Sinema sektörünü giderek tekelleştiren (Politik olmaya gerek yok, burada biz bizeyiz.) ve hatta an itibariyle tekelleştirmiş olan Hollywood’un oyunlarla olan diyaloğu her zaman bir miktar problemli oldu. Yapımcılar, oyunlardaki ince ince işlenmiş karakterleri, özellikle büyük üstatların kaleminden döküldüğünde oyuncuyu daima ters köşeye yatıran olay örgüsünü sinemanın zengin anlatım teknikleriyle birleştirmek yerine, monitörlerimizden beyazperdeye uyarladıkları yapımların su katılmamış fanlarını sinema salonlarına çekerek kısa yoldan ceplerini doldurmayı tercih ettiler bugüne kadar. Hatta ne yalan söyleyeyim, en son Max Payne’i sinemada seyredip hüzünlere gark olduktan sonra uzunca bir süre kendime gelememiş, film bittiğinde salonun ortasında “Bir daha oyun filmi yok! Bir daha oyun filmi yok!” şeklinde sayıklamıştım. Ama görünen o ki sektörün bu artık bölümünde de artık bir şeyler değişiyor. (EA bile değiştiğine göre herkes değişmeli, In Flames R&B, Snoop Dogg Ankara Havası söylemeli.) İnteraktif dünyada artık her biri bir ikon haline gelmiş karakterler, hit yaratmakta asla zorlanmayan senaristler ve yüzlerce milyon dolarlık prodüksiyonlar eşliğinde sinema salonlarında da parlamaya hazırlanıyor! Eh, LEVEL Online olarak bu yapımlar arasındaki en iddialı 10 filmi mercek altına almak da bize düşüyor tabii ki.

Evet, yanlış duymadınız! Pac-Man’in de filmi geliyor. Gerçi EA bile değil... Öhm! Pardon, ne diyorduk? Hah; hepimizi zamanında televizyon başına kilitleyen ve birtakım televizyon kanallarındaki propagandalara inat, en sevdiğimiz sarı sünger olan (Tam sünger olmasa da en sevdiğimiz sarı ”şey” o.) Pac-Man beyazperdede arz-ı endam etmeye hazırlanıyor ancak “Pac-Man’in filmi de nasıl ola ki?” sorusuna yapımcı Crystal Sky Pictures’ın da bir cevabı olmasa gerek. Filmle ilgili bilgi vermekten fellik fellik kaçıyorlar ama ne olursa olsun böyle bir efsanenin sırf adıyla bile kitleleri sinema salonlarına çekeceğine ve yapımcı Crystal Sky’ı ciddi şekilde ihya edeceğine şüphemiz yok.


The Sims, -Elif’in de dediği gibi- daha çıktığı an ”kız oyunu” yaftası yapıştırılmış olmasına rağmen, 2000 yılında raflardaki yerini aldığı günden bugüne kadar uzanan süreçte tam 85 milyon adet kopya satmayı başarmış bir seri. PC tarihinin gururu ve en çok satan oyunu... Hal böyleyken böyle bir fenomenin beyazperdede başarısız olma ihtimali yok gibi bir şey. Ancak şu noktada ki tek sorun, yapımcı 20th Century Fox’un basınla veri alışverişinde bulunmaktan kaçınması. Hayır, adam gibi çıkın söyleyin kardeşim “böyle böyle bir film yapıyoruz” diye; nedir bu gizem yaratma mottosu anlamadık gitti!

Sınırları dünya haritasında kırmızı, kesikli çizgilerle belirtilen ve 1923 yılından itibaren “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak nitelenen bu toprak parçasında -ki biz ona “vatan” diyoruz- Xbox’a dair bir şeyler bulamamak... Neyse ki adamlar GoW’u PC’ye de çıkardılar da bir nebze olsun gönlümüzü aldılar, yoksa tövbe billah almazdık GoW’u bu listeye. Ama madem Microsoft barışmak için ilk adımı atmış, geri çevirmek yakışmaz bize. Filme dönecek olursak, arkasında Pirates of the Caribbean’ın da senaristliğini üstlenmiş Stuart Beattie ve New Line Cinema var. Hali hazırda Sera gezegeninde bir aksiyon filmi için müthiş bir “font” oluşturacağını düşünürsek, GoW’un son derece sanatsal ve lezzetli bir yapım olmasını bekliyoruz.

