu. Kılıcı ancak birkaç santim kaldırabildi. Aklında bunun son olduğuna dair o düşünce büyümeye başladı.

    Vızıldayarak gelen bir ok Culmarr'ın göğsüne saplandı. Culmarr elleri hala havada seheryıldızını tutarken göğsündeki oka baktı, hissetmemiş gibiydi. Sonra da yerdeki Alhedras'a baktı ve seheryıldızını indirmeye başladı.

    İkinci bir ok gelip diğerinin hemen yanına saplandı. Culmarr elindeki seheryıldızını düşürdü ve büyük bir gürültüyle Alhedras'ın üzerine düştü. Alhedras bayılmadan önce sadece birkaç saniyeliğine başını çevirip bakabildi.

    Kapıda elinde yayıyla birlikte Nizar duruyordu...
    __________________________________________________ _______________

    Aile

    Soğuk bir sonbahar günüydü. Yağmurla karışık rüzgar, taş binada bulduğu her türlü açıklıktan içeri girmeye çalışıyor, bu sırada da garip bir uğultu çıkarıyordu. Şöminede yanan odunlardan gelen çıtırtılarla birlikte rahatsız edici bir hava yaratıyordu.

    Rüya görüyor olmalıyım...

    Alhedras bir yatakta oturduğunu farketti. Etrafına bakınca mekan tanıdık geldi. Ceradhin kalesinde kendi odasında, kendi yatağındaydı.

    Ayağa kalktı. Üzerinde kraliyet armasının -şaha kalkmış bir unicorn- işlenmiş olduğu sade bir tünik vardı. Kumaş iç gıcıklayıcı bir şekilde yumuşaktı. Rüyada bu denli gerçekçi hissetmek normal miydi?

    Acaba öldüm mü? Ölünce böyle mi oluyor?

    Diğer göçmüş savaşçılarla birlikte savaş anılarını anlatıp sonsuz ziyefetler çekeceğini ummuştu hep.

    Kapıyı açıp koridora çıktı. Sadece birkaç meşale ile aydınlatıldığından koridor yer yer karanlıktı. Bazı seslerin yankıları duyuluyordu.

    "İmparator'un emrinde savaştım ben! Asi ordularını yendim, haydut sığınaklarını yerle bir ettim!"

    Bu sesi tanıyordu! Ve bu konuşmayı da hatırlıyordu! Ses devam etti.

    "Koskoca orduları yönettim! Küçük bir krallığı neden yönetemeyecekmişim?"

    İçinde bir sıkıntı baş gösterdi. Konuşmanın nereye varacağını biliyordu. Koridorda koşmaya başladı.

    Ağabeyi Alhambro yıllarca imparator'un emrinde savaştıktan sonra evine dönmüştü. Ancak krallığın durumu hiç de iyi değildi. Alhambro durumdan kralı yani babasını sorumlu tutuyordu. İlk başta küçük tartışmalar oluyordu. Bazı konularda basit fikir ayrılıkları.

    Daha sonra ise durum ciddileşti. Alhambro babasının artık tahttan inmesini istiyordu. Kendisi tahta geçecek ve Ceradhin'i tekrar eski günlerine döndürecekti.

    Herşey o akşam olmuştu. O son tartışmada, Alhambro ile babasının arasında geçen ve Alhedras'ın hiçbir zaman ne konuşulduğunu öğrenemediği o gecede söylenecekler söylenmişti. Artık konuşmaların yersiz olduğunu anlayan Alhambro tartışmanın ardından krallığı terketmişti.

    Alhedras'ın anıları hala canlıydı. Geçmişte de şimdi bu rüyada veya her ne ise onda olduğu gibi tartışmayı odasından duyup çıkmıştı. Ancak aşağı, salona indiğinde Alhambro çoktan gitmişti. Veda bile etmeden...

    Adımlarını hızlandırdı. Merdivenleri atlaya atlaya indi. Bu kez Alhambro'ya yetişecekti. Bu kez babasının ne söylediğini duyacak, Alhambro'nun niye gittiğini öğrenecekti. Bu kez...

    ALHEDRAS!

    Alhedras gözlerini açtı, Nizar'ın yüzünü gördü. Üzerine eğilmiş adını sesleniyordu. Nerede ve hangi zamanda olduğunu anlamaya çalıştı. Başını henüz çevirecek kadar kendisinde değildi. Sadece gözlerini oynatarak etrafına baktı. Hemen yanında Culmarr'ın ölü bedeni vardı.

    Culmarr!

    Nerede olduğunu hatırlaması ile birlikte ne durumda olduğunu da anlayıverdi. Zira tüm vücudu gönderebileceği her çeşit ağrıyı beynine gönderiyordu. Nizar kendisini kaldırmaya çalışırken tekrar bayıldı.

    *****

    Ertesi sabah uyandığında kendisini daha iyi hissediyordu. Ancak hala nefes alırken göğsü ağrıyordu. Kaburgalarından bir veya birkaçının kırılıp kırılmadığını merak etti. Ancak göğsünü yokladığında sargı olmadığını gördü.

    Büyükçe bir odada, geniş bir yatakta yatıyordu. Culmarr'ın odası olsa gerekti. Yatakta doğrulmaya çalıştı.

    "Yavaş ol çocuk."

    O sırada içeri giren Katrin'di. "Oldukça hırpalanmışsın, neyseki kırık çatlak filan yok. Birkaç gün dinlen hiçbirşeyin kalmaz." Alhedras'ın yanına gelip ayağa kalkmasına yardım etti.

    "Herkes iyi mi?" diye sordu Alhedras. "Nasıl bitti? yani kuşatmayı diyorum..."

    "Detayları Lezalit'ten alabilirsin." diye cevapladı Katrin. "Ayağa kalkabildiğine göre seninle görüşebilir. Sadece şunu söyleyeyim, kuşatmadan daha ciddi sorunlarımız var."

    "Nedir?" diye sordu Alhedras ancak Katrin cevaplamadı.

    "Kendi gözlerinle görsen daha iyi olur. Bana yaslan, surlara çıkmamız gerekiyor."

    İç kaleden çıkıp avluyu geçerek surlara çıkan kuleyi tırmandılar. Yol boyunca askerler ve şövelyeler ile karşılaştırlar. Kimi selam verdi -daha eğitimli ve düzenli olan şövalyelerdi bunlar- kimi de - henüz acemi olanlar- tezahurat yaptı. Ancak dostlarından hiçbirini görememişti henüz. Başlarına birşey gelip gelmediğini merak etti.

