Cerrahi yöntemlerle yerleştirilmiş organik beyinler tarafından uçurulan şeytani makineler olan Shadow Droid’ler, aslında droid’den çok cyborg’tular.

Biyolojik doğaları, onlara normal droidlerde olmayan bir de avantajla donatılmalarına fırsat tanıyordu: Bu araçların beyni, Güç’ün karanlık tarafı empoze edilerek güçlendirilmişti.

İmparator Palpatine’in korkunç deneylere olan merakı olmasaydı Shadow Droid’ler de asla varolamazdı. Endor’dan sonra klonlarından biriyle yeniden hayat bulan Palpatine, güçlerini gizlice tekrar toplamaya başladı. Shadow Droid projesiyle ilgili çalışmalar da bu hazırlık kapsamında İmparator’un gizli üssü Byss’ta başladı ve buradan Derin Galaktik Merkez’deki başka askeri araştırma tesislerine de yayıldı.

Bir teoriye göre Shadow Droid konsepti, İmparator’un Ssi-Ruuk ırkının yaşam gücünü esir alan özel teknolojilerine duyduğu ilgiden dolayı hayata geçirilmişti. Fakat baş teknisyen Umak Leth bu sürüngenimsi yaratıkların ”entechment” dediği teknolojiyi kopyalayacak birikime sahip değildi ve bunun yerine daha klasik olan devre-beyin arasında sinir sitemi bağlantıları uygulamasını tercih etti.

Bunun için Leth ve yardımcıları ağır yaralanmış ya da sakatlanmış TIE yıldızsavaşçısı as pilotlarının beyinlerini çıkardılar. Besleyici sıvılarla dolu özel koruyucu kozalara yerleştirilen beyinler dış sensörlere, uçuş ve silah kontrol sistemlerine ve sofistike taktik bilgisayarlara bağlandılar. Bu sibernetik eklemeler pilotların kalan tüm insanlık kırıntılarını yok etti, fakat onların refleks ve kabiliyetlerini normal hayattaki hallerinden daha etkili hale getirdi. Ve son bir sapıkça ”armağan” olarak, Palpatine bizzat yeni öğrendiği karanlık taraf teknikleri sayesinde beyinlere sınırlı bir karanlık tarafı hissetme becerisi kazandırdı.

Pilot bölmeleri olmadığı ve minyatürize edilmiş sistemleri olduğu için normal yıldızsavaşçılarından daha ufak olan, simsiyah boyanmış Shadow Droid’ler benzersiz, aerodinamik bir dizayna sahiptiler. Uzayda rahatlıkla bir X-Wing’in hızına erişebilirlerdi. Fakat hiper-sürücü motorları yoktu. Atmosferde manevra yeteneği yüksek bir repulsorlift ünitesinden faydalanıyorlardı, fakat iyon motorları sayesinde fazla zorlanmadan süpersonik hızlara ulaşabilirdiler. Gövdelerini kaplayan parlak metal metal alaşımı onları düşman sensörlerinde görünmesi güç kılıyordu.



Araç ufak boyuna göre korkutucu sayıda çok silaha sahipti. Komuta-motor podunun iki tarafından uzanan kısa kanatlarda bir dört namlulu hafif blaster topu, bir iyon topu ve bir de elektromanyetik akım topu bulunuyordu. Gövdeden sarkan iki ilave paylonda da bir şok füzesi lançeri ile proton torpidosu tüpü vardı. Son olarak gövde üstünde arkayı korumaya yarayan iki hafif lazer topu vardı.

Shadow Droid’ler uzun menzilli antenleri sayesinde kendilerini savaş alanına taşıyan ana gemideki kontrolörlerle bilgi alışverişinde bulunuyorlardı. Makinlerin Güç’ü tam olarak nasıl kullandıkları bilinmiyor, ama bu büyük ihtimalle bir önceden uyarı sistemi, yani bir nevi ‘altıncı his’ten ibaretti.

Pahalıya patlayan Shadow Droid’ler klon İmparator’un seferini başlatmasından kısa bir süre sonra sınırlı sayılarda ön hatlara sürüldüler ve Balmorra Savaşı’na katılıp Onderon’da Eclipse II’nin savunmasını üstlendiler. Savaş sonuçları umut vericiydi, Shadow’lar son derce öldürücü çıkmıştı. Fakat neyse ki bundan hemen sonra Palpatine, Umak Leth ve projenin tüm teknisyenleri öldü, Byss havaya uçtu ve İmparatorluk iyice dağıldı. Böylece Shadow Droid üretimi ve buna benzer makinelerin yaratılması ile ilgili bilgiler ve imkanlar tamamen ortadan kalktı.