Yapımcılığını Marvel’dan Avi Avrad’ın, senaristliğini ise 300 filminden de hatırlayacağımız Michael Gordon’un üstlendiği yapım 2010 yılında vizyona girecek. Çeşitli fraksiyonlardan binlerce yaratığın saç baş birbirine girdiği, kanın, gövdenin ve büyülerin havada uçuştuğu epik savaş sahneleriyle gözlere, tamamı destansı şarkılardan oluşan kusursuz repertuarıyla da kulaklara hitap edeceğini düşünüyoruz. Bir de Avi Avrad’ı, zaten milyonlarca oyuncunun saplanıp kaldığı bir devasa online oyunun sinema versiyonun yapımcılığını üstlenip şu kriz zamanında eşeğini sağlam kazığa bağladığı için ayrıca tebrik ediyoruz. (Dikkat! Toplumsal mesaj var!)

Bir diğer devasa online oyunun sinema versiyonu daha! EverQuest’in savaş alanındaki Elfler’i ve Orklar’ı bir kenara bırakın ve bu boşluğu her biri ayrı yeteneklere sahip süper kahramanlar ve süper kötülerle doldurun. Tüm bunların üstüne savaş alanına ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyetsizliği yıkılarak dile getiren kocaman bir şehir ekleyin. Kulağa çok çılgınca geliyor ama işte aşağı yukarı böyle bir şey CoH...

Her ne kadar internet siteleri ve oyun dergilerinden yüksek notlar alamasa da son yıllarda izlediğim en iyi dramlardan bir tanesiydi Kane ve Lynch’in hikayesi. Karısını öldürdüğüne inandırılan bir şizofren ve gırtlağına kadar kirli işlere batmış olan iki karakterin, günahlarının bedelini ödediği ve müthiş ara videolarla desteklenen, son derece şaşırtıcı bir senaryo... İşte tam olarak filminden de beklediğimiz bu. Aksiyonun dozunu iyi ayarlayıp bu iki karakterin ruh hallerini merkez alarak, çevresine izleyenlerin uzun süre unutamayacağı dram öğeleri serpiştirmek. (Bu da yemek tarifi gibi oldu.)

Yıllarca bu yapımın isim haklarını ne mühendisler, ne doktorlar istedi de sevgili Kojima vermedi. “Yok kardeşim, bu projeye beni inandıramadığınız sürece size MGS falan yok!” şeklinde resti çekti. Bunun üzerine firmalar Konami’nin merkez stüdyoları önünde kuyruklar mı oluşturmadı, billboard’lara “Ne olur be Hideo? Beş dakikalık çekelim bari, hevesimizi alalım gidelim.” diye yazılar mı yazılmadı... Sonunda Kojima da dayanamadı ve MGS’nin sinema filmi olması yolundaki tüm pürüzler ortadan kalktı. Yalnız, tahmin edeceğiniz üzere, elimizde bu “exclusive” (Ahmet’imin kulakları çınlasın.) hikayenin dışında pek bir şey yok. Ha, bir de sevgili Hideo dayı, bir röportajında Snake için kafasındaki ismin Viggo Mortensen (Lord of the Rings’teki Aragorn.) olduğunu belirtmiş.

Bu oyunu oynamayan, bir şekilde bulaşmayan biri kaldı mı bilmiyoruz. PS2 tarihinin tartışmasız en başarılı serilerinden biri olan GoW’un sinemada da başarılı olacağını düşünüyoruz zira yapımcılar ortaya kötü bir iş çıkarırlarsa kendilerini memnuniyetle paralayacak bir ordu oyuncu olduğunu gayet iyi biliyorlar. Üstelik senaristi, Azap Yolu’nun da senaristi olan David Self. (Kratos’u kim oynayacak; işte bu hala belli değil.)

Her şey prensin Zamanın Kumları’nı (Sands of Time) ülkesine getirmesiyle başladı. Önce babanın gönlünü hoş tutayım derken tüm şehri yaratığa çevirdi, sonra yediği haltı düzeltmek için geçmişe gittiğinde hem babasından, hem de sevdiği iki kadından oldu. Üstelik zamandaki bu gelgit durumu nedeniyle kendi de bir canavara dönüştü ve Babil’in de kurtulduğu falan yoktu. Ama uzaktan başarısız gibi görünen bu profil, piyasadaki diğer tüm filmleri baz alarak söylüyorum, “all-star” seviyesindeki “cast” ekibi sayesinde değişmek üzere. Kadroya kısaca bakacak olursak, Jerry Bruckheimer (Pirates of the Caribbean), Jordan Mechner (Prince of Persia oyunları), Mike Newell (Harry Potter and the Goblet of Fire)... Film kısmetse 2010 yılında sinemaseverlerle buluşacak. (Bir de üçleme olarak planlandığını belirtmeliyim.)

Kaynak : Level Online