    Surlara çıktıklarında Lezalit ve Artimenner'in orada olduğunu gördüler. Dostlarını kanlı canlı görünce Alhedras biraz olsun rahatladı.

    "İyi olduğuna sevindim dostum" dedi Lezalit, Alhedras'a sarılırken. "Ancak bir sonraki sefere böyle çılgınca bir plana izin vermeyeceğim."

    Alhedras gülerek "Bu benim değil Artimenner'in planıydı" diye cevapladı. "Girişi bulan oydu."

    "Senin de gireceğini bilseydim açmazdım o deliği" diye homurdandı Artimenner. "Ben Nord'ları gönderirsin sanmıştım. Sonuçta hepimizin neredeyse bir yıllık maaşlarını aldılar. Dinarları haketmeleri lazım."

    "Nizar nerede?" diye sordu Alhedras. "Sanırım ona bir borcum var."

    "Ahh Nizar'ı bilirsin" diye arkadan cevapladı Katrin. "Muhtemelen birkaç kıza seni nasıl kurtardığını bire bin katarak anlatıyordur şimdi. Birkaç güne kadar öfkeli bir baba veya ağabey tarafından kovalanınca ortaya çıkar merak etme."

    "Peki ya diğerleri?" diye tekrar sordu Alhedras. "Herkes iyi mi? Sizden başka kimseyi göremedim."

    "Merak etme herkes iyi" dedi Lezalit. "Ancak ciddi bir problemle karşı karşıyayız. Gel," dedi surlara yaklaşarak "aşağı baksan iyi olur."

    Alhedras surlara yanaşarak yüksek duvardan aşağıya baktı. Aşağıda büyük beyaz bir çadır vardı ve hemen arkasında da büyük bir ordugah kurulmuştu!

    Çadırda Svadya sancağı dalgalanıyordu...
    __________________________________________________ _______________

    Kralın Adaleti

    "Kont Haringoth, oğlu Kont Regas ve yeğeni Kont Devlian." dedi Marnid çadırın önündeki sancaklara bakarak. "Tüm aile burada bir tek Kont Clais eksik."

    Alhedras'a katılmadan önce yıllarca Calradia'da ticaret yapmış olan Marnid bir çok soyluyu, özellikle de ticaret ile ilgilenenleri yakından tanıyordu. Kont Haringoth, Kont Clais'in yani Dhirim kontunun kardeşiydi. Dhirim ise Calradia ticaretinin merkeziydi.

    "Dikkatli olsan iyi olur dostum," diye devam etti. "Bu aile bir çıkarı olmadan nadiren savaşlara katılır."

    Alhedras cevap vermedi. Haringoth ve ordusunun kuşatmanın ertesi sabahı aniden gelivermeleri kafasını karıştırmıştı. Destek kuvveti olarak gelmişlerse neden önden bir haberci yollamamışlardı? Böyle bir desteğin geleceğini bilse kuşatmayı bir gün daha erteleyebilirdi. Başka ne için gelmiş olabilirlerdi? Kötü bir niyetleri olduğunu gösteren bir davranışları yoktu. Yine de içini kemiren bir şüphe vardı...

    Çadırdan bir nöbetçi çıktı ve Alhedras'ı bir el hareketi ile içeri buyur etti. Alhedras içeri girerken yanında gelmiş olan Marnid ve Rolf çadırın girişinde kaldılar.

    Çadır pek büyük değildi ancak komforlu olacak şekilde döşenmişti. Ortada üzerinde çeşitli kağıtların ve küçük bir sandığın olduğu bir masa, üzerinde yumuşak yatakların serili olduğu üç taşınabilir karyola ve süslü püslü sandalyeler.

    Sadece üç tane sandalye vardı ve hepsi de doluydu. Anlaşılan ayakta duracaktı. Calradia'daki soyluların, kendisi gibi başka ülkelerden gelip kralın emrine giren ve ünvan kazanan maceracıları hor gördüklerini ve her fırsatta ezmeye çalıştıklarını daha önceden öğrenmişti. Ve çok şükür artık bunu takmıyordu. Masaya yaklaştı ve başıyla selam verdi. "Kont Haringoth,"

    "Ahh işte şampiyonumuz," dedi Haringoth. Sesinde inceden bir alay tınısı vardı. "Fethedilemez Culmarr'ı fetheden ilk kişi. Kutlarım." yaklaşıp Alhedras'ın elini sıktı. "Bravo, bravo" dedi sesi sıkkın çıkan Kont Devlian. Ayaklarını masanın üzerine atmış olan Kont Regas ise elindeki mücevherlerle süslü kupayı kaldırdı sadece.

    "Eğer Dhirim'e yakın olsaydık eminim ağabeyim adına bir şölen düzenlerdi." diye devam etti Haringoth. "yine de sanırım haber ulaştığında seni en iyi şekilde ağırlayacaktır. Ahh burda olup kalenin nasıl düştüğünü görmek isterdim..."

    "Eğer bir haberci gönderseydiniz," dedi Alhedras. "sizi beklerdik. O zaman bu zafer hepimizin olurdu. Destek kuvvetlerinizi buraya kadar boşuna getirmemiş olurdunuz."

    "Ahh ama bunlar destek kuvveti değil ki!" diye cevapladı Haringoth. "Bunlar kalede konuşlandıracağımız adamlar."

    "Sağolun ama" dedi Alhedras sinirlenmeye başlamıştı. Haringoth zaferden kendine pay mı çıkarmaya çalışıyordu? "yeterince adamım var. Kalede kendi adamlarımın olmasını tercih ederim."

    "Sanırım yanlış anladın," dedi Kont Regas. Elindeki kadehi bırakmıştı şimdi. "biz sana yardıma gelmedik. Kaleyi biz devralıyoruz."

    O an Alhedras'ın tüm sinirleri tepesine çıktı. Kılıcını yanında getirmediği için şükretti yoksa Kont Regas'ı ikiye bölmesi işten bile değildi. "Nasıl, hangi hakla..." diye konuşmaya başlamıştı ki Kont Haringoth sözünü kesti.

    "Kral Harlaus'un resmi emri ile," dedi Haringoth. "Culmarr kalesi ve bağlı köyleri benim yönetimime verilmiştir. İşte ilgili mektup." üzerinde kırmızı mühür bulunan bir kağıt rulosunu Alhedras'a uzattı.

    "Tabii emeklerinin boşa olduğunu düşünme. Kral uygun gördüğü bir ödülü de gönderdi. İşte" masanın üzerindeki küçük kasayı gösterdi. "Bunu emeklerinin karşılığı olarak alabilirsin. Adamlarım taşımana yardım edecektir."

    Alhedras tam çadırdan çıkacakken Haringoth ekledi. "Haa unutmadan. Kral acilen seni görmek istiyor. En kısa sürede Praven'da olman gerek."

    Alhedras hışımla çadırdan dışarı fırladı. Marnid ve Rolf peşinden koşturdular. "Ne oldu?" diye sordu Marnid. "ne dediler?" Ancak Alhedras'ın yüzündeki ifadeden birşeylerin ters gittiğini anlamıştı.

    "Bizimkileri topla" dedi Alhedras. "Hepsini, Nizar'ı da kimin koynuna girmişse bulup getirin. Konuşmamız gerekiyor."

    ******

    Alhedras konuşmasını anlattığında odada küçük çaplı bir fırtına koptu. Herkes birşeyler söylüyor, itirazlar, eleştiriler ve arada ağızdan kaçan küfürler havada uçuşuyordu. Bir tek Lezalit ve Artimenner konuşmadı. Sadece birbirlerine bakmakla yetindiler.

    Kral'ın emri açıktı. "Çabalarından dolayı seni kutlarım ancak bazı politik ve ticari nedenlerle vesaire vesaire vesaire Culmarr kalesi ve tüm bağlı topraklarının himayesi Kont Haringoth'a verilmiştir. Çabalarını boşa çıkarmamak için lütfen bu naçizane hediyeyi kabul ediniz..."

    Sandığı açtıklarında odada ikinci bir şok dalgası yayıldı. Çünkü sandıkta sadece 900 dinar vardı.

    "Bu çılgınlık," dedi Katrin. "900 dinar bu ordunun iki günlük yiyeceğine yetmez. Kral bunu bilmiyor mu?"

    "Biliyordur," diye cevapladı Matheld. "Ancak asıl soru umursayıp umursamadığı. Onun için bizler sadece bir avuç maceracıyız. Emrimizde hazırda bir kalemiz ve köyümüz var. Fazlasını da vereceklerini sanmıyorum."

    "Bu hiç mantıklı değil" dedi Alhedras sonunda. "Kral Harlaus'la defalarca görüştüm. Bir çok savaşta yanyana savaştık. Onun adaletine güveniyorum. Bu işin içinde başka bir iş var."

    "Yerinde olsam kralın adaletine pek güvenmezdim." dedi Lezalit. Konuşmanın başından beri Artimenner ile ikisi sessiz kalmışlardı.

    "Siz ikiniz birşeyler mi saklıyorsunuz?" diye sordu Alhedras. "Haringoth'un yanından döndüğümden beri ağzınızı bıçak açmıyor. Birşeyler biliyorsanız anlatın."

    "Hoşuna gitmese bile mi?" diye sordu Artimenner. "Çünkü anlatacaklarımız Kral Harlaus hakkında."

    "Sadece ne olduğunu anlatın." dedi Alhedras. "Yeter ki şu durumu açıklığa kavuştursun."

    "Pekala," dedi Lezalit Artimenner'e bakarak. "Sanırım ben anlatacağım."

    ******

    "5 yıl kadar önceydi. O zamanlar Artimenner ve ben Vaegir'in hizmetinde Ismirala kalesindeydik. Ben adamları eğitiyordum. Artimenner de son kuşatmada zarar görmüş surların onarım işleri ile ilgileniyordu."

    "Swadia o zaman Khergit ile savaştaydı. Bir kumandanları vardı: Kont Guthalf. O da senin gibi Calradia dışından gelen bir maceracıydı. Calradia'nın her yerinde savaşıp ün kazandıktan sonra Kral Harlaus'a bağlılık yemini etmiş ve Swadia'nın emrine girmişti."

    "Oldukça iyi bir kumandandı. Khergit savaşını neredeyse tek başına yürütüyordu. Her savaşta en önde onun askerleri oluyordu. Zaferden zafere koşuyor, Khergit'leri gitgide daha içeri sürüyordu."

    "Ödülünü de almıştı: Sungetche Kalesi..."

    "Ancak savaş sırasında Swadia tüm ordularını Khergit sınırına yığmıştı. Bunu fırsat bilen Nord'lar kuzeyden Swadia topraklarına girdiler ve ilk saldırıda çok büyük zayiat verdirdiler. Suno yakılıp yıkılmış, civarındaki tüm köyler yağmalanmıştı."

    "Kral Harlaus iki taraf ile aynı anda savaşamayacağını anladı ve dikkatini daha büyük bir tehlike olan Nord'lara yöneltmeye karar verdi. Bunun için de Sancar Han'a ateşkes teklifi gönderdi."

    "Sancar Han fırsatı gördü ve kaçırmadı. Ateşkes için tek bir şartı vardı. Ele geçirilen tüm toprakları geri verilecekti. Harlaus mecburen kabul etti ve adamlarına Khergit topraklarından çekilme emrini verdi."

    "Ancak Guthalf bu emre karşı çıktı. Sungetche kalesini hiçbir şekilde terketmeyeceğini söyledi."

    "Harlaus buna o kadar sinirlendi ki, Guthalf'ı hain ilan etti. Sancar Han'a da Sungetche kalesinin artık Swadia korumasında olmadığını ve ne isterse onu yapabileceğini söyledi. Hatta daha da ileri gitti ve Sancar Han'a kuşatma için yardım gönderdi."

    "Kuşatmaya bizzat en yakın dostunu, yani şu dışarıdaki Haringoth'un ağabeyi Kont Clais'i gönderdi. Clais ve ordusu Sancar Han ile birlikte Sungetche kalesini kuşattılar."

    "Kuşatma günler sürdü. Guthalf ve adamları cesurca savaştılar ancak sonunda yenik düştüler. Harlaus'un kesin emri vardı: Esir alınmayacak!"

    "Söylenenlere göre Guthalf'ı Kont Clais'in bizzat kendisi öldürmüş. Sancar Han ise kafasını keserek bir kazığa saplamış."

    "Kuşatma sonunda o kadar fazla ceset vardı ki kimse temizlemekle uğraşmadı. Sancar Han ve Kont Clais ülkelerine döndüler. Sancar Han ancak aylar sonra, tüm cesetler yaban hayvanları tarafından parçalandıktan veya çürüyüp toprağa karıştıktan sonra kaleye adam yerleştirdi."

    ******

    Lezalit anlatmasını bitirdiğinde odaya derin bir sessizlik çöktü. "İşte bu yüzden," dedi Artimenner. "Kral'ın adaletine güvenmemelisin. Onun emrinde olabilirsin. Ancak vereceğin her kararı tekrar tekrar düşünmeni öneririm."

    Dostları sessiz kalıp Alhedras'ın karar vermesini beklediler. Konuştuğunda sesi çatlak çıkıyordu:

    "Size inanıyorum dostlarım. Ancak burada birşeylerin yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Kralın kendisi ile konuşmadan karar vermek istemiyorum."

    Lezalit ve Artimenner somurttular ancak sessiz kaldılar.

    "Pekala" dedi Alhedras sonunda. "Madem Haringoth kaleyi istiyor ona bizden kalanları verelim. Marnid, Borcha siz ikiniz yükte hafif pahada ağır ne kadar ganimet varsa toplayıp bu gece gizlice yola çıkın. Haringoth'a sadece birkaç kap kacak bırakalım. Malları Yalen'de satın ve orada diğerlerini bekleyin."

    "Lezalit, siz de adamları toplayıp yarın sabah Yalen'e doğru yola çıkın. Ağır yaralıları orada bırakın ve mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde Jamiche'ye dönün."

    "Ben de Rolf ve Nizar ile birlikte Praven'a gidip Kral Harlaus ile görüşeceğim. Bakalım bu konuda o ne söyleyecek."
    __________________________________________________ _______________






    Paylaş
    Mesaj Oloroi tarafından (15-08-2010 Saat 12:27 ) değiştirilmiştir.
    İletişim adresleri :
    Steam : seyitcoban95
    Steam grubumuz :TurnuvaL Mount Blade Topluluğu



  2. #2
    Bölüm Kaptanı
    Oloroi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi : Feb 2009
    Mesajlar : 1.368
    Tecrübe Puanı 586
    Tecrübe Puanı Gücü : 100

    Standart



    Kralın Hizmetinde

    Praven'ın şölen salonunda beklerken Alhedras'ın düşünceleri karmakarışıktı. Bir yandan Kral Harlaus'u verdiği karar için haklı çıkartacak sebepler arıyor, diğer yandan dostlarının uyarılarını düşünüyordu.

    Svadya kanunlarına göre; tek başına bir kale ele geçiren her Kont, kalede hak talebinde bulunabilirdi. Tabii ki son kararı Kral verirdi. Ancak bir kaç anlaşmazlık dışında sorgusuz sualsiz ve üstelik de bu kadar çabuk bir şekilde kalenin başka birine verildiği duyulmuş şey değildi.

    Aklını kurcalayan ikinci bir sorun daha vardı. Kont Haringoth nasıl olmuş da kuşatmanın hemen ertesi sabahı, elinde Kral Harlaus'un mesajı ile gelivermişti?

    Bunun sadece tek bir anlamı olabilirdi: Kral, Culmarr kalesini daha ele geçirilmeden önce Kont Haringoth'a vermişti.

    Peki o zaman Alhedras ne için savaşmıştı?

    Kral Harlaus'un huzuruna ilk çıkışını hatırladı. Kılıcını Kral'a sunup himayesine girmeyi kabul etmişti. Koşulsuz şartsız... Yine de...

    Şölen salonun kapıları gürültüyle açıldı ve selam duran zırhlı şövalyelerin şakırtıları eşliğinde Kral Harlaus içeri girdi. Yanında Kont Clais te vardı. Marnid'in dediğine göre Harlaus'un en yakın dostu ve sağ kolu.

    "Ona dikkat et!" demişti Marnid. "Calradia'da ticaret işlerinde dönen her rüşvet bir şekilde onun cebine gider. Calradia'da güç için dinar gerekir ve o da dinarın merkezini yani Dhirim'i kontrol ediyor."

    Alhedras ayağa kalkarak şövalyelerin standart selamını verdi: Sağ kolunu önünde tutarak başını öne eğdi. Kral yanına gelene kadar da o şekilde bekledi.

    "Rahat, Alhedras" dedi Harlaus. Alhedras'ın yanına kadar gelmişti. "Seni kutlarım," dedi Alhedras'ın elini sıkarken. "Culmarr bugüne kadar hiçbir svadyalı tarafından alınamamıştı."

    "Hala öyle" dedi Clais arkadan. Alhedras'ın bir svadyalı olmadığını ve belki de asla olamayacağını ifade etmek ister gibiydi.

    "Hadi ama Clais!" dedi Harlaus. "Teknik detayları bir kenara bırakalım. Sonuçta kalenin surlarında Svadya sancağı dalgalanıyor ve o lanet Culmarr da yedi sülalesinin yanına gitti. Hah" diye güldü. "Eminim Graveth konseyinden köşe bucak kaçıyordur şimdi. Zamanında kendisine oy versinler diye kimbilir ne zaferler, ne ganimetler vaadetmişti. Şimdi elinde ne zafer kaldı ne de ganimet... Evet, Culmarr da artık Svadya'nın."

    "Ve Kont Haringoth'un" dedi Alhedras. Kont Clais'in delici bakışlarını üzerinde hissetti. Yine de buraya bu meseleyi açıklığa kavuşturmak için gelmişti. Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi olurdu.

    "Ahh evet şu mesele" dedi Harlaus. "Üzgünüm Alhedras, ancak acil bazı meseleler vardı ve senin sadakatinden emin olduğum için gönderdiğim mektupta yeterince açıklayıcı bilgi veremedim."

    "Şunu bilmeni isterim ki konunun seninle ilgili kişisel bir nedeni yok. Culmarr kalesi bildiğin gibi Calradia'nın batı ile olan ticaret yolları üzerinde."

    "Tam üzerinde," diye araya girdi Clais. "Kalenin önemini anlayabiliyor musun Alhedras? Batı ile olan tüm ticaret Culmarr kalesinin kontrolüne bağlı. Geçmişte yolu açık tutması için Lord Culmarr'a ve onun büyük büyük babalarına ne kadar rüşvet ödediğimizi biliyor musun?"

    "Evet," diye sözü tekrar aldı Harlaus. "Culmarr kalesi Clais'in de dediği gibi, bir kale olmaktan daha çok bir ticaret kapısı. Ve orayı senin gibi askeri yetenekleri üstün bir kumandandan daha çok bir tüccarın yönetmesi gerekiyor."

    "Bu nedenle kaleyi kim ele geçirirse geçirsin eninde sonunda kale Kont Haringoth'a verilecekti. Eğer verdiğim ödülü yeterli görmediysen..."

    "Ödülünüz yeterli Kral'ım" dedi Alhedras. Sonucu hoşuna gitmese de konunun netleştiğine memnun olmuştu. Dostları ne derse desin o hala Kral Harlaus'a güveniyordu. "Svadya adına bir zafer kazandım. Bu da bana yeter." Tekrardan Clais'in bakışlarını hissetti. Bu adamın derdi neydi acaba?

    "Kaleyi sana vermememin bir nedeni daha var Alhedras" dedi Harlaus. Sesini yavaşça azaltarak. "Sadece senin gerçekleştirebileceğin bir görevim var."

    ******

    Şövaleyeler salondan çıkmış, uşaklar sıcak ve bahartlı kırmızı şarap getirmişlerdi. Vücuda bir uyuşukluk veren, ancak bir şekilde zihni daha da berrak hale getiren bir içecekti.

    "Yeğenim Isolla," dedi Harlaus. "Senden onu bulmanı ve geri getirmeni istiyorum."

    "Kral'ım," dedi Alhedras. "Lady Isolla kaçırıldı mı? Kimin tarafından?"

    "Aslında tam olarak kaçırıldı denmez." dedi Harlaus. "Bir hafta kadar önce ortadan kayboldu."

    "Yeğenim, elbette kraliyet ailesinden olduğu için taht üzerinde ikinci dereceden hak sahibi. Gerçi bir kadın olarak tahta geçmesi mümkün değil. Aklı başında hiçbir kont onu desteklemez."

    "Ancak Calradia'da hainlik hiç bitmez ve birbirine düşman iki krallığın birbirlerinin varisleri üzerinden iç savaş çıkartmaları olmamış birşey değildir."

    "Yeğenimi bu tür politik oyunlardan uzak tutmak için yıllardır Suno'da sıkı bir gözetim altında tutuyordum. Ancak nasıl olmuşsa düşmanlarımız ona ulaşmış."

    "Hainleri yakalıdığımızda çok geç kalmıştık. Zavallı yeğenim kendisine sunulan vaatlere kanmış ve Suno'yu gizlice terketmişti."

    "Hainleri konuşturmayı başardık ve Isolla'nın bu hainler ile nerede ve ne zaman buluşacağını öğrendik."

    "Ancak sorun şu ki, bu yer Khergit topraklarında: Tulbuk kalesi."

    "Öyleyse hainler Khergit'ler mi?" diye sordu Alhedras.

    "Bunu bilemeyiz" diye cevapladı Kont Clais. "Bu tür gizli kapaklı işlerde kim kimin tarafında asla bilinmez. Buluşmanın Khergit topraklarında olması düşmanın Khergit olması anlamına gelmeyebilir."

    "İşte bu nedenle sana ihtiyacımız var." dedi Kral Harlaus. "Khergit ile şu andaki ilişkilerimiz çok iyi bir düzeyde. Herhangi bir yanlış anlaşılmaya sebep olmamak için, yeğenimin hayatı pahasına bile olsa oraya koca bir orduyla gidemem."

    "Birkaç cesur adamın gizlice Tulbuk kalesine gidip Isolla'yı geri getirmesi gerekiyor."

    ******

    Alacakaranlık çökerken surların tepesinde duran iki kişi Alhedras ve dostlarının gidişini izliyordu. Bir tanesi göçer kıyafetleri içinde kaba saba bir adamdı. Diğeri pelerinin kapuşonunu örtmüştü ve yüzü gözükmüyordu.

    "Beni anladın mı Baheshtur?" diye sordu pelerinli adam. "Sancar han'a ne söyleyeceğini anladın mı?"

    "Anladım" diye cevapladı Baheshtur. "Bir hafta sonra Tulbuk kalesinde"

    "Evet," dedi pelerinli adam. "Sonra beni tekrar görmek için nereye geleceğini biliyorsun."

    Kaba saba khergit başını sallayarak onayladı ve gecenin karanlığı çökerken ahırın yolunu tuttu.
    __________________________________________________ ___________________________________

    Dostlar Arasında

    Alhedras, Jamiche kalesine döndüğünde sade bir törenle karşılandı. Ölenler için dostları bir kaç kısa konuşma yaptılar. Ardından zafer kutlamalarına geçildi. Ancak o da kısa sürdü, öğlen askerler ile birlikte yenilen şatafatlı bir yemek sonrasında herkes işine geri dönmüştü. Alhedras toprak ve kale sahibi her kont'un yaptığı gibi kaleyi dolaşıp işlerin nasıl gittiğini tek tek kontrol etti.

    Marnid ve Katrin, Culmarr kuşatmasından elde edilen ganimetlerin azlığından yakınıyorlardı. Kasada çok fazla dinar kalmamıştı. Ölen adamların yerine yeni adam alıp donatacak ve maaşlarını ödeyecek kadar dinarları yoktu.

    Lezalit ve Borcha acemi birliğinin eğitimine devam ediyorlardı. Adamlar öğle güneşinin altında tahta kılıç ve kalkanlarla dövüşüyorlardı. Bir ağacın altına oturmuş olan Rolf'un alaycı yorumlarını duymazdan geliyor gibiydiler.

    Artimenner planlarına dalmıştı. Alhedras ne yaptığını sorduğunda kafası çılgınca çalışan mühendis "kendinden hareketli otomatik kapı kırıcı" ya dair birşeyler anlattı ancak Alhedras dediklerinin bir kelimesini bile anlamadı. En sonunda mühendisi çizim ve hesapları ile başbaşa bıraktı.

    Nizar yemekhanedeydi. Hizmetçi kızları ve üçüzleri (askerler arasındaki adları ile kılıç bacılarını) etrafına toplamış, lavtasının eşliğinde yine bol abartılı hikayelerinden birini anlatıyordu. Alhedras içeri girdiğinde hizmetçi kızlar hızlıca işlerinin başına döndüler. Nizar sadece omuzlarını silkip lavtasından garip notalar çıkartmaya devam etti. Üçüzler ise acemilerle dalga geçmek için Rolf'un yanına gittiler.

    Matheld'i okçuların atış sahasında buldu. Savaşçı kadın fırlatma baltaları ile talim yapıyordu. Üzerinde zırh yoktu, kolsuz bir tünik giymiş, uzun sarı saçlarını örmüştü. Alhedras kadının hareketlerindeki mükemmelliği izlemeden edemedi. Attığı bir düzine baltanın neredeyse hepsi hedefi onikiden vurmuştu. Alhedras izlerken bir tanesi daha saman yığınındaki kırmızı dairenin içine saplandı.

    Soluk soluğa kalmış kadın kendisine dönüp baktığında Alhedras acemice bakışlarını kaçırıp hızlıca oradan uzaklaştı. Matheld ile aralarında ilk tanıştıklarından beri süregelen garip bir çekim vardı. Ancak gerek Alhedras'ın yeterli cesareti bulamaması gerekse kadının konumu, yani ölmüş kocasının ünvan ve topraklarını talep eden bir soylu olması, daha fazla ileri gitmelerini engellemişti. Bir tür oyun oynar gibiydiler. Birbirlerini uzaktan izliyor ve bunu yaparken yakalanmamaya çalışıyorlardı.

    Kısacası herşey barış zamanında bir kalede olması gerektiği gibiydi. Ancak Alhedras bu akşamdan sonra birşeylerin değişeceğini hissediyordu.

    ******

    Ana salonda yenen akşam yemeğinin ardından Alhedras, Kral Harlaus ile olan görüşmeyi anlattı. Dostları ilk başta sessiz kaldı. Hepsi ne söyleyeceklerini düşünüyor gibiydiler. İlk konuşan Marnid oldu.

    "Teknik açıdan," diye başladı. "Culmarr kalesi ile ilgili söyledikleri doğru. Geçmişte oradan geçen bir çok kervanın, kervandaki malların ticaret durumuna göre Calradia'ya sokulmadan geri çevrildiğini duymuştum. Ancak bunun için devamlı kalede kalıp her gelen kervanı gözlemek gerekir. Ki sanırım bu bizim isteyeceğimiz son şey. Bence orayı Kont Clais'e veya Kral Harlaus'a yakın ve ticaretten anlayan birinin yönetmesi daha iyi."

    "Bunu kuşatmadan önce söyleseydin ya!" diye çıkıştı Katrin. "Bu kadar zahmete girmemiş olurduk. Hadi kuşatma masraflarını boş verelim, ki nord savaşçılarına verdiklerimiz aslında hiç de boş verilecek bir rakam değil, iyi eğitimli otuzdan fazla adamımızı kaybettik. Bu bile elde ettiğimiz hiçbirşeye karşılık büyük bir bedel."

    "Marnid'in bu konuda bir suçu yok" dedi Alhedras. "Bütün bunları anlatsanız bile ben yine de kuşatmaya karar verirdim. Savaşın gidişatı bunu gerektiriyor çünkü. Her ne kadar biz zarara girsek te şunu unutmayalım ki bizler bir paralı asker birliği değiliz. Svadya Kral'ının hizmetindeyiz. Svayda ve Kral'ın çıkarlarını korumak, sonuçları hoşumuza gitmese de öncelikli görevimiz.... Ayrıca," diye ekledi. "Aksi takdirde ne olacağını hepimiz iyi biliyoruz." son cümleyi söylerken Lezalit ve Artimenner'e baktı.

    "Bu söyleyeceğim hoşuma gitmesede," dedi Lezalit. "savaşın şu aşamasında Kral'a karşı çıkmanın bizim için çok büyük bir hata olacağını düşünüyorum. İstesek te istemesek te emirleri yerine getirmemiz gerekiyor."

    "Peki ya şu yeni görev?" diye bu kez Matheld sordu. "Bu görev hakkında ciddi endişelerim var. Ortada bilinmeyen çok fazla şey var. Bu Isolla denen kadın kimlerle görüşüyormüş? Neden Tulbuk kalesi? Oraya gittiğimizde kiminle veya ne ile karşı karşıya kalacağımızı bilmiyoruz."

    "Bu tür bir görev," dedi Rolf. "ya çok güvendiğin bir adamına, ya da artık kurtulmak istediğin bir adamına verilir. Umalım ki Harlaus henüz bizden sıkılmamış olsun."

    "Sanırım bütün bu soruların cevabını sadece Tulbuk'a giderek öğrenebiliriz." dedi Artimenner. "Ne zaman yola çıkıyoruz?"

    "Hayır hayır dostlarım" dedi Alhedras. "Harlaus en azından bir konuda haklı. Kalabalık gitmemiz yararımıza olmaz. Bu göreve sadece birkaç kişi ile çıkacağız."

    "Yarın sabah Nizar, Borcha ve Rolf ile birlikte yola çıkacağız. Sadece dört kişi olacağız."

    ******

    Ertesi sabah yeniden bir tören düzenlendi. Svadya kurallarına göre sefere çıkan her kumandan, eğitimini tamamlamış şövalye yamaklarını şövalyeliğe terfi ettirmekle yükümlüydü. Sabahın erken saatlerinde beş savaşçı, Alhedras'ın elinden şövalye ünvanını alarak birliklerine katıldılar.

    Alhedras avluda toplanmış olan kalabalığa kısa bir konuşma yaptı.

    "Dostlarım!" diye bağırdı. "Şövalyelerim ve askerlerim. Kral Harlaus'ten gelen bir görev ile Svadya'nın birliğini ve onurunu kurtarmak için bir göreve çıkıyorum. Yokluğumda Svadya'yı korumak sizin görevinizdir. Yemininizi unutmayın! Svadya'ya ve Kral'a bağlı kalın. Zayıfları ve en önemlisi dostlarınızı kollayın!"

    ******

    Dört savaşçı bozkıra doğru at sürerken, Alhedras başını çevirip kaleye doğru baktı. Surların üzerinde belli belirsiz bir şekilde görülen Matheld onları izliyordu.

    Eve Dönüş

    Lord Kastor son tepeyi de aşıp ufukta Veluca'yı ilk gördüğünde gözyaşlarını tutamadı. Tam 5 yıldır sürgünde yaşayan adam, memleket özlemini şimdi olduğundan daha fazla hissetmemişti hiç. Kendini tutmasa atını dörtnala sürüp şehre girecekti. Ancak Kastor, Veluca'ya dönüş amacını düşündükçe sakinleşti, duygularına daha fazla hakim oldu. Şu andan itibaren tüm Rhodok halkının kaderi omuzlarındaydı. Hiç olmadığı kadar dikkatli hareket etmesi gerekiyordu.

    Şehre yaklaştıklarında surlarda borazanlar çalmaya başladı. Şehrin büyük kapısı açıldı ve süslü püslü bir karşılama birliği çıkıp kapının iki yanında yerini aldı. Kastor şehir kapısından içeride yüzlerce insanın toplandığını görebiliyordu. "Etrosq," diye sordu. "Gelişimizi haber mi verdin?"

    "Affınıza sığınıyorum Lord'um" diye cevapladı Etrosq. "Ancak durumun aciliyeti düşünülürse oyalanacak vaktimizin olmadığını kabul edersiniz. Rivacheg'den yola çıktığımızda birkaç haberci göndererek gelişimizi haber verdim. Sanırım bizi destekleyen tüm Lord'lar şu an ya Veluca'da yada Veluca yolundadır."

    "Sakin bir şekilde şehre girmek ve ilk olarak ailemle hasret gidermek isterdim" dedi Kastor. "Ama doğrusu senin dediğin gibi... Rhodok önce gelir. Pekala, o zaman şu merasimi çabucak atlatalım da işimize bakalım."

    Kastor işaretini verdi ve tüm atlılar hızlarını arttırdı. Surlarda çalan borazanlar eşliğinde Lord Kastor, Veluca'nın sürgündeki eski lordu, şehre geri döndü.

    ******

    Kalabalık çılgınca bağırıyor, tezahurat yapıyor, "Kral Kastor, Ergellon'a gidelim" kelimeleri havada uçuşuyordu. Veluca halkı, Lord'larının şehre dönüşünü kutluyordu. Kastor ve beraberindekiler insan seli içerisinde zaten zar zor ilerlerken bazen bir Lord, bazen de şehrin önde gelenlerinden biri tarafından durduruluyor, kısa bir hoşgeldiniz merasimi gerçekleştiriliyordu. Kastor'un kalabalığın ve "evinize hoşgeldiniz" lerin arasından kurtulup eski evine varması neredeyse bir saatini aldı.

    Tanımadığı uşak onu kibarca kabul salonuna yönlendirdi. Salona girdiğinde eşyaların bakımsızlıktan dolayı eskidikleri gözüne çarptı hemen. Sürgündeki yılları ailesini de etkilemişti. Salonun diğer ucundaki işlemeli sandalyenin yanına gitti. Resmi kabullerde oturduğu sandalyeydi bu. Ancak oturmadı, arkasına geçip üzerindeki işlemelerde elini gezdirdi. Eski günleri hatırladı. Sadece Veluca Lord'u iken geçen günleri. Kral olarak aday gösterilmeden önceki günleri.

    Kral olmak için aday gösterildikten sonra herşey değişmişti. Kendisini destekleyen Lord'lar konsey'de, Ergellon'da birden karar değiştirmiş, hepsi Graveth'e oy vermişti. Graveth ile aralarında zaten kişisel bir husumet vardı. Kral olma yarışında karşı karşıya gelmeleri, üstelik oylamanın da olaylı geçmesi herşeyin üzerine tuz biber ekmişti. Kastor'un hayatı tehlikedeydi artık. Sürgün'ü seçmişti.

    Evin salonunda eski günleri hatırlayan Kastor'un düşünceleri karmakarışıktı. Acaba Kral olmak için kalkıştığı bu hareket, ikinci kez evinden, sevdiklerinden ayrılmasını gerektirecek miydi?

    "Baba!"

    Kastor sesin geldiği tarafa döndü ve genç bir kızın üstüne atladığını gördü. Ne olduğunu anlayamadan genç kız sımsıkı sarılmıştı. "Baba, baba!" diyordu sadece.

    Kastor'un kızın kim olduğunu anlamaya çalıştı. Sona birden anladı. "Ymira!" dedi. "Kızım bu sen misin? Ne kadar da büyümüşsün seni tanıyamadım. Ben giderken küçücük bir çocuktun, şimdi şu haline bir bak..."

    "Hiç de bile küçük değildim!" dedi Ymira gözlerindeki yaşları silerken. Sonra yaptığını farkederek güldü. "Ama hala küçük bir çocuk gibi inatçılık yapıyorum değil mi?" diye sordu. Sona Kastor'un cevabını beklemeden babasını kolundan çekiştirdi. "Hadi gel, annem bu tarafta o da seni gördüğü için çok sevinecek."

    ******

    Kaledeki büyük şölen salonu tıklım tıklım doluydu. Ortadaki tüm masalar kaldırılmış ve Lord'ların oturması için daire şeklinde dizilmiş sandalyeler konmuştu. 23 taneydiler. Arka bölümlerde ise onlarca insan ayakta Lord'ların görüşmesini izliyordu.

    Kastor ilk başta kalabalıktan rahatsız oldu. Bunun ciddi bir savaş konseyi olması gerekiyordu. Ancak Etrosq'un açıklamaları ile, ayrıca ailesini gördüğü için rahatlamış olduğundan dolayı da, sakinleşti. Kalabalığın kalmasına ses çıkarmadı.

    "Bu normal bir savaş konseyi değil" demişti Etrosq. "Burada halkın ve Lord'ların desteğini yanımıza çekmeye çalışıyoruz. Ne kadar fazla insanın dikkatini ve desteğini alırsak o kadar iyi. Bunu arenada yapılan bir gösteri dövüşü olarak düşün."

    Kalabalık gittikçe sabırsızlanıyor, salondaki uğultu artıyordu. 21 lord sandalyelerine oturmuş Etrosq ve Kastor'un konuşmasını bekliyordu. İlk olarak Etrosq ortaya çıktı. Elini kaldırıp kalabalığa sessiz olmalarını işaret etti. Salon yavaş yavaş sessizliğe gömüldü.

    "Dostlarım," diye başladı Etrosq. "Rhodok halkı! Bugün burada kötü giden savaşa ve kötü yönetime dur demek için toplandık." Kalabalıktan patlayan onaylama ve alkış seslerinin dinmesini bekledi. "Graveth ve yandaşları 5 yıldır bizi kendi çıkarlarına göre yönettiler. Halkımız burada zayıf ve yoksul düşerken tüm ganimetleri kendi aralarında paylaştılar. Şimdi bu basiretsiz yönetim Svadya ile savaşta ne yapıyor? Koca bir HİÇ..."

    "Lord'larım, bugün burada geçmişteki hatalarımızı telafi etmek için toplandık. Evet buna HATA diyorum. Ben de dahil olmak üzere hepimiz, 5 yıl önce Lord Kastor'a haksızlık ettik. 5 yıl önceki o günde oyumuzu Graveth'ten yana kullandık. Bazılarımız bunu Graveth'ten korktuğu için yaptı, bazılarımız onun yalanlarına inandı... Yaptığımız hatanın sonuçlarını görüyoruz artık. Şimdi yapmamız gereken, onurlu bir erkek gibi hatamızı kabul etmek olmalıdır."

    "Bazılarımız her şey için çok geç kalındığını ve Svadya'ya artık karşı koyamayacağımızı düşünebilir. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Aslında şu anda, şu salondaki insanlara bakınca Svadya'ya acıyorum. Kendini ülkesine adamış bu kadar insanın karşısında hiç kimse duramaz." Salonda tekrar bir tezahurat patlaması yaşandı. Ancak bu kez dakikalarca sürdü. Görevliler asalarını yere vurup sessizlik çağrılarında bulundular.

    Etrosq ise oluşan havadan memnundu. Kastor'un yanına yaklaşıp konuştu. "Şimdi hepsi elimizde" dedi. "Şu an Ergellon'a gidelim dersek hepsi hiç düşünmez bizimle gelir. Ancak tabii Ergellon'un da bir zamanı var."

    Kastor hiçbirşey demedi. Kalabalığın coşkusu onu da etkilemişti. Yavaş yavaş Kral Kastor ifadesi zihninde daha net beliriyordu.

    Sessizlik sağlandığında Etrosq tekrar sözü aldı. "Önümüzde çetin sınavlar var." diye başladı. "Hem Svadya'ya hem de Graveth ve onun yardakçı tayfasına karşı savaşacağız. Lordumuz Kastor'u Ergellon'da, kutsal konseyimizde demokratik bir seçimle Kral seçmeden önce kazanmamız gereken muharebeler var. Bunun için ilk işimiz bir savaş konseyi oluşturmak ve Lord Kastor'u Mareşalimiz olarak atamak olmalıdır."

    "Şimdi burada, özgür Rhodok'un kanunlarına bağlı olan Lord'lar, Lord Kastor'u Mareşal olarak kabul ediyormusunuz?"

    Tüm Lord'lar hep bir ağızdan "EVET" diye bağırdılar. Kalabalık yine coşmuştu, görevliler insanları tutamadı. Kastor'un etrafı onlarca kişi tarafından sarıldı. Omuzlara alınan Kastor salonda dolaştırılırken tezahuratlar yayılıyordu: "Kral Kastor, Kral Kastor, Kral Kastor....






    Paylaş
    Mesaj Oloroi tarafından (16-08-2010 Saat 16:35 ) değiştirilmiştir.
    İletişim adresleri :
    Steam : seyitcoban95
    Steam grubumuz :TurnuvaL Mount Blade Topluluğu

  3. #3
    Oyuncu

    Üyelik tarihi : Jan 2009
    Mesajlar : 68
    Tecrübe Puanı 26
    Tecrübe Puanı Gücü : 27

    Standart



    Keşke sorsaydın yazan arkadaşa.






    Paylaş

  4. #4
    Bölüm Kaptanı
    Oloroi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Üyelik tarihi : Feb 2009
    Mesajlar : 1.368
    Tecrübe Puanı 586
    Tecrübe Puanı Gücü : 100

    Standart



    Ben O Sitede Banlıyım

    Oyüzden Oradan Kimseye Ulaşamıyorum.

    Ayriyeten Arkadaşlar Uzun Zaman Önce Düşündüğüm Ama Yapmadığım Lakin Şimdi Bu Arkadaşın Yapması Üzerine Tekrar Üzerinde Yoğunlaştığım Hikaye Yazmaya Başlayacağım. Bunun İçin Ayrı Bir Konu Açacağım.






    Paylaş
    İletişim adresleri :
    Steam : seyitcoban95
    Steam grubumuz :TurnuvaL Mount Blade Topluluğu

  5. #5
    The FatHer
    Yedek Oyuncu

    Standart



    Alıntı humanseyit Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ben O Sitede Banlıyım

    Oyüzden Oradan Kimseye Ulaşamıyorum.

    Ayriyeten Arkadaşlar Uzun Zaman Önce Düşündüğüm Ama Yapmadığım Lakin Şimdi Bu Arkadaşın Yapması Üzerine Tekrar Üzerinde Yoğunlaştığım Hikaye Yazmaya Başlayacağım. Bunun İçin Ayrı Bir Konu Açacağım.
    ben okulda hıkaye yazardım komık bıraz sacma sınıfı guldururdum bu hıkayelerı gorunce hatırladım D
    bende komık hıkayeler felan yazmak ısterım warbandla ılgılı hıkaye bolumu acılsın komık , korkun , romantık , dıyede bolumlerı olsun ;) bende yardım ederım






    Paylaş

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yandex.Metrica

Turnuval Yasal Uyarı!

Turnuval Bilgi paylaşım platformudur. Hukuka, yasalara, telif ve kişilik haklarına bağlıdır. "5651 sayılı yasada" belirtilen "Yer Sağlayıcı" olarak hizmet sunmaktadır. İlgili yasaya göre site yönetiminin tüm içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebep ile sitemiz, uyarıları dikkate alarak yasa dışı paylaşımlar hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Oluşabilecek yasal sorumluluklar "Üyelerimize" aittir.

Web sitemizi kullanmaya devam ederek, turnuval.com hizmetlerini sizlere daha iyi sunabilmek amacıyla kullandığımız cookie'ler (çerezler) ve kişisel verilerinizle ilgili Gizlilik Politikası'nı kabul etmiş olursunuz.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708 709 710 711 712 713 714 715 716 717 718 719 720 721 722 723 724 725 726 727 728 729 730 731 732 733 734 735 736 737 738 739 740 741 742 743 744 745 746 747 748 749 750 751 752 753 754 755 756 757 758 759 760 761 762 763 764 765 766 767 768 769 770 771 772 773 774 775 776 777 778 779 780 781 782 783 784 785 786 787 788 789 790 791 792 793